26 Mart 2012 Pazartesi

adaları seven adam...

d.h.lawrence
adaları seven adam/öykü/k kitaplığı/2002/63 sayfa

Benim için önemli bir saplantı olan bir adada yaşama fikri için farklı bir bakış açısı oluşturabilecek, bir D.H.L. klasiği. D.H.L. adada yaşama saplantısını ve düştüğü hayal kırıklıklarını, üç ada değiştirerek yaşadığı farklılıkları aktarıyor. Bir adada yaşamak önemli, ama daha önemlisi nasıl bir ada!

Notlar:
Güz yağmurla sona erdi ve kış geldi; gökyü­zü karardı, ortalık yaşardı, yağmurlar boşandı, ama pek don yapmadı. Ada, adan, karanlığa gömülerek senden uzaklaştı. Islak, gün görmez çukurlarda, umarsızca kıvrılıp yatmış sırılsık­lam bir köpek ya da uyur uyanık bir yılan gibi kendi üstüne çöreklenmiş öfkeli ruhu duyumsadın. Sonra geceleyin, rüzgâr, denizdeymişçesine esip gürleyerek çekip gittiğinde, adanın, bir ev­ren olduğunu duyumsadın, karanlık kadar son­suz ve yaşlı; bir ada değildi artık, tüm yitik ge­celerin tüm ruhlarının yaşayadurdukları sonsuz karanlık bir dünyaydı ve sonsuz uzaklık yakın­laşmıştı.
Tuhaftır ki, uzaydaki küçük adandan, asla ölmeyen tüm ruhların gönderildikleri engin, ya­bansı yerlerde dönenip durdukları zamanın ka­ranlık, yüce krallıklarına ilerledin. Bu küçük dünyevi ada, bitim noktasındaymışçasına, ufalıp hiçliğe dönüştü; çünkü sen, nasıl olduğunu bilmeden, geçmişin alabildiğine yaşadığı, gele­ceğin de ayrı kalmadığı zamanın göz alabildiğine karanlık gizemine atladın.

Adalı olmanın tehlikesi budur. Kentte, toz­luklarını giyip iliklerine kadar duyduğun ölüm korkusuyla trafikten canını kurtarmaya çaba­larken, sonsuz zamanın yılgılarından çok uzaktasındır. Oysa küçük adan zamanın içine girdi­ği an, uzaydaki evren çevrende hızla dönmeye başlar.
Denizin ortasındaki küçük bir adada kendi­ni yalıtmaya gör, zaman büyük çevrimler halin­de yükselmeye ve genişlemeye başlar, üstüne bastığın toprak kayıp gider ve elle tutulmaz, çıplak, karanlık ruhun kendini zamandışı bir dünyada bulur, ölülerin savaş arabalarının yüzyılların eski sokaklarında koşturdukları, ruhla­rın yitip gitmiş yıllara benzettiğimiz daracık yollara yığıldıkları zamandışı bir dünyada. Ar­tık ölülerin ruhları yeniden canlanmış, çevren­de dönenip durmaktadırlar. Öteki sonsuzluktasındır artık.  Syf:14-15

İçlerinden herhangi birinin onu gerçekten sevdiği kuşkuluydu. Ama onun da onlardan herhangi birini gerçekten sevdiği su götürürdü. Onların mutlu olmalarını ve küçük dünyanın kusursuz olmasını istiyordu. Ama dünyanın kusursuz olmasını isteyen birinin, gerçekten sevdiği ve sevmediği şeylerin olmamasına dik­kat etmesi gerekir. En fazla, genel bir iyi niyet gösterebilir. Syf:22

Kendisi gibi herkesin de böyle bir adanın özlemiyle yaşadığını sanmıştı... Syf:33

Ne kadar çok sesi vardı denizin! Syf:36

Ada bir gölgeydi. Syf:37

Tüm isteklerden arınmış bu yabansı dingin­lik, adalının gözünde bir tür tansıktı. Canı hiç­bir şey istemiyordu. En sonunda, ruhu, bede­ninde duruyordu artık; garip bir bitki örtüsü­nün yayılıp ara sıra bir oraya bir buraya salındığı, suskun bir balığın bir görünüp bir kaybol­duğu su altında yarı aydınlık bir mağara gibiy­di ruhu. Durgun, yumuşak, yakınmasız, ama kök salmış yosunlar kadar canlı.

Adalı, "Bu mutluluk mu?" diye sordu kendi kendine. Sonra kendi kendini yanıtladı: "Bir düşte gibiyim. Hiçbir şey duyumsamıyorum ya da ne duyumsadığımı bilmiyorum. Gene de, mutluymuşum gibi geliyor bana." Syf:39 

Kitap yazmayı bırakmıştı. İlgisini yitirmişti. Adasının alçak tepesinde oturup denize bakı­yordu; görünürde başka hiçbir şey yoktu, yalnızca soluk, sessiz deniz. Ve puslu okyanus gi­bi, zihninin puslu bir dinginliğe büründüğünü duyumsayışı. Kimileyin, bir serap gibi, bir kara parçasının gölgesinin kuzeye doğru uzandığını görüyordu.  Gölgenin ötesi koca  bir adaydı. Ama neredeyse cisimsiz bir ada. Syf:50

Taylan Köken

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder