2 Mart 2012 Cuma

cendere...

güven turan
cendere / şiir / yky / 2003 / 58 sayfa

Güven Turan’ın gizli alanlar serisinin üçüncü kitabıdır cendere. Zaman, uzam ilişkisinde sağlam kalan bir şiiri görmekteyiz sayfalarda…

kitaptan devamla:

Dışarıda değil
uzak değil
ayrıksı değil

Ötede durmak

Ten anımsar
yürek uykudadır. Sf:21
*
Dünya
kimin elinden çıkmışsa
ona mı
dönüşmüştür Sf:23
*
Düş ikiyüzlüdür Sf:40
*
Aşk sonludur
yalnızlığa daha kolay
direnilebilir Sf:

taylan köken

1 Mart 2012 Perşembe

aşiret ve öteki yüzü...


HAMİT İZOL
AŞİRET VE ÖTEKİ YÜZÜ / ANLATI / DESTEK / 2010 / 296 sayfa

Hamit İzol Şanlıurfa Siverek doğumlu İzol Aşiretinin önemli bir bireyidir. Doğu’daki büyük aşiretlerden biri olan İzol Aşiretinin hayata bakış açısını, yaptıklarını yapamadıklarını, olaylara aşiret gözü ile nasıl bakıldığını açık yüreklilikle yazılmış hali bu kitaptadır. Bence eksik tarafları olan bir çalışma. Bildiğimiz her şeyi, her yaklaşımı bize aktarmıyor aslında.
Kitabı bir bütün olarak değerlendirirsek: bugüne kadar yapılmamış, inkar edilemeyecek kadar dürüst bir yaklaşımla yazılmış özel bir kitap. Hem kendi özelinde hem de doğuya bakış açısıyla okunması gerekli bir kitap. Son bölümü biraz daha az itinayla yazılmış olması kitabın öznelliğini fazla bozmuyor. Belki Hamit İzol bunu kitabın tekrar basımlarında giderir.    

Kitaptan devam edelim:

Uzaktan seviyordum. Elini tutmadan, saçları okşayamadan ve konuşmadan. Sf: 34
*
Kan davsı çıktı da ölen dirildi mi? Karlı çıkan kimdi? Kaçakçılar, rüşvetçiler, avukatlar… Sf:87
*
Doğulu ailelerin ataerkil olduğu, babanın her şeye karar verdiği, erkeklerin hep gücü elinde tuttuğunu sanır bilmeyenler. Üniversiteye gidiyordum, biliyordum. Batıda yaşayan kadınlar, doğudaki kadınları erkeklerden sürekli dayak yiyen, ezilen insanlar sanıyordu. Oysa bu buzdağının görünen yüzüydü. Doğuda gizli bir anaerkillik vardı ki içinde yaşamayan bilemez. Kan davalarını körükleyen de, düşmanlıkları doğuran da erkeleri istediği gibi yönlendirenler de hep kadınlardı. Kocasına “intikam almazsan, kanı yerde korsan, senin koynuna girmem” diyen kadınlar vardı. Sürekli yiğitliği ve töreye kadınlar ön planda tutar, erkekleri sürekli kadınlar kışkırtırdı. Kadın “intikam alın” diye feryat figan ederken, hangi erkek dostluktan, barış içinde olmaktan bahseder, onu erkek olarak kim ciddiye alır ki? Sf:83
Kitabın bence en önemli ve aktarmaya çalıştığı ana fikir bu satırlarda. Kitabın yazarı da akraba evliliği yapmış, nikâhsız başka bir hayat yaşamış, maddi, manevi doyuma ulaşmış bir kişi olarak tüm hatalarını da açık olarak yüreklilikle bize aktarırken atladığı bir şey vardır: eğer bir toplumun yarısı (kadınlar) gelişmeden uzak tutulursa, toplumda ikinci sınıf yer edinirse, o toplumun ileri gitmesi de mümkün olmayacaktır. Hamit İzol’un bunu tespit etmesi bir şeyi değiştirdiği anlamına gelir mi?   

taylan köken

29 Şubat 2012 Çarşamba

yüz'de yüz...


mustafa horasan - savaş çekiç - cenk koyuncu
yüz'de yüz / şiir / sel / 1996 / 71 sayfa

mustafa horasan desenci, savaş çekiç tipografici, cenk koyuncu şair. bu yaratıcılardan 10’ar adet çalışma alınıyor ve birbirinden habersiz bu üç sanatçının ürettikleri bir kolaj çalışması ile sel yayınlarında şiirsel dizisi ile bizlerle buluşuyor.

kitaptan devamla:

aslolan yüzümdür, ayna aynı hikaye! sf:21
*
yüzüme ayna olan gözbebeğim, gözbebeğimdeki yüz? sf:39

taylan köken

28 Şubat 2012 Salı

esir şehrin insanları...

KEMAL TAHİR
ESİR ŞEHRİN İNSANLARI / ROMAN / İTHAKİ / 2005 / 463 sayfa

Türk yazınının önemli yaratıcılarından biridir Kemal Tahir. Halk dilinde yazmış olduğu romanlarıyla, toplumsal bakış açısıyla, derine hep daha derine inen bakışıyla, gerçekçi toplumsal edebiyatın köşe taşlarındandır.
Esir Şehrin Üçlemesi’nin ilk kitabı olan Esir Şehrin İnsanları hem bir edebiyat şaheseridir, hem bir dönem romanı harikasıdır, hem de tarihsel romanlar içinde bir başyapıttır diyebiliriz.
İlk olarak 1956 yılında yayınlanan kitabı İthaki Yayınları Kemal Tahir’in bütün yapıtları serisinin ilk kitabı olarak tekrar basımını gerçekleştirmiştir.   

Kitaptan devam edelim:

Kadının korkmazından korkarız biz Fransızlar aziz beyim! Bu yüzden, bizim kadınlarımız korkmadıkları yerde bile korkmuş görünürler! Sf: 14
*
Ölüm didinmelerin sükuna inkılabıdır. Sf:36
*
Bizans uyuttu sizi. Çürümüş Bizans, Türklerin canlı ruhunu bozdu, yumuşattı, nasıl derler, pelteleştirdi. Sf: 46 
*
Aslına bakarsanız bu savaşta yenilen Türk milleti değil, Türk devletidir.  Sf:47
*
İngiliz Dostları Derneği mi?
Türkler kurdu. Başında büyük din adamlarımızdan biri var: Sait Molla… Din bilginlerinizin büyüklerinden. Sf: 49
*
İnsan, bir kere tek başına kalmaya görsün! Nerde olsa tek başınadır. Meydan savaşında bile… Sf:69
*
Araplar mezhep kurucusudurlar. Biz Türkler, tarikat kurucusuyuz. Arap mezhepleri sufiliğe, Türk tarikatları tasavvufa dayanır. Tasavvufa göre dünyada her şeyden önce güzellik vardı. İbadet bu güzelliğe tutkunluktur. Bu sebeple Türk’ün bağlanacağı inanç, Allah korkusundan değil, Allah sevgisinden gelir. Sf:81
*
İstanbul’u dolduran büyük camilerin yanına neden böyle sürü sürü cemaatsiz mescit yapılmış? Devrin, bir fermanla baş kesip aynı fermanla bütün bir serveti yağma etmek düzenine çare bulmak için… Her vakıf, din perdesi altında garanti edilmiş bir servetten, güvene alınmış bir mirastan başka bir şey değil… Sf: 115
*
Mahpusun parası pul, karısı dul… Sf:122
*
Yenilmekle, sefilleşmek, her zaman mı bir arada bulunur? Sf: 125
*
Harb etmek eskiden erkekçe bir işmiş. Şimdi insanca bir iş. Sf:140 Bugün ise bir iş! Ülkelerin kalkınmalarını, hesaplarını kitaplarını savaş, sömürü üzerinden yaptığı bir çağdayız…
*
Bir fikir kadınlar tarafından kolayca kabul edilirse o fikir er-geç, yüzde yüz yener. Sf:172
*
Gavurlar, parayı yanlışsız işten kazanırlar. Sf:176
*
Bizim erkeklerimizin, kadınlara karşı, kibirli bir merhameti var. Sf:196
*
Hangi memlekette, erkekler, kadın yardımını küçük görmüşlerse, o memleket mahvolmuştur. Sf:
*
Bizim millet ıstıraba katlanmasını iyi beceriyor da ona karşı gelmesini beceremiyor. Sf:215
*
Her milletin kendine göre davranışı olur. Bizim millet, her zaman kuvvete tapmıştır. Eşkiyadan başka muhalif görmemiş bir memlekette, Avrupa metotlarıyla çalışılır mı? Sf:254
*
Bu dünyada alınıp satılan malların en eskimezi: kadın eti! Bir de YALAN! Sf:279
*
Mahpusluğun anasını, yemekle uyumak ağlatır. Sf:329
*
Sağ gözün karıştığı bir işe, sol gözü karıştırmamak, ancak, ona bir kara bez bağlamakla olur! Acaba, çarşaf, yıllardan beri, Türk kadınlarının olduğu kadar Türk erkeklerinin de gözlerini mi bağladı? Sf:394
*
Çocuk kadının yularıdır. Sf:400
*
Ulan kağıttan ne olurmuş ki? Esrar değil, afyon değil, sustalı çakı değil… Sf:411
*
Kürdü kovalaya kovalaya dövmeli. Sf: 429

taylan köken

27 Şubat 2012 Pazartesi

30 sıcak gün...

mehmet ali birand
30 sıcak gün / araştırma / milliyet / 1984 / 496 sayfa

Kıbrıs Barış Harekatı nasıl yapıldı, neler yaşadık diye kendi kendinize sorarsanız bu kitap tam biçilmiş kaftan. Çünkü her zaman gazeteci gözü daha objektif bakar olaylara. Haberci haber iletir. Muhakkak hayat görüşü olacaktır, siyasi görüşü olacaktır ve buna göre olayları yorumlayacaktır. Birand böyle bir haberci değildir. Belgeleri ile her şeyi günü gününe tüm çıplaklığı ve sıcaklığı ile bize sunan bir kitap yazmıştır. Bu kitap bence okunması gereken önemli bir kitaptır.
Kitaptan ben sadece hatırladığım bir bölümü aklımda kaldığı kadarıyla aktaracağım.
Ayşe Tatile Çıktı sözü ile başlamıştı Kıbrıs Harekatı. Türkiye Garantör ülke olarak buradaki vatandaşlarının akıbetini sağlama almak amacıyla yıllardır süren çözümsüzlüğe engel olmak amacıyla adaya çıkmıştı. Her şey Yunanistan destekli cunta lideri Sampson’un Rum Yönetimini devirmesi ile ateşlenmişti. Bülent Ecevit başbakan, Necmettin Erbakan başbakan yardımcısıydı. Bu koalisyon harekat başladıktan sonra sık sık toplantı yapıyor ve dünyada büyük tepki çeken harekatın zorunluluğunu, haklılığını kanıtlamak için demeçler veriyordu… Ecevit bu bir barış harekatıdır ve Kıbrıs Türkünün meşru haklarını korumak için yapılıyordur derken, aynı toplantıdan çıkan, Erbakan Kıbrıs (böyle bir şey dememesi konusunda anlaşılmasına rağmen) bizim olacaktır diyerek sürekli tribüne oynamaya devam etmektedir. Bu Türkiye’yi sürekli zor duruma bırakmış ve harekatın haklılığına gölge düşürmüştür…
Bu sıcak günlerden Ecevit’in (Karaoğlan) gözünde bir tik kalmıştır… Bu tik ona belki de hep bu harekatı ve o 30 Sıcak Günü hatırlatmıştır.

taylan köken

26 Şubat 2012 Pazar

dostum mozart...


nadir nadi
dostum mozart / anlatı / çağdaş / 1994 / 223 sayfa

Cumhuriyet Gazetesinin kurcusu Yunus Nadi oğlu Nadir Nadi’ye ısrarla keman dersleri aldırır. Onu müziğe, sanata saygı duyan, sanatçıyı kollayan birey olarak yetiştirmeye çalışır. Belki iyi keman çalamaz (kendi savı, çevresi öyle demiyor) ama, batının müzik dehalarından (bence de birinci sıra olanı) Mozart’ı tanımasını, hatta ona hayran olmasını sağlar. Dostum Mozart bu hayranlığın kitabıdır. Yine konusunda ilk, hala tek kitap olarak söz edebiliriz. Bir hayranlık nasıl sıcak bir kitaba dönüşür, bunu görecekseniz…

Kitaptan devam edelim:

