30 Kasım 2012 Cuma

cimri taş bebek...

"yaşar alptekin ile 
aşk yaşadık,
ona bir tek kazak verdim."
demiş taş bebek...

taylan köken

29 Kasım 2012 Perşembe

aşk beni geçer...

ABDÜLKADİR BUDAK
AŞK BENİ GEÇER / ŞİİR / CAN / 2003 / 62 sayfa

Türk şiirinin önemli şairlerinden biridir Abdülkadir Budak. Kendine has bir dil geliştirmiş ve sürekli bunun üzerine koyarak geliştirmesini bilmiştir. Bu kendine özgü şiirde, kendi döneminin acılarını çok rahatlıkla seçebilirsiniz ve zaten şair çağına duyarlı değilse, şair olabilir mi? İyi şiir ve şair budur. Farkında olan; iyi şiir yazmaya çalışan, şiir üzerine düşünen, ironi ve humoru bilinçli kullanan bir şair.

Bu kitabı 1998 yılı Halil Kocagöz Şiir Ödülü’nü almıştır.
Kitap Aşk var ve Kırgın, arkana bakma başlıklı iki ana bölümden oluşuyor.

Kitaptan bir şiir aktaralım:

SON DÜELLO

Kitaplarını alacaksın düşlerinin yanına
Ayışığı desenli yorgan kayacak üstünden
Annen senin yerine bir daha üşüyecek
Çiy tanesi düşürecek –en çok da sana benzeyen-
Uykusuz gecelerin kirpiklerine
Dönüp bakacak deniz, belki dalga geçecek
Yüzmesini bilmeyen bu acemi tekneyle

Umutsuz bir aşkta karar kılınca
İkinci el piyasası yükseldi acıların
Kimseler fark etmedi tozun dumanın içinde
Bastırılmış duyguların ifadesi şiirleri
Çoğunluğu acıyan yerlerinin dipnotu
Geceleri yastığına düşen yalnızlık değil mi?

Ellerini kanattı diken bir gül imgesinde
İmza atmayı denedin, parmakların tutuştu
Sokağa çıkma yasağı koydular düşlerine
Yeniden sığınağına, şiirlerine döndün
Rus ruleti biçiminde yaşadığın hayatına
Kirlenmemiş su kalmadı, hangisinde yıkanasın
Üstelik bir kitabın adında kaldı Leyla

Bıçağın kendini canını yakması demek oluyor
Düşlerine konulan sokağa çıkma yasağı
Kaybedeceğin düelloya davetiye çıkardın
Altı kitap diyordun, buldun işte o sayıyı
1996 sf:56-57

   
Taylan Köken

28 Kasım 2012 Çarşamba

kırklar kitabı...

HASAN ÖZTOPRAK
KIRKLAR KİTABI / ŞİİR / CAN / 2002 / 69 sayfa

Aşk, keder, acı, terk ve “çöllere düşmek” üzerine şiirler.
Bir ilk kitap değil. Ancak 40 yaşını doldurmuş olan şairin, bu yaşlarda yazdığı ilk kitabı.

Kitaptan bir şiir aktaralım:

Yaşadıklarımızın üstündedir hayat

kayıptır çölün yolu
çölde, her adım bir yol açar kendine

her yol biraz daha tuzak
her tuzak biraz daha suçluluktur

lanetli bir ömürdür bu kısaca
şimdi içinden geçtiğim

kadınlar yontulmuş birer heykel gibi girdi hayatıma;
oturduğum koltuk, başımı yasladığı omuz,
elime aldığım kitap, yüzüme kapanan kapı,
kovulduğum mekanlar, kaybettiğim zamanlar…
hiç’likti fısıldanan kulağıma;

dedi ki;
kayıptır çölün yolu
çölde hayat, biraz daha hiçleştirir cehennemi

arakamda bıraktığım izi, sırf bu izi silmek için peşim sıra
geldin: belki de bir cinayetin sanığısın çoğumuz gibi,
benim intiharımı taşıyarak yaşamışsın bunca yıl;

dedi ki;
kayıptır çölün yolu
çölde durmak da yürümek de intihardır aslında

ne kadar günahla, ne kadar arzuyla, ne kadar hırsla yaşadık.
Elinden tutarken senin, tanrıya yakınlığımı hissedebildin mi?
Kutsal bir yerden geldim yanına: Seninle doğdum. Sana
tutundum. Seni arzuladım…

dedi ki;
kayıptır çölün yolu
çölde tanrı, yeniden doğmak ve ölmektir.

kaç kez yaşadığımı kimse bilmiyor. Ama kırk iki dünya yılı
var ki, ben böyleyim. Kırk iki dünya yılı hep içimde öfke ve
özlem. İşte, çığlık çığlığa konuşmalarım: “Dinmesin içinde
toz toprak olduğumuz fırtına, sönmesin içinde kor olduğumuz
ateş, bir parçası olduğumuz bu dünya bitmesin.
Yaşadıklarımızın biraz üstünde de olsa hayat,
ona tutunmak için zaman var.
biraz daha öfke, biraz daha…

kayıptır çölün yolu
fakat
çölde, her adım bir yol açar kendime sf:19-23

   
Taylan Köken

27 Kasım 2012 Salı

ada defterleri..

ENİS BATUR
ADA DEFTERLERİ / GÜNLÜK / KIRMIZI / 2008 / 463 sayfa

Enis Batur’un bir bütün olarak düşündüğü ve Pasaport Damgaları ile birlikte yayınladığı günlüklerindendir. Özelikle yaşam alanı olarak ada-(lar) seçilmiş ve mevsimsel bir kaçışla burada nispeten kalabalıktan uzak, daha sakin bir yazma ortamı oluşturulmuş ve üretken bir serüvenin penceresi aralanmış.
Bu günlükte yalnız Enis Batur’un özelini (müsaade ettiği kadarıyla) görmüyoruz, onun çalışma şeklini, bir insan olarak çelişkilerini, korkularını, bir dost olarak özlemlerini, bir yazar olarak yaptıklarını ve yapamadıklarını açıklıkla gözlemleyebiliyoruz. Bir yazarı tanıma adına günlükler ve mektuplar önemli diye düşünürdüm, artık kesinlikle inanıyorum. Ben Enis Batur için, kıyıda kalmayı seçmiş, ama seçici 1000 okurdan biriyim. Onu izleyen, izlemeye devam eden ve sıkılmadan okuyan bir okur.    

Kitaptan notlar ile devam edelim:

Hayatımın en uzun, dolu günlerinden birini geçirdim burada, dün. Basmakalıp deyimle ‘yaşama sanatı’, ‘iyi yaşamak’ diye bir şey var işte: Her gün böyle yaşamayı bilmek gerekirdi. Aslında bilgi değil de, beceri bu. Sürekli devrim gibi, sürekli özen. Sf:19-20
*
İnsanlar adadalar, tek bildikleri bu. Ötesi, kulaktan kulağa yalan yanlış, yarım yamalak öykü kesitleri, anekdotlar, üstünkörü bilgi kırıntıları.
Şüphesiz, hiçbir şey bilinmesi de olur. Ama nerede o bilgelik? Sf:22
*
“İki şeye dimdik bakılmaz” der La Rochefoucauld: “Güneşe ve Ölüme.” Sf:30
*
Herhalde konuşmak kadar birlikte susmak da bir gereksinim halini almış içimde. Sf:37
*
Odana, adana neden çekiliyor, kimden saklanıyorsun: Kendinle alıp sevmediğin, başkalarından aldıkların, başkalarına vereceğin ne?
Bir kez daha: Neyin nesisin?
Ney’in sesi mi sanıyorsun, sende(n) dile gelen?
Üslûp soruları değil bunlar: Bana kendilerini sordurtuyorlar. Sf:69
*
Sagalassos, antik büyük kentler, Arkeoloji ve Tarih üzre serseri mayın konuştuk. Azınlık diyorum ya, seçkinlik vurgusu varsa burada işte: Hayatını bu soydan kaygılara, tutkulara yoğunlaştırabilmiş, belki bundandır ayrılmayı seçmiş, belki ondadandır kitleden kopup açığa doğru gitmek durumunda kalmış adacıklar. Sf:71
Çoğu böyle hissediyorum kendimi. Yaptıklarımın kalitesinin önemi yok. Çünkü, hep öğrenci olmak, öğrenci kalmayı seçmiş olmak beni kurtarıyor. Hepsi deneme bunların. Dene(dim) oldu, deneme oldu…
*
İnsanı, bir yalnızlığı besler, uyanık tutar; bir seçtiği, kimi zaman da boyuneğmeyi kabul ettiği ilişkileri. Sf:72
*
Temasta kalmamız iyidir. Sf:86
*
Yazmak (yapmak, iz bırakmak), yaşadığını (yaşamış olduğunu) ispata çalışmak (mı?). sf:107
*
Kendi hayatını en iyi kendisi yazabilir, diyebilir miyiz? (Diyemeyiz). Sf:109
*
Bir teoricik: Vasat kitapları, “nasıl da kötü yazıyorlar” diyerek kendilerini rahatlamak amacıyla okuyanlar var. Sıkı bir kitabı okumak, buna karşılık, insanı alarga halinde oluşundan suçlu değilse bile sorumlu kılıyor, rahatsız ediyor. Sf:110
*
İstanbul ya da Paris fark etmez, büyük şehrin çetin savaşı bize göre değil artık. İkidebir ada düşü boşuna kurulmuyor işte. Hele ki kenarda yaşamanın tartışmasız biçimde anlamlı olduğu uğraş ve tutkular hayatımızı yönlendiriyorsa. Sf:131
*
Victor Hugo ölmeden önce rahip istememiş, “beni Tanrı’mla baş başa bırakın” demiş. Sf:133
*
Bana nasıl yaşamak istediğimizi söyleyin, size işinizin ne oranda güç olacağını söyleyeyim. Sf:154
*
Yazan kişi, deniz fenerinden göz kırpmayı seçendir; seyyar el lambası değil. Sf:157
*
İyi sermaye, temiz para yoktur,  oysa iyi iş için sermaye şart. Sf:166
*
Hayatın en olumlu tarafı düşlerin masrafsız özelliği. Pahalı olan gerçektir. Sf:170
*
İnsan, yapayalnız ölüyor. Sf:180
*
Ada bir sığınak.
Sığınak, kaçılan her neyse, ondan biraz saklanmayı, biraz uzak durmayı, en azından uzak durmayı devreye sokan bir topografi birimi.
Saklanmayı değilse (kendini) sakınmayı. Sf:195
*
Nedir doğru? Çiğ ve yalınkat bir cümle: İnsanoğlu, Evrim’in bozuşmuş bir halkası, canlılar âleminin bir kazasıdır. Anlamın peşine takılmasına yol açar bir organın gereksiz ölçüde gelişmiş olması, oysa yoktur Anlam, her şey Anlam’dan yoksundur, hele Hayat’a yüklediklerimiz. Sf:211
*
Kendinden başka konuşabileceğin kimse(n) kaldı mı? Sf:220
*
Hulki Aktunç, Nobel alabilir miydi? Neden alamazdı? Hulki, Orhan’dan kesinkes daha nitelikli, derin, önemli bir yazar değil mi? Sf:225
*
“Hayat çok kısa sürecekmiş.” Derrida Sf:227
*
Heybeli Ada= Heybe(t)li Ada
*
Hayat’ın nerelerde nasıl geçirildiğinin ne denli belirleyici olduğunu konuştuk. Sf:233
*
Med ve cezir kutuplarında yaşamayı öğrenemedik bir türlü. Ben değil miydim “her şey ikiye bölünür sende” diye kelimeleri peşpeşe dizen, öğrenmek yoksa kabullenmek midir?
Hayatım soru cümlelerinin arkasında geçti. Sf:244
*
Deneme yazarlarını anıyorum, çünkü Edebiyat’a düşünsel açılım bağlamında bundan uygun tür yoktur. Sf:275
*
“Gezi(nti) sıkıntının bir buluşudur; sıkıntı gezdirilir; orada dünya buradakinden daha gerçek değildir”. Alain Sf:277
*
Her hayat bir tür kazayla başlar ve biter. Sf:327
*
“Hangi limana gideceğini bilemeyen için elverişli rüzgar yoktur” Montaigne Sf:339
*
“Belki de belki diye bir şey yoktur” Beckett Sf:342
*
‘Senin gibi düşünmüyorum ben, ama sen kendini benden iyi ifade edebildiğin için fikirlerimi karşında doğru dürüst savunamıyorum.” Sf:357
*
Dostu Samih Rıfat İçin ölümünden sonra yazmış olduğu yazı gerçekten çok güzel. EB isterseniz bu bölümü okumadan geçinde dese de; bence bu koca kitap sırf bu bölümden dolayı alınmayı hak ediyor.
*
Benim şiirimi de, yazımı da yalnız bırakan, bırakacak olan biraz da budur.
Yabancılığım.
Ondandır, umarsızca, doğru güneş ayarında bir ada arıyor, durmadan yer değiştirme gereksinmesi duyuyorum. Evimi gerçek bir dünyada inşa edemem, arsam boşlukta yüzüyor. Sf:440
   
