12 Şubat 2013 Salı

latin amerika...


ROBERT B. HAAS
LATİN AMERİKA / KARMA / NATİONAL G./ 2007 / 232 sayfa

National Geographic Türkiye’de çıktığından beri üyesiyim. Dünyayı tanıma adına, keşfetmek adına kurulmuş olan muhteşem bir organizasyon. Türkiye’ye biraz geç geldi diyebiliriz. Gelir gelmez abone sayısında hemen lider oldu.
Yalnız dergi yayınlamıyor N.G. Televizyon Kanalı, CD’ler, DVD’ler ve kitaplar. Özellikle kitaplar, maddi destekle konunun uzmanlarına verilen imkanlarla muhteşem görsel şölenler sunuyor.
Robert B. Haas bir fotoğrafçı. Latin Amerika’yı bir uçaktan yani havadan çekilen resimlerle belgelemiş. Seçilmiş olan bu fotoğrafların her biri görsel bir şölen. Gerçekten etkileyici resimler. Orada bir yer var’ı ayağımıza, gözümüze ve benliğimize getiren harika resimler.
Bu yolculuğu herkese tavsiye ederim.    

Taylan Köken 

11 Şubat 2013 Pazartesi

istanbul'un kuytu köşeleri...


AYDIN BOYSAN
İSTANBUL’UN KUYTU KÖŞELERİ / YAŞANTI / YKY / 2004 / 217 sayfa

Aydın Boysan yaşamı, mizahı, gazete yazıları ve televizyondaki sohbetleriyle kalbimizde özel bir yere sahip, nevi şahsına münhasır bir kişiliktir. Bu dünya insanının varlığını bilmek, onun hayat tecrübesinden sızılan bal damlalarını okumak gerçekten çok zevkli. Bu panayırı her kitabında görebiliyoruz ve tavsiye ediyoruz.
İstanbul’un Kuytu Köşeleri’nde Aydın Boysan birçoğu yok olmuş veya büyük değişimlere uğramış, anılarda kalmış izleri takip ediyor. Bu şehir turunda Aydın Boysan’ın anılarında izler bırakmış mekânlar, dostlarından izler yine o muhteşem konuşma diliyle bizlerle buluşmakta. 
Kitaptan kısa notlar ile devam edelim:

Kanuni Sultan Süleyman zamanı İstanbul’da düzenli ve sürekli ikametine izin verilen ilk elçi, Fransız elçisi olmuş… Sonra İtalyanlar, İngilizler, Hollandalılar, İstanbul’a gelip de yerleşen ilk yabancı misyonlar.
Beyoğlu 18.yüzyıl sonunda, 19.yüzyılda, sanki b,r Avrupa şehri… Benim gençliğime bile sirayet eden, kuralları vardı.
Beyoğlu’na çıkmak, bir mertebeye ermek gibi bir şeydi, üstümüzü başımızı düzeltir, tek pantolonumuzu ütüler, öyle çıkardık. Beyoğlu benim gençliğim zamanında, 30’lu, 40’lı yıllarda, sanat merkezi idi, kültür merkezi idi. Sf:19
*
-Herhalde… Bütün içkilerde camın ince olması, makbuldür. Kalın cam zaten bir ilkellik belirtisidir. Kalın camlı kadehe konan soğuk içki ısınıverir. Sf:26
*
-Degistasyon’da iki garson vardı, Strato ve Koço idi bunlar, büyükelçi gibi adamlardı. Smokin giyerlerdi. O kadar zarif, o kadar hoş konuşurlardı ki garson oldukları kollarında peçete vardı da, ondan anlaşılırdı, yoksa anlaşılmazdı –bilinmezdi. Sf:27
*
İstanbul 1950’den sonra kimliğini yitirdi. Diye başlayan Menderes Yıkımları başlıklı yazı çok güzel. İstanbul’da sonun başlangıcı nasıl olduğunun kısa bir özeti… Ardında gelen Gerçekler Öyle Değildi! başlıklı yazıyla ve devam eden Neyimiz Eksikti? Başlıklı yazıyla  bu değişimin (yok oluş) Aydın Boysan gözüyle nasıl gerçekleştirildiği kayıt altına alınmış oluyor…Sf.34-42
*
Tosun’la Kaptan, Murat Bey’e asıldılar: “Abi önce sen, ‘nasıl içilmeli?’  diye bir seminer açsana!”
“Delirdiniz mi be? Bir o eksikti? Ama siz uzaylı akıllarını falan bir yana bırakın da, beni dinleyin! Önce rakı ve suyu iyice soğutun da, içine buz atmayın! Sonra da bir yudumu, ikiye bölün! İlk yarım yudumdan sonra dişleriniz arasından hava çekin ki, akciğer de nasibini alsın!”
“Olur abi! Not alalım” dedi Tosun ama, Murat Bey engelledi: “Ne yani? Nota bakarak mı içeceksin? Ezberle bunları!” dedi , sonra sürdürdü:
“İkinci yarım yudum da ağızda evrilip çevrildikten sonra, yavaşça yutulur. Yuttuktan sonra da hemen, olduğun yerde sallanacaksın! İçki gırtlakla mide arasında, yavaşça ve helezoni bir yoldan insin diye… Çünkü en keyif verdiği an, gırtlakla mide arasında indiği sıradadır.”
Gençler: “Sahi be Abi!.. Doğru… Bunu başka bilen var mı?”
“Var!.. Bektaşinin biri bir zürafa görüyor da: ‘Vay anam! Ne içer bu be?..’ diyor.”
Sf:188       

Taylan Köken 

10 Şubat 2013 Pazar

yüzler ve yürekler...


