18 Temmuz 2018 Çarşamba

sana...

Sana düşüyorum, sana uzanıyor, sana tutunuyor, sende kayboluyor
Seni arıyorum, sana vuruluyor, sana kanıyorum, sana kanıyorum
Sana kavruluyor, sana çarpıyorum, sende parçalanıp, sende kırılıyor
Sana dağılıyor, sende keskinleşip, sana batıyorum, sana çıkıyorum
Sana koşuyorum, sana dolanıyor, sende sendelenip, sana düşüyorum
Sana debelenip, senden çıkamıyor, sana kilitlenip, sende kalıyorum
Sana birikiyor, sana akıyorum, sana dökülüyor, sende dalgalanıp
Sende çırpınıyor, sana çöküyorum, sende boğuluyor, sende ölüyorum 
Cem Adrian

taylan köken

17 Temmuz 2018 Salı

kitap kurdu...

İdeal bir kitap kurdunun evinde, en azından 7.000-8.000 dolayında kitap bulunmalıdır. İdeal kitap kurdu, evde her yer tıkabasa kitap olduğu için, aradığı kitabı hiç bulamamalı, ya da bulabilmek için bir yığın kitabı bir yerlerden (alttan, üstten, önden, arkadan) çıkarıp derinlere ya da içerilere ilerleyebilmelidir. 

İdeal kitap kurdu, akşamlan, eve gelirken, eşinin ya da çocuklarının sıkı gözetimi altında bulunacağını bilmeli, eve kitap sokabilmenin yeni ve değişik yöntemlerini keşfedebilme becerisini gösterebilmelidir!... 
Hilmi Yavuz -Kebikeç Dergisi Sayı:1 1995


Not: Serozan'ım Hilmi Yavuz'un Kitap Kurdu tanımlamasında kendimi buldum. Bir insan büyük evi niçin ister?..

Taylan Köken

16 Temmuz 2018 Pazartesi

kebikeç...

Eskilerden rivayet: 
Kitapları, kitap kurdundan
ya da güvelerden korumak
için, kitabın ilk yaprağının üzerine, 
"yâ kebîkeç" yazılır; 
"yâ kebîkeç" yazılı kitabı
güvelerin yemediğine inanılır.
Kebîkeç, 
kitaptan güveden koruyan meleğin,
cinin ya da şeytanın adı.
Hilmi Yavuz
Kebikeç Dergisi No:1
1995

Taylan Köken

14 Temmuz 2018 Cumartesi

ressamlar üzerine...

Ressamlar Üzerine:

- Resimdeki kadın erkek, alayının poposu değirmen taşı kadar büyükse; Rubens
- Resimdeki adamlar, şaşı, kıvırcık saçlı ve travestiye benziyorsa; Caravaggio,
- Eğer herkesin vücudunda “töööbe bismillah, n’oolmuş lan buna” dedirten bariz bir tuhaflık varsa; Picasso,
- Resim, kafanızın trilyon olduğu bir gece veya sabaha dair hatıralar gibiyse; Dali,
- Resim karanlık ve insanların suratında kabızlıktan ölüyormuş gibi bir ifade varsa; Titian,
- Resimde çok çok fazla insan var ve insanlar normal görünüyorlarsa; Bruegel,
- Herkes, kadınlar da dâhil %80 Putin'e benziyorlarsa; Van Eyck,
- Resimdeki insanlar, tozlanmış da grup seks yapıyormuş gibi görünüyorlarsa; Bosch,
- Herkes, solgun sokak lambasının altındaki ayazda kalmış mezarlık iti gibi görünüyorsa; Rembrandt,
- Resimde oraya buraya serpiştirilmiş en az 3 melek ve kuzular alan varsa; Boucher,
- İnsanlar çıplak, güzel ve üst üste yığılmışsa; Michelangelo,
- Balerin varsa; Degas
- Resim keskin, koyu renk, mavimsi, insanlar sakallı ve açlıktan geberiyomuş gibi görünüyorsa; El Greco,
- Tek gördüğünüz, magirus tamponu gibi yekpâre kaşlı bir kadınsa; Frida,
- İnsansız, benekli benekli bir doğa anlatımıysa; Monet,
- Kafaları güzel, mutlu parti insanlarının olduğu bir ortam ise; Renoir,
- Kafaları güzel, mutsuz parti insanlarının olduğu bir ortam ise; Manet,
- Arka plan "Yüzüklerin Efendisi"ni anımsatıyorsa, ortalıkta tuhaf mavi bir sis varsa ve saçlar asla fön konmamışçasına kıvırcıksa; Da Vinci,
- Rengarenk boyanmış excel sayfası gibi birşeyse; Mondrian,
- Bakar bakmaz, “hadi lan, bunu ben de yaparım” diyorsanız; Miro’dur.

Aktaran: Taylan Köken

12 Temmuz 2018 Perşembe

para...

İnsan mı paraya bağlı,
Para mı insana bağlı?
Bu, insana bağlı...

Özdemir Asaf

8 Haziran 2018 Cuma

şarap erdek'te bulundu...


Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi parçalar halinde yayınlanmaya devam ediyor. Önce 10 cilt transkripsiyonunu aldık, ardından Türkçe çevirisi parçalar halinde yayınlanıyor. Seyahatnamenin Cilt 5/1 kitabında şarabın bulunuşunu aktarıyor bize Çelebi. Kitaptan aynen aktarıyorum, buyurun:
   
Hicapsız (utanmaz) şarabın bulunuşunun sebebini bildirir
Yunan tarihçilerinin sözleri üzere, Cemşid bu Aydıncık diyarında doğup büyümüş zengin biri idi. Lâkin bunun bir güneş ve ay parçası kızı var idi. Cemşid onu bir an görmese duramazdı. Allah'ın hikmeti o yıldız gibi parlak kız hasta olunca nice bin tabipler ona çare aradılar, ama bir çare bulamadılar. Bir gün lânetli şeytan Cemşid'e usta hekim suretinde gelip kızın nabzına yapışıp:

"Bunun derdi ciğerdedir. Tez üzüm getirsinler" deyip

Cemşid ve şeytan üzümü sıkıp şişelere ve küplere koyup 40 gün olunca şeytan Cemşid m kızına bir kâse içki verince sanki kız uykudan uyanır ve şaraptan akıllanıp gördü ki bedenine hafiflik, eskisi gibi sağlık gelmiş. Hemen kız kalkıp doğru Cemşid'in katına gelip başından geçenleri ona bir bir anlattı.

Hemen Cemşid buyurup tabip şeytanı katına çağırıp şarap kabının ağzın açtılar, ama sanki ejderha ağzından ateşler çıkıp ağzı salyasından korkarak hekim şeytan için Cemşid için çeşnisini tuttular. Gördüler ki su ve ateş birbirleriyle zıt olup "İki zıt bir araya gelmez" iken su ve ateş bir yere gelmiş. Dışı acı ve içi tatlı bir safâ veren yapıdadır. Bu hikmetin hayranı ve bu şerbetin sarhoşu olup Cemşid’in kızına bu duhter-i rez (asma kızı, şarap) şerbetini verip içtikçe şifâ bulup sağlığına kavuşup al al yanaklar hâsıl bu Cemşid şarabından başkasında bulunmayıp ilaç için sata sata bu Aydıncık ve Erdek'de Cemşid meyhanecilik ede ede Kârûn malına malik olup tanrılık davasına başladı.

Ne kadar yaşadığı belli değildir, ama 700 yıl padişah olup ilim tartışmaları yapmak, silâh düzmek, kireç, üstübec, misk, ûd, reyhan, kalya misk, kaku çeşitleri, çadır, hamam, nefir (boru), zurna, ayna, sabun ve kiriş yapmak, halkı dört bölük edip bir bölüğü ulemâ, birini binici, birini sanat ehli ve birin çiftçi edip Istacr şehrini ve bu Aydıncık şehrini imar edip şarap içe içe aklına hafiflik gelip nikriz hastalığı derdinden tanrılık davasına kalkışmış, Şeddad bin Âd Cemşid'e galip gelip oğluyla Dahhâk-ı Mârî adlı vezirini Cemşid üzerine derya gibi asker ile gönderip Aydıncık adlı yerde dövüşerek Cemşid Ayasluk şehri kalesine kaçmıştır. Orada tuttuklarında Cemşid'i destere ile ikiyi biçip cihan halkı şerrinden emin olup Cemşid Ayasluk’da yatar. 

Sonra Ad ibn-i Şeddad şarabı yasak edip nice bin insanı katletti. Sözün kısası, şarap bu Erdek’de icat edilmiştir. 

Taylan Köken

7 Haziran 2018 Perşembe

bilmeceler...


LEONARDO DA VINCI
BİLMECELER/ANLATI/SEL/2001/51 sayfa.

Sel Yayınlarının Geceyarısı Kitapları dizisinden çıkan ilginç bir kitap daha. Türkçe çevirisi Samih Rifat tarafından yapılmış. Bilmeceler kitabının alt başlığı Kehanetler. Aslında kitaba isim için bu çok daha doğru bir tercih olurdu.

Rönesans saraylarına yalnız ressam olarak hizmet vermiyormuş Da Vinci. Aynı zamanda sarayda yapılan sanat gösterilerini hazırlayan, kompozisyonlar çizen, günümüzün deyimiyle kreatörlük yaparak da geçinen bir sanatçıdır o. O dönemin moda uygulamalarından biri de eğlence aralarına sıkıştırılan muammalar / bilmeceler’dir… Bu kısa aktarımı Samih Rifat’ın ön yazısından aktarıyorum.

Bu kitap günümüzde yüzlerce müzeye dağılmış olan Da Vinci’nin defterlerinden ve başka kaynaklarda ona atfedilerek yazılan kitaplardan derlenerek oluşturulmuştur. Sanatçının hayal dünyasını bize aksetmesi açısından ilginç örnekler vermektedir bu kitap ve o gözle incelenmelidir.
  
Kitaptan birkaç örnek aktarayım:

Güneş yuvarlağının yürek vuruşları.
Bir şey çıkacak ortaya, onu örtmek isteyecek kişiyi örtecek. Sf:13
*
Öğüt üstüne.
En gerekli olanı kimse bilmeyecek; bilinse bile yanlış bilinecek. Sf:14
*
Denizin büyük bölümü göğe kaçacak ve uzun süre geri dönmeyecek:
yani bulutlar. Sf:49
  
Taylan Köken

1 Haziran 2018 Cuma

dualar kalıcıdır...


TUNA KİREMİTÇİ
DUALAR KALICIDIR/ROMAN/DOĞAN KİTAP/2007/177 sayfa.

Dar mekânda sadece diyalogla geçen bir roman. Çok rahatlıkla iki ana oyuncu bir figüranla tiyatro eseri olarak kulllanılabilir. Bu anlamda ilave kurgularla ve oyunculukla bir tiyatro eseri olabilir ama benim ölçülerimde sıradan bir roman olarak kalacak.

Rosella ömrünün son dönemini İstanbul’da yaşayan bir Yahudi kadınıdır. Pelin isminde bir kız öğrenciyi kendisine yarenlik etmesi için tutar. Son günlerinde geçmişe giden Rosella Hanım gençliğinde, eşi Aldo ile yasak aşkı Enver Rigan ile yaşadıklarını anlatacaktır. Enver Rigan’ın tarifi Nazım Hikmet’tir. Pelin Hanım ise hayalinden uydurduğu değişik memleketlerden erkeklerle olmayan ilişkilerini uzun uzun madama aktaracaktır.
 
Rosella Hanım son nefesini vermeden önce tüm hikâyesini zor da olsa Pelin’e aktarır. Geride bırakmış olduğu mektupla da evini, kedisini ve yanında çalışan, hiç sesi çıkmayan hizmetçisi Zelda’yı ona bırakacaktır.

- Tanrılar farklı bile olsa dualar aynı Matmazel. Buda’ya edilen duayla Allah’a edilen arasında zannettiğimiz kadar büyük bir fark yok ki… Hasretler, ümitler, korkular… Benziyorlar aslında… Hatta Kudüslü bir şair “Tanrılar gelip geçer, dualarsa kalıcıdır” demiş.
- Güzel demiş.
- Bu yüzden birini mahkum etmeden evvel, dualarını dinlemek lazım bence. İnsan insanı ancak o vakit sahiden tanıyor. Sf.76

Taylan Köken        

28 Mayıs 2018 Pazartesi

muhacir olmak da varmış


BAHAEDDİN DEMİR AYDIN
MUHACİR OLMAK DA VARMIŞ/ANI/İŞ BANKASI/2013/132 sayfa

İş Bankası Kültür Yayınları ender, bilinmeyen kişilerin anılarına yer vererek, tarihi konulara ışık tutmaya devam ediyor. Rumeli’de devlet için değişik görevlerde çalışan bir memurun Balkan Harbi arifesinde bölgesinde yaşadıklarını hatıratına ayrıntılarıyla aktarmış. Bence konunun tek eksik kalan kısmı bu anılarını sonradan kaleme alınmış olması. Keşke Bahaeddin Demir Bey günlük şeklinde bunları yazmış olsaydı daha sağlıklı bir veri aktarımını sağlamış olurdu.

B.D.A.’nın anıları torunu Demir Küçükaydın’ın dikkatini çeker. Bu anılarının genel çevirisini yaptıktan sonra düzenlemeler düzgün bir çeviri için Figen Taşkın ile Mustafa Yeni kitabı basıma hazırlayacaktır. Kitabın alt başlığı Rumelili Bir Kalem Efendisinin Anıları şeklindedir. Malum tarih kitapları, siyasi olayları, sebepleri ve sonuçları irdeler. Oysa Bahaeddin Demir Beyin anıları gibi günlük yaşamın nasıl olduğunu aktaran, sıradan insanların hayatlarına değinen yazılar çok azdır. Bu kitaba bu gözle bakılmalı ve okunmalıdır.

Kitaptan birkaç kısa not aktarmadan önce 132 sayfalık kitabın 84 sayfada bittiğini belirtelim. Kalan bölüm ise transkripsiyon (çeviri) ve dizin bölümlerinden oluşmaktadır.

İnsana güvenme ölür, duvara dayanma yıkılır. Sf.19
*
Kesriye’de işsiz bulunduğum esnada ara sıra eski sadık dostlarımı ziyaret ederdim. Ancak aramızda (olması gereken) dayanışmadan eser görülmediği gibi beni zoraki kabul ettiklerini hisseder, benim bir ricada bulunacağımı düşünerek ret cevabı vermeye hazır beklediklerini tahmin ederdim. Bu hal ve işsizlik beni üzerdi. İnsanların bu kadar iyi gün dostu olduklarını hiçbir vakit hatırımdan geçirmemiş olduğumdan içim kan ağladı.
Binaenaleyh Kesriye’den ayrıldım ve Manastır’a giderek bir memuriyet takibine başladım. Sf:27
*
Selanik’e gittim. (19 Mart 1899) Oradan Romanya bandıralı Karlo ismindeki gayet hızlı tekneyle Dersaadet’e geçtim. Sf.28
*
Yazar Rumeli’yi Kaybettirenler bölümünde yaşadıklarından da referanslar vererek harika bir analiz yapmıştır. Bu bölüm başlı başına ayrıntılı okunarak değerlendirilmelidir.

Taylan Köken

20 Şubat 2017 Pazartesi

bakırköy'ün düşünen adamı...


Rodin'in Düşünen Adam'ı ve Bakırköy
Özet:
"Düşünen adam heykeli çeşitli ülkelerde müze ve okullarda yer alırken, bizde akıl hastanesinin bahçesinde olması en güzel özet aslında..."

Hikaye:
Rodin’in onca heykeli varken “Düşünen Adam” heykelinin kopyasının akıl hastanesinin bahçesine dikilmesi fikri, 1950’li yıllarda başhekimlik yapan Fahri Celal Göktulga’dan çıkmış. 1953 yılında bir dergide heykelin fotoğrafını gören Başhekim Göktulga, heykelin yapımı için orada yatan hastalardan heykeltıraş Kemal Künmat’a ricada bulunmuş. Aslında güzel sanatlar mezunu olmayan, Bakırköy’de yaşayan Künmat, eli yatkın olduğu için Rodin’in eserini yapmayı kabul etmiş. Bakırköy’deki taş ocaklarının birinden çıkartılan devasa kaya, askeri birliklerin de yardımıyla bugünkü heykelin durduğu yere getirilmiş. Düşünen Adam’ı yontmaya başlayan Künmat, heykelin bitmesine az kala "Ben bu kadar emek harcıyorum, paramı isterim..." demeye başlamış. O dönem başhekim yardımcısı olan Faruk Bayülkem, Künmat’ın, Düşünen Adam için 40 bin lira istediğini söylüyor. Başhekim maaşının 400 lira olduğu günlerde zaten ‘heykel ödeneği’ olmadığı için Künmat’ın talebi geri çevrilmiş. Bunun üzerine alıngan heykeltıraş, heykelin elini çenesine koyduğu kolunu yapmadan öylece bırakmış. Göktulga, Künmat’ın hastanede çekip gitmemesi için ikna edilmek üzere Bayülkem’i görevlendirmiş. Künmat’a para verilmemiş ama özel odalarda yatırılmış, gömlek alınıp hediye edilmiş. Bakırköylü Rodin, emeğinin karşılığını alamayınca heykeli öylece bırakarak gitmiş. Heykel 6 ay boyunca kolsuz beklemiş.

Hastane yönetimi kara kara düşünürken, depresyon tedavisi için hastaneye yatan Yüzbaşı Mehmet Pişdar, heykelin kolunu tamamlayabileceğini söylemiş. Bayülkem, heykelin diğer yerlerini de bozmasından korktuğu Yüzbaşı’ya başka bir kaya parçası vererek bir kol yapmasını istemiş. Yüzbaşı güzel bir kol yapınca, Düşünen Adam yeni ustasına havale edilmiştir. Hastane yönetimi “Heykeli tamamlarsan taburcu olacaksın.” diye vaatte de bulunmuş. O da kabul etmiş. Bakırköy’deki Düşünen Adam’ın elini çenesinin altına koyduğu, dirseğini de dizine dayadığı sağ kolu işte bu yüzbaşı tarafından tamamlanmış. Yüzbaşı, heykeli tamamladıktan sonra gerçekten taburcu edilmiş. O dönemde heykelden çok gazetecileri bir düşünce almış. ‘Neden düşünen adam heykeli dikildiği’ sorgulanmaya başlanmış. Bayülkem gülerek gazetecilere, “Hastane dışındakilerin durumu içerdekilerden daha kötü. Bu heykel onların durumu ne olacak diye düşünüyor.” yanıtını verdiğini söylüyor.
Heykel, zamanla Türkiye’de Cehennem Kapısı’ndaki Dante’yi bile unutturup bambaşka anlam kazanmıştır. Yarım asır önceki gazetelerin "Dikkat! Tımarhaneden azılı ve tehlikeli bir deli kaçtı, aramızda dolaşıyor” manşetlerini attığı günlerden Yeşilçam filmlerine kadar ‘akıl hastalığı’ ile adeta özdeşleşmistir.