2 Mayıs 2014 Cuma

rüştü onur...

SALÂH BİRSEL
RÜŞTÜ ONUR / ŞİİR / SEL / 2012 / 125 sayfa

Her şey Kelebeğin Rüyası filmini seyretmemle başladı. Yılmaz Erdoğan’ın yazıp, yönettiği ve oynadığı bu filmin ertesi günü kitabın siparişini verdim elime ulaşır ulaşmaz da aynı gün kitabı bitirdim.
Rüştü Onur henüz 22 yaşında vefat etmiş hiçbir kitabı yayınlanmamış, ama yayınlanmış olan birkaç şiiri ile gelecek vadeden bir şair olarak anılmıştır.
Verem denilen illete, Zonguldak’ta olsa olsa bakımsızlıktan ve kötü yaşam koşullarından yakalanarak arkadaşı ile birlikte genç yaşta aramızdan ayrılmıştır. Filmi izlerken ve kitabı okurken insanın içi acıyor gerçekten ve ne kadar yazık diye düşünüyorsunuz… Kim bilir kimler o yıllarda aynı koşullardan hayata gözlerini yumuyordu?
Salah Birsel öleli uzun yıllar oldu. Bu yüzden yeni kitapları çıkmadığından elimde olan ciddi külliyata yeni bir kitap eklemiyordum. Bu filmle birlikte ilk baskısı Yeditepe Yayınları tarafından 1956 yılında yapılan kitap, filmin başarısı üzerine 2012 yılında Rüştü Onur’un birkaç yazısı da ilave edilerek tekrar basılmıştır. Ben bu kitabı kitap listelerimde Şiir bölümüne koydum. Oysa kitap yalnız şiirlerden oluşmuyor. Mektupları, Ardından Yazılanlar ve Yeni Zonguldak Gazetesi’ndeki Yazılardan oluşmaktadır. Rüştü Onur bir şair olarak yaşadı ve öldü. Hiç kitabı basılmadı… Bu yüzden onun bu kitabı bir şiir kitabıdır benim gözümde…
Salah Bey bu kitapla eski bir dosta hak etti saygıyı, ilgiyi göstermiş ve ona olan borcunu ödemiştir.
Kitaptan şunları aktaracağım:

Halkevi kütüphanesi yeni gelen her şeyi önce bana haber veriyor. Ben sansür gibiyim. Yeni gelen her kitap, mecmua, gazete önce benden geçiyor.
-
Kastamonu’da hocamız Abdülbaki Gölpınarlı idi. Sf:75
Rüştü Onur’un şairliği ve açlığının sebebi hocasındanmış. Gölpınarlı gerçek bir araştırmacı ve değerli bir bilim adamadır.
*
Gel denilinceye kadar Amele Birliği Hastanesine Bunu ben değil doktorlar istiyor. Muzaffer Tayyip ile yan yana yatacağız. Zavallı çocuk bir aydır yatıyor. Beni görünce kim bilir ne kadar sevinecek. Bahtsız iki şair yarın aynı koğuşta yan yana ölümü düşünecekler. Salah her şeyden nefret ediyorum. Biz hastayız. Bakılmak lazım, hani para, hani sanatoryum, hani şefkat? Altı aydır sıra bekliyorum. Ağır hasta olsaydık, sanatoryum emri, biz toprağa döndükten sonra gelecekti. Hayat bu. Tuttuğum her kapının kulpu elimde kaldı. Güvendiğim bütün dağlara kar yağdı. Ve ben bütün şiirlerimi mahrumiyet içinde yazdığım halde onlarda neden saadet kokuyor? Saadeti ömrümde bir kez tatmamış adam değilim. Ve bütün insanlara haykırıyorum: Ben sizi düşünüyorum. Sizin beni düşünmediğinizi bildiğim halde. Ne yazayım kardeşim? Ben zaten yazılmış bir mektubum ki bütün postalar bırakacak bir yer bulamadılar. Sf:83
*
Bugün çok sevdiğim dünyaya doyamayacağım gibi geliyor bana. Daha koklamdığım çiçekler var, tadamadığım meyveler, havasını teneffüs edemediğim, insanlarıyla omuz omuza gezemediğim şehirler. Ve nihayet yazamadığım şiirler. Ben ölecek adam değilim Salah. Sf:85
*  

Nedamet

Tanrım açamadık içimizi
Artık buluşmak mahşere kaldı.

Ne yelken ne gemi var limanda
Kaçmak bir uzun sefere kaldı.

Mercan bir sahildeymiş gemiler
Bulmak kasvetli günlere kaldı. Sf:28
*
Denize Serenad

Neyim varsa
Sana bırakmalıyım deniz
Sende geçmeli mevsimlerim
Sende çiçek açmalı ağaçlarım

Sende yaşamalıyım deniz,
Asi ve hür
Sende ölmeliyim
Bulutlara bakarak. Tsf:38
*
İtiraf

Ben,
Gülebilmeniz için ağlıyan
Ağlayabilmeniz için gülen adam.
Ben bir târik-i dünya
Hallac-ı Mansur’dan sonra
Benim derim yüzülecek
Zonguldak’ta
Ve gözlerime mil çekilecek.

Ben bir târik-i dünya
Ne ev ne bark
Ne çoluk çocuk sahibi.
Bütün malı mülküm
Ellerim ayaklarım
Ve gözlerim.
Kupkuru bir kuyudayım ki
Yusuf’u özlerim. Sf:64
*
Hülâsa         
        
                    Cahit Sıtkı Tarancı’ya

Ben ölsem be anacağım
Nem var ki sana kalacak.
Ceketimi kasap alacak,
Pardösümü bakkal
Borcuma mahsuben…
Ya aşklarım
Ya şiirlerim n’olacak
Ya sen ele güne karşı
Nasıl bakacaksın insan yüzüne.
Hulâsa anacığım
Ne ambarda darım
Ne evde karım var.
Çıplak doğurdun beni
Çıplak gideceğim… sf:69
    
Taylan Köken

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder