21 Mart 2012 Çarşamba

tarihimizde kürtler ve ayaklanmaları...

alpay kabacalı
tarihimizde kürtler ve ayaklanmaları/araştırma/cem/ 1991/96 sayfa

Tam da Cumhuriyet öncesi, Kürt ayaklanmalarını resmi söylem bazında inceleyen bir araştırma. Tarihe baktığımızda Kürt’ler hep ayaklanmış. Bunda ekonomik sebepler birinci derecede rol oynuyor. Türk Devleti’nin tavrı ise hep ‘bastırmak’ üzerine olmuştur... Zaten ‘ayaklanma’nın karşıtı ‘bastırma’dır, değil mi? Bu günde yine bastırılmış bir ayaklanma söz konusudur. Şimdilik Apo İmralı’ya, sorunlar bir başka bahara çözülmek üzere rafa kaldırılmıştır...

Kitapta incelenen başlıklar ise şöyle;
Kürt tarihine kısa bir bakış
1918-1922 yılları ayaklanmaları
1923-1925 yılları ayaklanmaları
1926 yılı ayaklanmaları 
1927-1929 yılları ayaklanmaları
1930 yılı ayaklanmaları

Taylan Köken

20 Mart 2012 Salı

karanlıkta sabah kuşları...

ahmet altan
karanlıkta sabah kuşları/deneme/can/1997/142 sayfa

bu deneme kitabı da 34 denemeden oluşuyor. ahmet altan romanda daha iyi, bu bir gerçek. romanının uç noktalarını ise denemelerinde görebiliyoruz...

taylan köken

19 Mart 2012 Pazartesi

geceyarısı şarkıları...

ahmet altan
geceyarısı şarkıları/deneme/can/1999/148 sayfa.

27 adet denemeden oluşan bir Ahmet Altan yapıtı. Romanlarına göre daha az başarılı bir yapıt. Yine de Ahmet Altan ve kadınlar üzerine güzel denemeler var. Okunmalı.

“Aşk oburluktan ölür” Sarah Bernard. Sf:9

“Tanrı erkeklere ‘yaşanan günü’ , kadınlara ise geçmişle geleceği armağan etti” sf:9

“Cinayet, yazı ve aşk, insanın tanrısallığa en çok yaklaştığı üç durum. Biri öldürerek tanrısallaşıyor, biri yaratarak, biri de kendini çoğaltarak.” Sf:10

“Erkekler cevapları arar, siz soruları arasınız. Siz sorularınızla huzursuz, erkekler cevaplarıyla sıkıcıdır. Huzursuzluklarınız ve huzursuzluğunuza duyduğunuz merak aşkı doğurur.” Sf:11

“Tanrıyı ve insanları deneme.” Nietzsche sf:13

“Her seçim bir kaybediştir.” Pascal sf:17

“Taşın fazlasını atıyorum, geriye heykel kalıyor.” Rodin sf:25

“İnsanlarla yaralanırım ben. Ve ben yazılarımla kanarım.” Sf:33

“Latinler, eskiden saatlerin üstüne şöyle yazarlardı. Hepsi yaralar sonuncusu öldürür.” Sf:41

“Bir hayat hiçbir şeydir, ama hiçbir şey bir hayat değildir.” Sf:55

“Acılardan kurtulabilmek için ‘eksilmeye’ bile razı gelirsiniz.” Sf:70

“Sanat günahın çocuğudur... Bilim de öyle. Sf:75

“Ben yalnızlığımla birlikteyken yalnız değilim.” Sf:91

“Şeytanın dokunmadığı bir mutluluk, günahın değmediği bir aşk var mı? Ne karşılığında satarsınız ruhunuzu? Kim olmak ve ne olmak için? Sf:110

Taylan Köken

18 Mart 2012 Pazar

arap çöllerinde türkler...

alpay kabacalı
arap çöllerinde türkler / araştırma / cem / 1990 / 78 sayfa

Türkiye kurulmadan önce, yani son Osmanlı paylaşımından önce; 1914-1917 yıllarında Arap cephelerinde Osmanlı’nın kaybedişi üzerine kısa bir tarih analizi diyebiliriz. Nedenler çok olabilir, sonuçlarıdır önemli olan. A. Kabacalı’nın dili ve sorunları ortaya koyuşu, kitap detaylı olmamasına rağmen güzel.

Şu manzara, cehaletin ilme verdiği hesabın faturasıdır. S:21

Bu savaşlara katılan Osmanlı subaylarının hepsi de hiç kuşkusuz ki gerçek birer kahraman ve yurtseverdiler. Ama yaşadıklarının “ Yarı sömürge durumuna düşmüş bir imparatorluğun paylaşılması üstüne savaşların uçsuz bucaksız cephelerinde bir o yana bir bu yana koşuşan subayların dramı” olduğunun bilincinde miydiler? S:24

Yemen’de
- Burada pek az binada kapı, pencere bulunur, çoğunda yoktur.
- Sebep?
- Çünkü menteşe, kulp, mandal gibi demir bölümleri dayanmaz, erir. Sık sık yenilemek gerekir. Yenileyemezler...
- Demir bölümleri erir mi, neden?
- Rutubetten... Burada o kadar rutubet vardır ki, demirler dayanmaz. S:45

Ertesi günü köye gittiğimde, asileri yöneten kabile reislerinin cesetleri birbirlerine bağlanmış ve her biri sıcaktan parıl parıl, davullar gibi şişmiş olarak yerlerde yatıyor buldum. O zaman öğrendik ki, bunlar ölünceye kadar savaşacaklarına, yerlerinden kıpırdamayacaklarına, birbirinden ayrılmayacaklarına ant içmişler ve herhangi birinin kaçmasına olanak bırakmamak için de birbirlerini iplerle sımsıkı bağlanmışlardı. S:52

Türklerin Yemen’e ayak bastıkları günden başlayarak geçen dört yüzyıl içinde bilgili, ölçülü hareket eden Batı dünyası yurtlarına her gün bir ışık, bir yeşillik daha eklerken biz, bunu yapacak elleri Yemen’e göndererek yurttaki önemli bölümünü birer birer söndürmüş, yeşillikleri kurutmuşuz. S:53

Çekirgenin serçe kuşundan ne farkı var? !!! s:60

Araplar da İngilizlerin yanında savaşıyorlardı. Ancak İngilizler yenilince öbür tarafa geçip yağmaya katıldıktan sonra yine karşı tarafta yer alıyorlardı. S:69

Anadolu’da buruk bir istasyon... Trende, İstanbul’a dönen Falih Rıfkı... Bir kadın durmuş, gelene geçene:
- Benim Ahmet’i gördünüz mü? diyor.
- Hayır... Hiçbirimiz Ahmet’ini görmedik. Fakat Ahmet’in her şeyi gördü: Allah’ın Muhammet’e bile anlatamadığı cehennemi gördü. (...) s:74

Ah o Yemen’dir, gülü çimendir
Giden gelmiyor, acep nedendir?

Taylan Köken

17 Mart 2012 Cumartesi

sabahın basamaklarında...

claude esteban
sabahın basamaklarında / şiir / metis / 1996 / 30 sayfa

1935 yılında Paris’de doğan şair uzun yıllardır Sorbonne’da edebiyat dersleri vermektedir. Bir çok yabancı şairi Fransız edebiyatına kazandıran şair, edebiyat dergileri de yönetmektedir.

Kitaptan:

Sözcükler orada, büyük şeyler gibi
bellekte kımıltısız, ama yaralıyorlar hala. Sf:5
*
kimi yürüyor, kimi arıyor
yitip gitmiş bir şeyi. Sf:7
*
ve inerdik karıncalar gibi, sıcağın derinliğine,
uyurduk, kötü düşlerimiz olmazdı, inanabilirdik
mutlu olduğuna ölülerin, o sessiz, yankısız konaklarında. Sf:18
*
Öyle güzeldin ki sabah
İnandım artık ölmeyeceğime. Sf:30

Taylan Köken

16 Mart 2012 Cuma

acta turcica...

acta turcica türkoloji dergisi olarak sayılarını internet üzerinden ücretsiz olarak yayınlamaktadır. türk insanının yaşam alışkanlıkları üzerine akademik yazıları bulabileceğiniz dergi 2009 yılından beri yayınlanıyor. sitede tüm sayıları bulabilirsiniz. site adresi; www.actaturcica.com 

taylan köken 

15 Mart 2012 Perşembe

idam edilen 44 vezir-i azamın dramı...

çetin altan
idam edilen 44 vezir-i azamın dramı / araştırma / afa / 1991 / 127 sayfa

Çetin Altan bu kitabında aslında tarzının biraz dışına çıkmıştır. Tarihi ve onun kavramlarını kitaplarında bol kullanan Altan, bu kitabında tarihimizin kadersiz vezirlerinin trajik durumlarını göz önüne serer. 1459-1821 yılları arasında idam edilen bu vezirlerin idamlarında sadece basit gerçekler yoktur. 

Kitaptan devam edelim:

Yavuz Sultan Selim kısa padişahlık döneminde sert mizacı ilk beş yılda üç veziri idam ettirir. Sonra:
Tarihlerin yazdığına göre idam ettirmediği vezir-i azamlarından Hersekzade Ahmet Paşa’yı da tekme yumruk sık sık dövermiş, Piri Ahmet Paşa’yı da…
Hatta vezir-i azam Piri Paşa, dayak yemekten usandığı bir gün:
- Padişahım önünde sonunda bir bahane ile beni öldüreceksin; hemen bir gün evvel halas etsen münasiptir, demiş.
Yavuz gülmüş ve badem şekerli bir iltifatta bulunmuş:
- Benim dahi bu mana muradım; lakin yerine tutar bir adam bulunmaz; yoksa seni muradına eriştirmek kolaydır. Sf:33
*
Bana sorarsanız Osmanlı İmparatorluğu imrenilmesi gereken bir model değil, ibret alınması gereken bir modeldir.
Nedense bizim cumhuriyet, böylesi bir gerçekçiliğe her zaman yan çizmiştir. Sf:49
*
En yararlı olan da idam edilebilir, en yararsız olan da…
Padişahın iradesi mutlaktır ve bu irade önünde kaliteyle kalitesiz eşittir. Sf:65
*
Tarih kitaplarını karıştırırken sayfaların arasından çürük yumurta kokuları yükseliyormuş gibi olur. Bitip tükenmeyen siyaset kavgalarındaki çürütmeciliğin kokusudur o… Arıtılması zor bir koku olduğu için, kuşaktan kuşağa sinip gitmiştir. Sf:86 

Taylan Köken

14 Mart 2012 Çarşamba

harman yerinde aşk...

d.h. lawrence
harman yerinde aşk / öykü / varlık / 1994 / 174 sayfa

İngiliz edebiyatının önemli bir yazarıdır D.H. Lawrence. Romanlarının yanı sıra yaklaşık yetmiş öykü ve anlatıya imzasını atmıştır.
Bu kitabında Harman Yerinde Aşk, Uğur Böceği ve Tilki adında üç uzun hikayesi bulunmaktadır.

Kitaptan devam edelim:

“Bununla birlikte, pek çok ilişki türleri vardır,” dedi Dionys.
“Ama biliyor musunuz,” dedi binbaşı, “bana öyle geliyor ki aslında yalnız bir yüce ilişki vardır, sevgi teması. Dikkat edin, sevgi sonsuz değişik şekillere girebilir. Kanımca gerçekten sevgi olduğu ve siz kendiniz yaptığınız şeyi onurlandırdığınız sürece, sevginin hiçbir şekli yanlış değildir. Sevginin olağanüstü çeşitli şekilleri vardır! Ve bana öyle geliyor ki, hayatta var olan tek şey budur. Fakat şunu kabul ediyorum: Sevginin çeşitliliğini inkar ederseniz, sevgiyi tamamıyla inkar etmiş olursunuz. Sevgiyi kabul edilmiş bir dizi duyguyla kısıtlamaya çalışırsanız, sevginin ruhunu yaralamış olursunuz. Sevginin çok şekilli olması gerekir, yoksa yalnızca zorbalık, yalnızca ölüm olur.” Sf:86-87     

Taylan Köken

13 Mart 2012 Salı

kanal kentlerinde...

DEMİR ÖZLÜ
KANAL KENTLERİNDE/ GÜNCE/ SEL/ 2010/ 108 sayfa

Bu günce Demir Özlü’nün Berlin ve Amsterdam’da kaldığı günlerinden bahsetmektedir. Genel olarak yazarın yaratım sürecinde yaşamış olduğu sıkıntıları güncede görmekteyiz. Bu sürecin yanında yaşı itibarıyla, hem yaşadığı kentlerin yapısından dolayı, hem de yalnızlığı bir seçim ve katlanılmaz durum olarak değerlendiği ruh hali ilgi çekici.
Açıkçası günce türüne Berlin şehrinde yazmış oldukları daha uygun gelecektir. Amsterdam’da daha çok Kanallar kitabı için almış olduğu notlar olarak görmeliyiz. Bu kısımda da yazarın üretim sürecinin sıkıntılarını göreceğiz…

Kitaptan devam edelim:

En korkunç gelecek imgesi: gidecek yer kalmaması. İstanbul dahil. Sf:9
*
Akşam içkileri içtikten sonra iyimser uyandım. İçki, gençlik yıllarımdan beri gücümü arttırdı. Sf:10
*
Paris, belki de alışılması en güç kenttir. Ferit Edgü Sf:10
*
Kederden daha derindi gece. Sf:10
*
Lokantalara, sadece her konuyu açmayan, susmayı da bilen, humour’u olan arkadaşlarla gidebilmek zevk veriyor. Sf:13
*
İnsanlığın “insani yönde” ilerlemesi yolu kapalıdır. Sf:14
*
67 yaşını doldurdum. Sf:16 (Demek ki yazar 2002 yılında 67 yaşında. Yıl 2012 ve artık Demir Özlü 77 yaşında. Nice uzun yıllar…)
*
Derin duygularla karşılaşan bir yaşamları olmayacak. Sf:16
*
Her yaşam bir yanılsamadır. Sf:16
*
Yaşam edebiyatı taklit eder. Sf:21
*
Türkiye: Bozulmuş şark toplumu. Sf:22
*
“New York’ta insanların yüzü gülüyor, herkes memnun sanırım?”
“ Bu bir yanılsama!” Sf:30
*
En güzeli hafif ıslak kaldırımlarda yürümek. Melekler Berlin üzerinde gökyüzünde değiller. Şehrin kahvelerinde, kaldırımdalar. Sf:35
*
 O geçmiş mutlu günlerde Cumartesi günleri ne yapardık? Beyoğlu’na çıkardık. Lisedeyken, Dolmabahçe tarafından arkadaşlarla. Üniversite’deyken öğlden sonra Malta durağından bindiğim bir dolmuşla. Atlas sinemasının mermer döşeli, süslü girişi, Melek, Yeni Melek sinemaları vardı. Baylan Pastanesi vardı. Şarapçı Panayot ya da Lefter’in meyhanesi. Kaldırımlarda dolaşmak. Hepsi bu kadardı. Ne kadar da çok şey varmış!  Sf:39
*
(Yaşanmışla, yaşanmamış arasında bir parçalanma.) İnsanın yaşadığı hayatı gizlice rahatsız eden bir yaşanmamış hayatı da var mıdır? Sf:40
*
İnsan yaşamında, hep birbiri ardına sıralanan mutlu, taze, insana bir şeyler veren dönemler vardır. Bu olasılıklar varken de, yaşamaya değer. Sf:49
*
Sarp bir yamaca tırmanmak gibidir yazmak. Yolun bir bölümünü tırmanıp da, dinlenmek için aşağıda serili ovaya baktınız mı içinizde derin bir ferahlık duyarsınız. Sf:57
*
Duygularını, hayallerini, ütopyalarını anlatabilirsen, her şeyini anlatmış olursun. Sf:59
*
Mutluluk adına yazılan her şey mutsuzluğun bir parodisidir. Sf:60
*
Yazdıklarında bir sonuç olmamalı. Sadece hayatın çeşitliliğini göstermelisin. Sonuç çıkarmamalısın. Sf:63
*
“Acı çekme, ölüme kadar süren bir durumdur.” Kierkegaard  Sf:93
*
Kierkegaard’a göre, “baştan çıkarmanın senaryosu ruhsaldır.”
Freud: “baştan-çıkarıcının silahları, kendine dönen kızın silahları ile aynıdır.”
‘Aynaların ruhsal oldukları söylenir.’ Sf:96
*
“Alışkanlık ikinci bir doğadır.” Danimarka atasözü Sf:97

Taylan Köken

12 Mart 2012 Pazartesi

kemalist devrim...

doğu perinçek
kemalist devrim / araştırma / aydınlık / 1979 / 136 sayfa

Türkiye İşçi Partisi’nin lideri Doğu Perinçek siyasal mücadelesini yıllardır devam etmektedir. Şimdilerde sık sık girmiş olduğu hapisten mücadelesi sürmektedir. Yeni suçlaması Ergenekon davasıdır.
Öğrencilik yıllarında kitap fuarında imza gününde tanıdığım bir aydındır Doğu Perinçek. Bence Türkiye’de birçok kişinin dokunamadığı konulara dokunmuştur. Yalnız siyasi olarak değil, bilim alanında da Aydınlık Yayınlarında nice kitaplar yayınlamıştır. Bu kitapların bir çoğu günümüzü aydınlatmaktadır.
Kemalist Devrim Doğu Perinçek için Anti-Emperyalist bir devrimdir. Bu düşünce ışığında, emperyalizme karşı yapılan savaşın Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde yapılmış olması ise onun değerini çok daha arttırmaktadır.
Perinçek Kurtuluş Savaşını Türk köylü ve işçilerinin Anti-Emperyalist savaşı olarak nitelemektedir. Bu ne kadar doğru tanımlamadır bilemiyorum… Bence o zamanda köylü-işçi bu bilinçte değildi. O günler için işçi sınıfının varlığından dahi söz etmek mümkün değildir. Bu yanılgıda klasik sol düşünce söylemleri yeterli olmayacaktır. Kimilerinin söylediği gibi; “Kemalist devrim, bir üst tabaka devrimidir, milli ticaret burjuvazisinin devrimidir.” Demek de ne kadar doğrudur?
Bence Kemalist devrim tüm toplumsal sınıfların kabul ettiği milli bir mesele olarak kabul edilmiş, herkesin ucundan köşesinden destek vererek gerçekleştirdiği, ama kesinlikle Anti-Emperyalist milli bir devrimdir. Perinçek de kitabın 20. sayfasında şöyle demektedir: “Türkiye halkının emperyalizme karşı savaşıdır.”    
‘Yeniden milli doğuş’ Türkiyesi…İngiliz ve Fransız emperyalistleri tarafından köleleştirilen Müslüman halklar için önemli bir dayanağı temsil etmektedir. Ne kadar ilginç? Yıl 2012. “Bahar Devrimi” adı altında yıllardır, krallar, diktatörler tarafından yönetilen Arap ülkelerinde bu düzenler yıkılıyor ve ABD destekli “Örnek Model” ülke olarak Türkiye Modeli (yani Laik Devlet anlayışı ) bu ülkelere öneriliyor. Yani aslında emperyalizm ülkelerin geri kalmalarından ziyade, kendi eksenleri, çizgileri önderliğinde gelişmelerini yeğ tutuyorlar. Ya da öyle gibi düşünüyorlar. Zaman gösterecek.
Kemalist İktidar Faşist Diktatörlük müydü? Başlığında ise Perinçek o yıllarda bu konuyu işleyip alttan alta Kemalist Devrim kazanımlarının nasıl yok edildiğini irdeliyor… 2003’ten beri iktidarda olan teslimiyetçi ve yarı sömürge olmayı baştan seçmiş olan günümüz iktidarının olaylara bakışına farklı bir gözle bakarsak, o gün yazılanlar ile bugün yaşadıklarımızın ne kadar paralel gittiğini görebiliriz.
Günümüz iktidarı Cumhuriyet kazanımlarını tek tek yıkarak, örseleyerek yok etmektedir. Aslında bunu yaparken de ne kadar acı ki en büyüğü iki muhalefet partisinden görmektedirler. Biri Atatürk’ün kurduğu CHP, diğeri Milli Görüşçü MHP… Öyle muhalefet yapıyorlar ki, Cumhuriyetin kazanımlarında değişmesi gereken, günümüz koşullarına uygun hale getirilip, daha modern, daha çağdaş olması gereken yerlerini öyle sahipleniyorlar ki, bunu yapmak, Gerici dediğimiz kafalara teslim edilince, değişim de onların hayat görüşü ile yapılıyor… Böylece bunca kazanım sanki yanlış bir şeyler varmış gibi komple yok ediliyor.
Tarih affetmeyecek. Kimsenin yapmış olduğu yanlışlar yanına kalmamıştır. Hep söylerim ilerlemenin önünde hiçbir engel olamaz. Er ya da geç, yavaş dahi olsa ülkeler ilerleyecektir. Bazıları hızlı, bazıları yavaş, ama mutlaka ilerleyecektir.Ta ki dünyanın sonu gelene kadar.  

taylan köken