AYDIN BOYSAN
YÜZLER VE YÜREKLER / YAŞANTI / YKY / 2004 / 319 sayfa

Aydın Boysan yaşamı, mizahı, gazete yazıları ve televizyondaki sohbetleriyle kalbimizde özel bir yere sahip, nevi şahsına münhasır bir kişiliktir. Bu dünya insanının varlığını bilmek, onun hayat tecrübesinden sızılan bal damlalarını okumak gerçekten çok zevkli. Bu panayırı her kitabında görebiliyoruz ve tavsiye ediyoruz.
Yüzler ve Yüreklerde Türkiye’nin tanınmış birçok siması ile teşvik-i mesaide bulunan Aydın Boysan, bu yüzleri özenle seçmiştir. Değişik mesleklerden, ünlü, ünsüz bunca renkli insan ile muhabbet kurma yeteneği ancak Aydın Boysan gibi bir üstadın kabiliyeti olabilirdi.
Aydın Boysan’ı okumalısınız. Bunu sırf bu kitap için söylemiyorum. Eğer onun söyleşilerini televizyon programlarında izlerken zevk alıyorsanız, aynı zevki ve tadı kitaplarında da bulacaksınız.           

Taylan Köken

9 Şubat 2013 Cumartesi

anayurt oteli...


YUSUF ATILGAN
ANAYURT OTELİ / ROMAN / YKY / 2003 / 108 sayfa

Birçok kişi Yusuf Atılgan’ın iki kült kitabı arasında ayrım yapmakta zorlanır. Biri Aylak Adam diğer ise Anayurt Oteli olan bu başyapıtlardan benim favorim Anayurt Otel’i. Herhalde bu seçimimde Ömer Kavur’un yönetmenliğinde başarıyla çevrilen filmi de önemli pay sahibidir.
Yaşayan bir ölüdür Zebercet. Yaşadığı kasaba, çalıştığı otel ve tekdüze yaşam tüm boğuculuğuyla üstüne bulaşmıştır, babadan kalma otelinde adeta onunla özdeşleşmiş bir yaşam. Otele gelen bir kadın ile Zebercet’in de tüm yaşamı değişecek, adeta altüst olacaktır. Derin bunalımlar, geçmişindeki sıkıntılar olaylar örgüsü içinde, sosyal değişimler, yalnızlıktan kurtulma saplantısı, otele gelen kadınla tavan yapan diğer çarpık duygular.
Bu kitap, Zebercet, otel, filmi değişik düşünce ve psikolojik kavramlarla analiz edilmiştir. En doğrusu sizin yolunuz, sizin yorumunuz olacaktır. Bu kitap içinizde bir yerlerde saklı olanı çıkaracak muhteşemliğe, her okuduğunuzda sizi farklı yolculuklara çıkaracak yetkinliğe sahiptir.  
    
Taylan Köken 

8 Şubat 2013 Cuma

yazmak eylemi...


FERİT EDGÜ
YAZMAK EYLEMİ / DENEME / YKY / 1996 / 130 sayfa

Yazmak Eylemi kitabının alt başlığı Bir Toplumsal/ Siyasal Olay Üzerine 101 Çeşitleme’dir. Ferit Edgü, Raymond Queneau’nun Üslup Alıştırmaları isimli kitabını çevirirken bu kitaptan esinlenerek Yazmak Eylemi kitabını yazar. Bir olay üzerine kurgulanan ve biçimi farklı 101 temrinden oluşmaktadır kitap. Yazar istenirse 1001 çeşit olarak da yazılabilirdi demektedir.
Ferit Edgü, 14 Şubat 1980 tarihinde örgütler tarafından tehdit edilerek dükkanların kapanmasını ve İstanbul’da bir çok semtte dükkanların kepenk indirmesiyle sonuçlanan olayı ele almıştır. Olay 300 kişinin tutuklanmasıyla sonuçlanmıştır.

Kitaptan 101. denemeyi buraya aktarıyoruz. Bu temrin yazarın kitaba ve konuya yaklaşımını da aktarmıştır;

yazar

Bugün dükkânlar kapalıydı.

Şimdi herkes bir yorumda bulunacak.
Olumlu bir eylem.
Olumsuz bir eylem.
Halka karşı bir eylem.
Eylemi baltalayıcı bir eylem.
Eyleme güç katacak bir eylem.
Sağcıların eylemi.
Solcuların eylemi.
Vb. vb.
Ben herhangi bir yorum yapacak değilim.
Ama yazabilirim. Korkularımı, kaygılarımı, düşlerimi, düşüşlerimi yazdığım gibi bu eylemi de yazabilirim. Çünkü yazmak da bir eylemdir.
Bugün dükkânlar kapalı olabilir. Ama anlatım yolları her zaman açıktır. Belki bir gün yazarım bu eylemi. Sf:130

Taylan Köken 

7 Şubat 2013 Perşembe

osmangazi ve dönemi...


KARMA
OSMANGAZİ VE DÖNEMİ / ARAŞTIRMA / BURSA K.S.ve T.V.Y./ 1996 / 173 sayfa

Kitap 24 Şubat 1995 tarihinde Bursa Valiliği, Bursa Büyük Şehir Belediye Başkanlığı, Uludağ Üniversitesi Rektörlüğü, Osmangazi Kaymakamlığı ve Osmangazi Belediye Başkanlığı tarafından düzenlenen “Osman Gazi’yi Anma Günü” adıyla yapılan “Osman Gazi Sempezyumu” bildirilerinden oluşmaktadır. Bursa’da düzenlenen sempezyumda seçilmiş veya yayınlanmış olan bildirilerin her biri gerçekten önemli konulara değinmektedir. Ülkemizde daha çok yapılmasını umduğumuz bu çalışmaların kayıt altına alınıp basılması ve kültür envanterimize katkıları da önemlidir. Emeği geçen herkese teşekkür ederiz.
Kitabın makaleleri ve altını çizdiğimiz notlarla devam edelim.

1-Prof. Dr. Halil İnalcık - “Osman Gazi’nin Nicaea Kuşatması ve Bapheus Muharebesi”  
 Müslümanlar için bir zaman Darü’l-İslâm’ın parçası olan bir bölge her zaman İslâm toprağı sayılır ve onun kaybının sadece geçici olacağına inanılırdı. Sf:10
*
Yalova adı Yalak Ovası’ndan gelir.
*
Halil İnalcık’ın bu yazısı Osmanlı Beyliğinin kuruluşundaki en önemli savaş olarak Bapheus Muharebesi’ni görmektedir. Muharebenin başı, sonu, gelişimi ve sonuçlarını hocamız çok net irdelemektedir.

2-Prof. Dr. Nejat Göyünç –“Avrupa’da Türk Görünümü”
“Eğer Türkler Hıristiyan olsalardı, Dünya’nın en cesur ve en asil halkı olurdu.” Gesta Frankorum
*
“Türkler ve Franklar Truvalılardan gelen kardeş kavimlere mensupturlar. Bu sebeple de her ikisi de Bizanslılara (Greklere) muhaliftirler.” S. Runciman sf:39

3-Prof. Dr. Reşat Genç –“Osman Gazi ve Türk Devleti Geleneği”
Bu makale gerçekten çok değerli bilgiler veren sade, kısa ve önemli bir metindir.
Devletin ne olduğu, dilimizdeki “il-el” kavramları üzerine çeşitlemeler ve Osman Gazi’nin kurmuş olduğu devletin tanımı üzerine harika bir yazı.

4-Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu –“Tarihi Kaynaklara Göre Osman Gazi’nin Şahsiyeti”
Yusuf Halaçoğlu Osman Gazi’nin oğlu Orhan Gazi’ye vasiyetini, Kanuni’nin Osmanlı yönetiminin ve Devlet’ini anlattığı harika yazısı gerçekten anlamlı yazılar. Nasıl anlatıldığımız değil, aslında ne olduğumuz konusuna yapılmış can alıcı tespitler bunlar. Osman Gazi’nin ölümünden sonraki mal varlığı ise kurucu atalarımızın aslında ne kadar idealist oldukları ve mala mülke değer vermediğinin birer kanıtıdır. Atalarımızın bu dev devleti kurarken yapmış olduğu fedakarlıklar ve günümüzde bu mirasın üzerinde oturan günümüz erklerinin seçmiş oldukları yaşam insanın içini acıtıyor…
Ne kadar geriye bakarsan, o kadar ileriyi görürsün. Tabi görmek isteyen içindir göz…

5-Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak –“Osmanlı Beyliği Topraklarında Sufi Çevreler ve ‘Abdalan-ı Rum’ Sorunu (1300-1389)
Fuad Köprülü’nün meşhur kitabı Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar kitabının eksiklerini veya tamamlanması gerektiği yerleri tamamladığına inandığımız hocamızdır Ahmet Yaşar Ocak. Kuruluşun olduğu dönemlerde dini yaşayış her zaman önemli bir konu olmuştur. Bu dönemden kalma yeterli eser ve dokümanın olmaması konunun açıklanmasını da o kadar zorlaştırmaktadır. Fakat hocamızın konuya hakimiyeti bu makalesini de benzersiz kılmıştır.

6-Prof. Dr. Necmi Ülker –“Osmanlı Devleti’nin Kuruluş Döneminde Hakimiyet Anlayışı”
Dünyada devletler kurmuş ve halen yaşayan milletlerin içinde asiller ve köleler diye ayırım yapmayan belki de yegane millet Türk ulusudur. Sf:75-76
Yazı kuruluştan Fatih dönemine kadar padişahların Osmanlı Devleti’nin oluşumunu hangi temeller üzerine kurmuştur. Her padişahın diğer padişahtan almış olduğu mirasın üzerine neler koymuştur, bunun üzerine güzel bir makale.

7-Prof. Dr. Mustafa Kara –“XII-XIV. Yüzyıllardaki Tasavvuf Düşüncesine Genel Bakış”
Yine kuruluş döneminde Anadolu toprakları üzerindeki değişik tasavvuf akımlarının neler olduğu üzerine derleyici, toplayıcı harika bir makale. Bu makaleden iki notu buraya aktaracağız:
Şeriat gemi gibidir. Tarikat deniz gibidir. Hakikat inci gibidir. Kim inciyi elde etmek isterse gemiye biner, denize açılır ve onu elde eder. Necmüddin Kübra sf:87
*
“Hudutlarda gaza bayraklarında alnına ışıklar” vuran Gaziyan-ı Rum, çarşı, pazar ve dükkanlarda helal kazancın doyumsuz huzurunu yaşayan Ahiyan-ı Rum, dünyanın ve ukbanın temel esprisini yakalayan Abdalan-ı Rum, nihayet bu gönül fatihlerini taşıyan, doğuran, emziren, besleyen ve büyüten Bacıyan-ı Rum, insan olmalarından kaynaklanan bazı eksik ve yanlış yorumlarına rağmen bu topraklarda dinle devletin, tekke ile atölyenin, tebessümle tefekkürün, madde ile mananın, harp ile sulhun, tevazu ile vakarın, namus ile iffetin, cesaret ile şecaatin, kazanmak ile bölüşmenin, teenni ile teşkilatın, sevgi ile şefkatin, hilm ile ciddiyetin, konuşmak ile susmanın, mazi ile istikbalin güzel sentezlerini sunmuşlardır. Sf:97

8-Prof. Dr. Hüseyin Algül –“Osman Gazi’nin Oğlu Orhan Gazi’ye Nasihatleri”
Dini bakışın etkisi ile padişahlarımız oğullarına devleti nasıl yönetmesi gerektiğini, halka nasıl davranması gerektiği ve diğer bazı konularda nasihat ve vasiyetnameler bırakmışlardır. Bu nasihatların ayrıntılarına giren hocamız devrin durumunu da tespit etmektedir.

9-Prof. Dr. Osman Çetin –“Osmanlı Devleti’nin Kuruluşunda Ahiler”
Varlıklarını İbn Batuta’nın Seyahatnamesinden öğrendiğimiz Ahiler üzerine ve onların kuruluş dönemi üzerine etkilerini detaylandıran bir başka güzel yazı.

10-Doç. Dr. Remzi Ataoğlu –“Kayı Boyu Hakkında Bazı Bilgiler”
Osmanlıların menşei kuruluş döneminden kalan yeterli belge olmadığından sürekli olarak tartışma konusu olmuştur. Remzi Ataoğlu bu tartışmaları ve hataları bize aktarmaktadır. Osmanlı Oğuzların Kayı boyundandır.

11-Doç. Dr. M.Akif Erdoğru –“Bilecik ve Çevresinde Ertuğrul Gazi Adına Yapılmış Bir Vakıf”
Osmanlılar, Osman Bey’in babası Ertuğrul Gazi adına bir vakıf kurmuşlar ve devlete yük olmadan vakıf türbenin imar ve ihyasını II. Abdülhamit dönemine kadar sürdürmüş. Diğer detaylar makalede yer almaktadır.

12-Doç. Dr. Yusuf Oğuzoğlu –“Osman Gazi’yi Tarih Sahnesine Çıkaran Siyasal ve Sosyal Şartlar”
1281 yılında Ertuğrul Gazi’nin vefatıyla Söğüt-Domaniç yöresinde yaşayan Türkmen aşiretlerin başına geçen Osman Bey’in ölene kadar oluşturmuş olduğu beyliğin siyasal bir kuruluş olarak nasıl tesis edildiğini anlatan derli toplu bir yazı.

13-Yard. Doç. Dr. Kadir Atlansoy –“Bursa Vefeyatnamelerinden Güldeste-i Riyaz-ı İrfan’da Osman Gazi”
Bursa’da vefat etmiş olan Türk büyükleri adına yazılmış olan birinci derecede kaynak niteliğindeki Güldeste-i Riyaz-ı İrfan yazması üzerine ve yazarı Beliğ İsmail üzerine bilgilendirici ve önemli bir makale.

14-Yard. Doç Dr. Sezai Sevim –“Osman Gazi ve Oğullarının Vakıfları”
Osman Gazi’nin kurmuş olduğu 9 adet vakfı vardır. Bu vakıfların isimleri ve çocuklarının adları ile onların kurmuş olduğu vakıflar üzerine yine önemli bir yazı.

15-Dr. İsmail Selimoğlu –“Osman Gazi Türbesi”
Osman Gazi Bursa’yı kuşattığı zaman Balabancık Hisarı’ndayken kubbesindeki kurşun kaplamaların parlamasından dolayı bu yeri beğenmiş ve şöyle vasiyet etmiştir: “Beni şu gümüşlü kubbenin altına gömün.” O gümüşlü kubbe Bizans Dönemine ait V-VI.yüzyıldan kalma bir yapıdır. Osman Gazi türbesi bu binanın temelleri üzerine yapılmıştır. Yazı türbenin geçirmiş olduğu tadilatlar ve diğer bilgiler ile devam eder.                   

Taylan Köken 

4 Şubat 2013 Pazartesi

sarı yazma...


RIFAT ILGAZ
SARI YAZMA / ROMAN / ÇINAR / 2005 / 399 sayfa

Sarı Yazma, Rıfat Ilgaz’ın kendi yaşam öyküsünü anlattığı romanıdır. Cide doğumlu yazar hayatının ilk yıllarını burada geçirmiş, sonra okul durumu için Cide’den ayrılır ve eğitimi çalışma hayatı, mücadeleleri derken yıllar sonra bu kıyı kasabasına tekrar dönüş yapar.
Bu dönüşü yaşamı için yeni bir başlangıç olarak görecektir. Doğmuş olduğu bu topraklarda kendi yaşamını tekrar gözden geçirecektir. Bu detaylı bakış açısı kitabı gerçekten değerli kılacaktır. Toplumcu bir ustanın yaşamış olduğu dönemde, Türkiye’nin durumunu çok iyi yansıtan bir başyapıt. Edebi olarak ise sade, doğal bir anlatım, Rıfat Ilgaz’ın ulaşmış olduğu ustalığın uç noktalarını yansıtmaktadır.
Ivır zıvır işten emekli olmak için, kendisini yalnız yazıya vermek için memleketi Cide’ye dönmüştür. Doğduğu topraklarda ölmek için gelmiştir. Fakat bu topraklarda ölemez. Romanın dışına çıkalım; Baskı onu Cide’de de rahat bırakmaz ve tekrar İstanbul’a, oğlunun yanına döner ve burada vefat eder. Mezarı Asım Bezirci’nin yanında Zincirlikuyu Mezarlığındadır. Cide’de vefat edemeyen usta, Sarı Yazma ve Yıldız Karayel’i Cide’de yazar.
Sarı Yazma Karadeniz’in az ile yetinmesini bilen, çilekeş, çalışkan kadınının simgesidir. Bu kitap bir bakıma onların çabalarına hürmetle yazılmıştır.

Kitaptan notlar:

İlk önemli, anlamlı bırakışımdı bu benim. Gerisi gelecekti kuşkusuz. Hep bırakacak, durmadan bırakacaktım geride, bana yakın ne varsa. Canlı cansız, yararlı yararsız, kendi gelmiş, emekle kazanılmış, ne varsa isteyerek, istemeyerek, boyuna bırakacaktım. Sf:13
*
Bir gelin olma günü onları sarı yazmalarının, yollu yollu, allı morlu önlüklerinin, kırmızı paçalıklı şalvarlarının içinde göremezsem, çok şeyler kopar gider içimden. Sf:14
*
Yanıma hep feleğin kahrına uğramış arkadaşları seçiyordum. Okuldan solcudur diye atılmış, üniversiteden tutuklandığı için kovulmuş, öğretmenlikten iktidarı tutmadığı için uzaklaştırılmış ne kadar aydın kişi varsa benim düzeltmen kadromda çalışabilirdi. Sf:20
*
Zordu, hem öğretmenken sanatçı olmak. Ahmet Kutsi bu işin üstesinden geliyordu. Öğretmen olduğu kadar şair, hükümetin istediği kadar politikacı, politikacı olduğu kadar da memleket ölçüsünde ülkücüydü. Tam iktidarın aradığı aydındı Hocamız. Sf:33
*
Kitaplarımdan film için senaryo çıkarma hakkını alanlar daha da yormuşlardı beni. Hababam Sınıfı gibi yüzbinlerce baskı yapmış toplumca bilinen, sevilen bir güldürü romanının filmini çevirirken kendiliklerinden yeni tipler, yeni olaylar ekleyecek kadar sanatı hafife almaları görülmüş şey değildi. Eserin içeriğine tamamen aykırı düşen bu davranışın, çekilen filme bir şeyler kattığını ileri sürebilmeleri bence sanata da sanatçıya da büyük saygısızlıktı. Verdikleri parayla yalnız kitabımdan senaryo çıkarmak hakkını değil, beni de, bütün kişiliğimle satın aldıklarını sanıyorlardı. Sf:55
*
Terme sıtmalık bir memleketti. (Halen öyle! TK) sf:86
*
Romanımı beğenmişti ama, İstanbul Boğazı’ndan tramvayı geçirdiğim için küçümsemişti beni. (Rıfat Ilgaz’ın ortaokulda yazmış olduğu roman. O zaman gülünen ve imkansız olarak görülen şey birkaç yıla kadar gerçek olacak!) sf:101
*
Ağabeyim çıkacaktı vapurdan, ondan aldığımız telgrafa göre… Gene de belli olmazdı, yolculuktu bu. Biz Karadenizli olarak vapur yolculuğunun çeşitli cilvelerini görüp öğrenmiştik. Ağabeyim de çıkmazsa kötüye yormamalıydım. Yetişememiş, bilet bulamamış olabilirdi. Koyunlar yer bulurdu bu Karadeniz vapurlarında ama, insanlar bulamayabilirlerdi. Sf:109
*
Terme bolluk memleketiydi. İnsandan gayri her şey yetişirdi. Böyle derlerdi Termeliler. Sağlam insana rastlamak zordu. Yaşlıların benzi soluktu sıtmadan, çocukların karınları şiş şişti. Biz böylelerine “Gödenli” derdik. Kurbağa yutmuş, “Kurbağalı” anlamına gelirdi. Sf:115
*
“Devletin sattığı, sattırdığı şeyin yasağı olmaz” dedi. Sf:118
*
Cumhuriyet de yasaktı benim gençliğimde. Şimdi cumhuriyetçi olmamak yasak! Grev de bir gün gelir yasaklıktan çıkar. Hem hakkını istemek neden suç olsun! Hükümet hakkını istemeyen, hakkını istemesini bilmeyen kişilerin hükümeti olmakla ne kazanır? Böyle miskinlerin başına geçen hükümete hükümet mi derim ben! Eğer hükümetse, hakkını aramasını bilenleri idare etsin de göreyim onu! Ona hükümet derim işte o zaman ben! Miskinleri idare etmek de iş mi sanki! Sf:119
*
“Adalet haaa!.. Adalet buysa daha bir yıl geçmeden neden bağışladılar suçunuzu? Bir işin içinde af varsa suçlamada haksızlık da var demektir. Af güçlülerin özür dilemesi anlamına gelir biz da.” Sf:120
*
“Bugün doğa yasalarının bile, toplum yasalarıyla bir benzerlik gösterdiği ileri sürülerken toplumu eğitim yoluyla değiştirmek başkadır, sanat yoluyla değiştirip geliştirmek başkadır, diye düşünmek ne denli geçerli olabilir?” sf:140
*
Kuşkum yoktu iyi bir öğretmen olarak yetiştirildiğimden. Peki ama kim yetiştirmişti beni? Taaa Cide’lerden beri gelen birikim, yaşam deneyleri, hastalıklar, yoksunluklar, savaşımlar, çileler miydi beni yetiştiren? Sf:178
*
“Köpeksizin nasipsizi Kurban Bayramı’nda sılaya gider!” sf:235
*
Ortada bir düzen var… Bir de bu düzeni ayakta tutan bütün kuralları inceden inceye bildiğine inanan yetkililer. Sf:253
*
Bir cezaevine giren siyasi suçlu için altı ay, gün değildi o dönemlerde. Üç ay bir yanına yatar, üç ay da öbür yanına, tavuk gibi yer bitirirdin cezayı! Biz de öyle yapmıştık. Parmaklarımızı yalaya yalaya çıkmıştık Tophane’den. Öyle bir dönemdi ki, cezaevine yemek getiren bir kişi, bir ay kalıyordu içerde, derdini anlatana kadar. Sf:254
*
Portakal ne işe yarar diye sormuşlardı bir ankette, Altındağ çocuklarına, Hastaneye götürülür demişlerdi, çoğunlukla… sf:261
*
“Adnan dedim, meydanlarda söylediklerine bakıyorum, hep bizim iki üç yıl söylediklerimiz… Güldü. İşte dedi, bizim sizden farkımız bu! Sizin acele edip söylediklerinizi biz tam zamanında söylüyoruz!” sf:281
*
Biz İkinci Dünya Savaşı’na girmemiştik ama en azdan girenler kadar kurban vermiştik. Onlar savaşı kazanıp kurtulmuşlardı yoksulluktan, biz hala sapır sapır dökülmekteydik. Sf:293

Taylan Köken 

3 Şubat 2013 Pazar

knidoslu aphrodite...