Taylan Köken

26 Kasım 2012 Pazartesi

hâneberduş...

ENİS BATUR
HÂNEBERDUŞ / DENEME / SEL / 2010 / 126 sayfa

Enis Batur’un en rahat okuduğum kitaplarından biri… Ada Defterleri günlüğünde bahsettiği bir kitap. O günlükte yer alan bazı soruların cevaben kitabı diyebilirim. Sorular soran, sorgulayan bir yazar EB. Özel Ansiklopedisi’nin sekizinci kitabı.
Kitabın arka sayfa tanıtımında bir satır hem EB.’u hem de bu kitabı tanımlayan çok güzel bir cümle: Kimileri kendi kendine konuşur, neredeyse kendi kendine yazar gibi.
Kitap On Monolog bölümü ile başlıyor; kendi çekinceleri üzerine on deneme diyebiliriz bu bölüm için. Dört Seslenme, Kovadolusu ve Anlatma Bana Atları bölümleri ile kitap sonlanıyor.

Kitaptan notlar ile devam edelim:

“Aşk, sizde olmayan bir şeyi, bunu sizden istemeyen birisine vermeye çalışmanızdır” Lacan sf:78
*
Ve toplum, etobur bir çiçektir. sf:78
*
Charivari denemesi. Sf:92-93


Taylan Köken 

25 Kasım 2012 Pazar

sakin ölüler antolojisi...

A.TOLGA SUYOLCUOĞLU
SAKİN ÖLÜLER ANTOLOJİSİ / ŞİİR / CAN / 2001 / 63 sayfa

Hilmi Yavuz’un editörlüğünde yayınlanan başka bir şiir kitabı, başka farklı bir şair. Ankara doğumlu şairin ikinci kitabı Sakin Ölüler Antolojisi. İlk kitabı Kıymetli Evrak 1999 yılında yayınlanmış.
Şiirinde kırılganlıklar var, karanlıklar var, ölüler var ama bunlar şiirin içine öylesine iyi koyulmuş ki, duyarlılık ve farkındalık etkileyici…
Onun kişileri bu hayattan sessizce çekilmiş, kimi ünlü, kimi sıradan ama farklılıkları acılarında gizli olan insanlar.

Kitaptan bir şiir aktaralım:

KİRPİKLERİNE MELEKLER OTURMUŞ

Mum sıçradı ateşi görür görmez
                                            İçi burkuldu
yandı
         erimek için

Cilalanmış ağaç dalları gibi korku
burnuna çarptı kaygı denizinden bir lokma
kır kaşlı saatler içerisinde
                                            Yokluk gibi varlık.

Örtüyordu kalbini sevgisizlikle
lekesiz parmakları olduğu halde.
Çünkü
         insanın insana yaptığına bakmamak için. Sf:59

Taylan Köken

24 Kasım 2012 Cumartesi

ada şiirleri...

MELİSA GÜRPINAR
ADA ŞİİRLERİ / ŞİİR / CAN / 2003 / 115 sayfa

Melisa Gürpınar’ın naif, duru şiirinin başka bir başyapıtı. Kitap bir öykünün şiirleştirilmiş hali. Öykü doğadan, hüzünlerden, çiçeklerden, eski aşklardan, özlemlerden çok dilli bir yansıma şiire. Ada Şiirleri’nde Melisa Hanımın şiirini bulacaksınız tam 53 parçadan oluşan bir bütünde…

Kitaptan 48 nolu şiirin bir bölümünü aktaracağım sadece:

Ruhuma vurulan
kelepçe,
parlayıp durdu
sabahlara dek
gecenin içinde.
Ben ki idam gömleğimi
kendim dokudum
ipeğin fısıltısını
dinleyerek,
kimbilir kaç kez
gebe kaldım
ölü doğacak şiirlere.
Yazdım sildim
öfkemi,
kızgın kiremitlerle
bir cehennem duvarına
insan yüzlü menekşeler
çizercesine renk renk. Sf:104


Taylan Köken

23 Kasım 2012 Cuma

üçleme...

HÜSNÜ KURAL
ÜÇLEME / ŞİİR / CAN / 2002 / 63 sayfa

Hilmi Yavuz’un editörlüğünde Can Yayınlarından yayınlanmış başka bir ilk kitap.
Hüsnü Kural’ın üçlemesi üç mezhep, üç tarik, üç dergâh, üç merhale, üç tefsir, üç mühür ve üç levha bölümlerinde üçer şiirden oluşan bir kitap.
Özenle yazılan şiiri severim. Güzelliğini kaybetmeden matematikle yazılan şiiri daha da çok severim. Hüsnü Kural, benim Hilmi Yavuz’da bulduğum sevdiğim ve baş şiir olarak kabullendiğim şiirin uçlarına dokunmakta. Daha naif olması şiirini çok daha başka yerlere götürecektir.

Kitaptan apostasis şiirini aktaracağım sadece:

apostasis

üç tanrı gelini sundular bana
biri yaz, biri hazan ve hüzündü biri
dilimin burçlarında üç masal ecesi…
üç tanrı gelini sundular
ben…
         ölümün koynuna girdim zifaf gecesi

gülleri devşiren bir tılsım vardı
yazda hazan ve hazanda hüzün
sözün deştiği dilde, tenim ağırdı
sarışın bir denize benzerdi yüzüm

üç tanrı gelini sundular bana
biri yaz, biri hazan ve hüzündü biri
aşkın yüzünde günlerin izi
aynalar sustu ve duydum denizi:
                    “bil ki güller bahçelerden derindir
                                çünkü, solan dokunuştur, gül değil
                     bil ki varlığın evi sustuğun dildir
                                çünkü aşkla gelecek sonun, ölümle değil
                     bil ki aşkla gelecek sonun, önünde eğil”

üç tanrı gelini sundular bana
sustum ve girdim aşkın koynuna sf:20-21


Taylan Köken

22 Kasım 2012 Perşembe

kelebekli zaman...

MUSTAFA ERDEM ÖZLER
KELEBEKLİ ZAMAN / ŞİİR / CAN / 2001 / 64 sayfa

Hilmi Yavuz’un editörlüğünde Can Yayınlarından yayınlanmış başka bir ilk kitap. Mustafa Erdem Özler’in şiirinde taşların altına bakılmış ve orada saklanmış bulunan bir geçmişten, kelimeler toplanmış ve şiir oluşmuş.
Hangi kıyılara giderse yolculuk orada durulmuş ve düşünülmüş. Hem şiir üzerine, hem insan üzerine.

Kitaptan aktaracağım Bazı Şeyler şiiri onun kitapla olan bütünlüğünden ayrı(?) ama beni etkileyen bir şiir…

BAZI ŞEYLER

bazı şeyler… bir gün kendiliğinden silinir gider
yok olur gibi değil, babamın elinden sımsıkı tuttuğum günler,
-oğlum, hayatı karanlık sularda sanma;
taşların soğuk yüzünü oyna!
orda mısın baba?

bazı şeyler… bir gün kapıdan çıkar gider
unutulur gibi değil, boğazımda düğümlenip kalan aşklar,
-oğlum, nasılsa ateşi söner evlerin;
kırmızı gülleri hep hatırla!
orda mısın baba?

bazı şeyler… bir gün ansızın kaybolur gider
bulunmaz gibi değil, çocukluğumun gömüldüğü arka odalar,
-oğlum, seni aynalardan derledim;
görünmez adam masallarıyla avunma!
nerdesin baba?  Sf:25


Taylan Köken

21 Kasım 2012 Çarşamba

nesnevi...

SERKAN IŞIN
NESNEVİ / ŞİİR / CAN / 2002 / 74 sayfa

Serkan Işın nesnelerin bir sesi olduğunu kabullenmiş, daha doğrusu bilmiş ve onların sessiz sesi olmuş kitapta. Başka bir pencereden bakmamızı, başka pencereler açmamızı başka pencerelerin varlığını kabullenmemizi dillendiriyor.

Kitaptan  Şiir: Nefs’in Zikr’iyse şiirinin bir bölümünü aktaracağım sadece:

Bakır bir tel üzerine çıkıyorum
Kağıdın her başına oturuşunda
Anımsamak altın
Şiir simya
İşliyorum garip formüllerle birlikte
Yüzümün herhangi bir yerinde peydahlanan
Hüznü
Sakince susuyor iç geçiriyor dağılıyorum
Gümüş kırılması ile sözün
Anımsıyorum her şeyi birden
Ve kalem bana sizleri çırılçıplak gösteriyor

Öyle üzülüyorum ki
Bedenime aldanıp beni insan
Ellerime aldanıp beni melek
Gözlerime aldanıp beni azrail
Sözlerime aldanıp sizden saymanıza sf:62-63


Taylan Köken

20 Kasım 2012 Salı

susmak...

bir insan en çok
kimin yanında susuyorsa,
aslında en çok
onun yanında konuşmak istiyordur...
c.palahniuk

taylan köken

19 Kasım 2012 Pazartesi

18 Kasım 2012 Pazar

mikrop kapmak...

kanayan yaralarına;
kan dursun diye
başka bedenler basarsan,
mikrop kaparsın...

taylan köken

17 Kasım 2012 Cumartesi

16 Kasım 2012 Cuma

rüzgar...

rüzgar benden yanaysa,
götürdüğü yere kadar,
hızla gidebilirim...
amber heard

taylan köken

15 Kasım 2012 Perşembe

seviye...

kişiye göre davranacaksın,
küçüklerle küçük olacaksın hatta.
ama, seviyesizin seviyesine
inecek kadar düşmeyeceksin hayatta.
paulo coelho

taylan köken

14 Kasım 2012 Çarşamba

13 Kasım 2012 Salı

hangi erkek?..

iyi bir kadınla
iyi bir erkek
birlikte değildir.
çünkü kadınlar,
kötü erkeklere aşık olup
iyi erkeklerle dertleşirler...
v.hugo

taylan köken

12 Kasım 2012 Pazartesi

nasıl?..

insan
kıyafetiyle karşılanır,
fikirleriyle uğurlanır...

taylan köken

11 Kasım 2012 Pazar

10 Kasım 2012 Cumartesi

yaratmak...

ideal eşi aramayın,
onu kendiniz yaratın...
yaşam koçu aykut oğut

taylan köken

9 Kasım 2012 Cuma

algı...

en büyük düşman,
kendi algınız,
kendi cehaletiniz
ve kendi egonuzdur...
rovelver

taylan köken

8 Kasım 2012 Perşembe

tostoyevski...

ben türkiye'nin
dostoyevski'siyim
siz beni anlamıyorsunuz
çünkü, bakış açılarınız dar...
hilal cebeci

taylan köken 

7 Kasım 2012 Çarşamba

tercih...

bir kadın, sevdiği adamın
başka bir kadın tarafından
mutlu edildiğini görmektense,
onu can çekişirken
görmeyi tercih eder...
g.g. marquez

taylan köken

6 Kasım 2012 Salı

çekmek...

pili bitmiş
fotoğraf makinesi gibiyim,
bu saatten sonra
kimseyi çekemem...

taylan köken

5 Kasım 2012 Pazartesi

unutmak...

bir insanı gerçekten
unutmak istiyorsan;
onunla yaşadıklarını değil
onun sana yaşattıklarını
hatırla!
çehov

taylan köken

4 Kasım 2012 Pazar

sabun...

annemin elleri hep
sabun gibi kokardı,
ama sabunlar
hiç annem gibi kokmazdı...

taylan köken

3 Kasım 2012 Cumartesi

hayal...

herkes hayal gücü ölçüsünde
seviyor ve acı çekiyor!
met-üst

taylan köken

2 Kasım 2012 Cuma

ölüm...

bir kadın seni aklına koyduysa
ne yaptığının önemi yok.
ama bir kadın seni yüreğine koyduysa
dikkat et
oradan ölmeden çıkış yok...

taylan köken

1 Kasım 2012 Perşembe