MURAT KATOĞLU
KNİDOSLU APHRODİTE / SÖYLEŞİ / YKY / 2003 / 97 sayfa

Kitabın alt başlığı Ekrem Akurgal ile Türk Düşünce Hayatı Üzerine Konuşma adını taşımaktadır. Öğrencisi Murat Katoğlu hocası Ekrem Akurgal ile Türk düşünce hayatı üzerine dört gün süren bir söyleşi yapar. Ekrem Akurgal söyleşi metne geçince üzerinde düzeltmelerini de yapar. Yazı Felsefe Dergisinde yayınlanacaktır. Ama dergi yayın hayatına son verilince yazı yirmi yıl bir kenarda kalır. Ekrem Akurgal 2002 yılında vefat edince 20 yıldır gizlenmiş olduğu raflardan çıkıp 2003 yılında önümüze kitap olarak gelir.    

Kitaptan almış olduğumuz kısa notlar ise şöyle;

Aslında insanın genel konulara biraz olgun yaşından itibaren başlaması lazım… Genç bir adamın daha hiçbir branşta etkinlik, uzmanlık kazanmadan genel konulara gitmesi tehlikelidir. Birçok genellemeler yapılır, yanlış yollara sapılır. Sf:10
*
“Milli Kültür”le ne dediğimizi hala anlamış değiliz. Milli kültür diyene sorun; söyleyecek cevabı yoktur. Ben bunun tecrübesini çok yaptım, bu kavramla ortaya çıkana sordum; “Nedir milli kültür?” , söyleyecek sözü yoktu; “Fatih”, “Kanuni” dedi… Efendim, bugün bir Avrupalıya sorsanız, Fransa’yı anlatın bana deseniz, adam 14.Louis mi diyecek, Napolyon mu diyecek...? Hayır, bir alim, bir şair ismi verecek, filozof ismi verecek, biz padişah ismi veriyoruz. Sf:13
*
Yunanlılar şarkı fethe gidiyorlar, evvela işçi olarak gidiyorlar, sonra tüccar olarak ve karşılarında Hititleri buluyorlar. Geç Hitit beylikleri temsilcisi o devrin. Bu itibarla, o yolla, onların aracılığıyla aldılar her şeyi. Bir Yunan 8-7.yüzyıl eserini, bir Hitit eseriyle yan yana koyuyorsunuz, -kitaplarımda yaptım bunu- ayırmak, farkını bulmak bazen bir uzman için bile fevkalade güç. O kadar birbirine benzer. Aynen kopya etmiştir. Sf:23
*
Atatürk sentez yapmıştır. Türkiye Şarktan ayrılmıştır. Şarkı hakir gördüğü için değil. Dinden arınmıştır; dini hakir gördüğü için değil. O günkü din işe yaramadığı için. Yoksa Abbasiler devrinde 9.yüzyılda dünyanın çevresini ölçen, kimya ilmini, cebiri tesis eden –sıfırı onlar bulmuş, Hintliler veya onlar- öyle bir medeniyet olursa, Atatürk Şarka da razı. Biz de razıyız… Nitekim, Osmanlıların da 14-15.yüzyıl fütuhatında –Fuad Köprülü çok güzel anlatır- hiçbir zaman din birinci unsur değildir. Bu itibarla Atatürk’ün ve ona bağlı olanların düşünüş biçimi şudur: Din aleyhine değildirler, laiktirler. Çünkü biraz önce siz de söylemiştiniz; Türkiye büyük bir süratle 16.yüzyıldan itibaren aşağı inmiştir. Sf:37
*
Folklorun bizde şu bakımdan bir önemi var. Toprağımızın tapusunu saklamak… Malum ya, bir gün yine çıkarlar karşımıza, “imperium romanum” derler, orası benimdir der İtalya. Atatürk tarih tezini bu iki millet yüzünden; biri “megali idea” yüzünden, öbürü de “mare nostrum” veya “imperium romanum” iddialarıyla gelen faşizm ve diğer cereyanlara karşı çıkarmıştır. Bir bakıma bunun için kurmuştur Tarih Kurumu’nu. “Toprak sizin mi?” Hayır, Hattilerindir, biz de onların varisleriyizdir… sf:48
   
Taylan Köken

2 Şubat 2013 Cumartesi

şeyh bedreddin...


MICHEL BALIVET
ŞEYH BEDREDDİN / ARAŞTIRMA / T.V.Y.Y. / 2000 / 155 sayfa

Bu kitap Şeyh Bedreddin üzerine yazılan, en derli toplu eserlerden biridir diyebiliriz. Onun yaşadığı dönemi, öncesi ve sonrasıyla, dinsel, siyasal ve politik gelişimlerle inceleyen bir çalışma.
Rum diyarının insanlarına, yani Anadolu ve Balkanlar’daki Hıristiyanlara uyarlanan bu tasavvuf anlayışı, aile tarafından Mevlevilere, tasavvufi açıdan İbn Arabi’ye bağlanan ve olasılıkla Bektaşilerle kaynaşmış bir hareketin kurucusu olan Şeyh Bedreddin ve müritleri tarafından görkemli bir şekilde temsil edildi. Kitabın arka kapağından yapmış olduğumuz bu alıntı Bedreddiniliğin dayanmış olduğu temelleri yansıtmaktadır.
Kitabın yazarı Michel Balivet, Bedreddin’in torunu olan Hafız Halil tarafından kaleme alınan Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin Menâkıbı’nı dönemin diğer eserleri ile karşılaştırarak bu kitabı meydan getirmiştir.
Şeyh Bedreddin’in yaşamı, kavgası içinde bulunduğu yüzyıl düşünüldüğünde ne kadar ilerici bir hareket ve düşünce biçimidir. Bu yüzden olsa gerek tarihte hor görülmüş ve aşağılanmıştır. Hani denir ya Sezar’ın hakkı Sezar’a… Geçte olsa kemikleri bugün aslında onun her zaman en büyük düşmanı olmuş olan milliyetçi söylemin bahçesinde yatmaktadır. 1961 yılında kemikleri idam edildiği Serez’den Divanyolu’ndaki II. Mahmut Türbesi haziresine getirilir. Mezarın tam karşısında Türk Ocakları Genel Merkezinin olması ne kadar ilginçtir.    
Genelde tarih meraklıları için, özelde ise Şeyh Bedreddin Vakasının detaylarını öğrenmek için önemli bir başucu kitabıdır.

Kitaptan almış olduğumuz kısa notlar ise şöyle;

Rumeli’de ilk Türk kadılarından birisidir Bedreddin. Sf:35
*
Bedreddin’in babası  Selçuklu ve gazidir. Büyükbabası Abdülaziz tanınmış bir kişidir, son Selçuklu sultanı Alaeddin Keykubad’ın yeğeni, aynı zamanda veziridir. Sf:38
*
Muhyiddin İbn Arabi ve Bedreddin dini canlandırdılar. Birinin eseri umman, diğerininki nehirlerdir. Niyazi Mısri 17.yy sf:98
*
Bedreddin Rum ülkesinin Hallac-ı Mansur’udur. Şeyh Hüseyin Ahlati sf:119

Taylan Köken

1 Şubat 2013 Cuma

abidin...


FERİT EDGÜ
ABİDİN / METİNLER / YKY / 2003 / 107 sayfa

Abidin Dino’nun arkadaşı olan Ferit Edgü onun basılan birçok kitabına tanıtım yazıları, önsözler yazmıştır. Bu yazılarını toplamış olduğu bir kitap “Abidin”. Bu kitaptaki yazılarda bir dostluktan öte objektif değerlendirmeler bulunmaktadır. Tanıtım ve resim kitaplarının yazıları haricinde kitabın sonunda ek olarak Cumhuriyet Kitap ekinde yayınlanan Turgay Fişekçi’nin Ferit Edgü ile birlikte yapmış olduğu “Abidin Dino Üzerine Bir Söyleşi”de bulunmaktadır.
Kitaptan almış olduğumuz kısa notlar ise şöyle;

Abidin, hangi temayı “işlerse işlesin”…
Yaşayan insandan yanadır. Açan çiçekten. Resimleriyle bunu belgeliyor. Sf:15
*
Ressam yalnız ressamlar için resim, ozan yalnız ozanlar için mi şiir yazacak? Sf:19
*
“Bana ayrılan zamanı çizmek.” Abidin Dino sf:51
*
Türk Anadolu’nun iki dehası vardı ki Abidin’in onlara tutkusu bambaşkaydı. Bunlardan birincisi Derviş Yunus, ikincisi de Koca Sinan’dı. Yunus Emre için senaryo denemeleri yapmış, Sinan’ın sanatı üzerine bazı yazıları da dönem dönem dergilerde yayımlanmıştı. Sf:69
*
Adına “ömür” dediğimiz o bize “ayrılan zaman”ı çizgileriyle, sözcükleriyle, notalarıyla dolduran, doldurmaya çalışan insanlar vardır. Onların “Zamanım yok” sözü, “Bana ayrılan zaman bana yetmiyor” anlamına gelir. Sf:78
*
Bir şiirinde, “Mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?” diye bir dizesi vardır. O gün bugün, bu soru sökülüp atılması olanaksız bir biçimde bedenime yapışmış gibidir. Tabii, şiirinde bu soruyu sorarken, mutluluğun resmini yapamayacağımı biliyordu Nâzım. Sf:89
*
Abidin’in yurtdışına gitmesi, kendisi için de Türk sanatı için de iyi olmuştur. O, Paris’te de, Türkiye’de yaşar gibi yaşadı. Bağlarını hiç koparmadı. Birçok yazar-çizerin elde etmek için yırtındıkları Fransız pasaportunu, kendisine birçok kez sunulduğunda, nezaketle geri itti. Çektiklerinden dolayı, hiçbir zaman Türkiye’ye küsmedi. Sürgünde de Türkiye’yi, Türkiye’nin sorunlarını yaşadı. Sf:107        

Taylan Köken