“Gerçek değerleri anlayan yalnız mutlu azınlıklardır.” Ataç Sf:107
*
“Karamsar duyguları elimin tersi ile itiyor, ancak öyle çalışabiliyorum.” Mozart Sf:185
*
“O Tanrı’nın yarattığı bir mucizedir. Biz ona hayran oluyoruz ama onu açıklayamıyoruz. Goethe Sf:221

Milos Forman’ın Amadeus filminde de sık sık onun Tanrı’nın gönderdiği bir yetenek, bir mucize, hata onun müziğinin Tanrı’nın müziği olduğunu söyleyen replikler vardır. Genç yaşında dünyadan ayrılan Mozart gerçek bir dehadır… Onun müziğini sevmeyen çok az insan tanıdım, yeter ki bilsinler dinlesinler…

taylan köken

24 Şubat 2012 Cuma

kırk kısa şiir...

nedim gürsel
kırk kısa şiir / şiir/ sel/ 1996 / 41 sayfa

nedim gürsel romanları ile beni etkileyen yazarlardan biridir. uzun bir ayrılık için kırk kısa şiir kitabında, şiirler minimaliz edilmiş. hepsi bir bütünün parçası. bir gece ansızın gelen kadına yazılan bu şiirler sadeliği ile etkileyici.
kitap önce aşk vardı, sonra ayrılık bölümlerinden oluşuyor.

kitaptan devamla:

28
Orağıyla
Günlerimizi biçiyor
Ölüm Sf:41
*
36
Zindanlar kuleler surlar
Sana mahkumiyetimin
Kentindeyim Sf:55

taylan köken

23 Şubat 2012 Perşembe

soldan dördüncü aralık...

nuri demirci
soldan dördüncü aralık/ şiir/ yky/ 2003 / 78 sayfa 

taze hüzün;
ana başlığı altında birinci aralık şiirinde çocukluğun(un) simgesi olan bisikleti şiirinin ana imgelerinden biri olan denize sürerek başlar kitaba. devam eden (bu) şiirinde denize bir taş atılacaktır ve bunu sadece anlayan (balıkçı) bilecektir… şair kumsal ile denizi öteleyerek, kimsenin bilmediği bir kumsalda bir delta gibi seriliyor…
ten dansı;
ikinci başlık. ikinci aralık ile devam ediyor kurgu bölümü… gençlik dönemi denilebilir.
gövdem ve gölgem: / bütün yolculuk bu kadar / ve buraya kadar bütün yollar Sf.21
anı / baba şiiri etkileyici: bazen… / uzaktan fötr şapkalı adamlar geçerken / bazen… / cigaramı avcumda içerken / bazen… / aynadayken ben Sf.23
eski çarşı;
üçüncü başlık. geride bırakılmış veya bırakılmak zorunda kalınmış bir gençlik var artık…
anlama eğildim / mânaya dokundum / yorumla yoruldum /…/ büyük yalnızlığın / ışığını yaktım Sf.31
soldan dördüncü aralık;
dördüncü ve son başlık. Şimdinin durumunu anlatan şiirlerden oluşuyor. Şair yolculuklarına bu bölümde de devam ediyor.
bitiyor uçmanın yanılgısı / düşüyorum ışığın karanlığına Sf.38
bir kadın; beyaz ve ince / biliyor çabucak eskidiğini fotoğrafların / kahkahası hazırda / merdivende yakıyor sigarasını Sf.44
aşk benimdin / nasılsa; / unuttum / seni sakladığım yeri / bir zaman sonra / bir zaman sonra / sordum seni / yüzüme bakan yalnızlığıma Sf.56
dördüncü aralık tek yönlü / ve / çıkmaz Sf.77 

taylan köken

22 Şubat 2012 Çarşamba

madam floridis dönmeyebilir...

mario levi
madam floridis dönmeyebilir / öykü / afa / 1990 / 152 sayfa

Mario Levi’nin üçüncü kitabıdır Madam Floridis Dönmeyebilir. Bir Şehre Gidememek kitabıyla 1990 yılı Haldun Taner Öykü Ödülünü alan Mario Levi, bu kitabıyla ünlenmiştir. Bu kitabının yayınlanmasından sonra kısa zamanda Madam Floridis Dönmeyebilir kitabı yayınlanmıştır. İlk kitabı kadar patırtı koparamasa da bu kitapta onun yazarlığının köşe taşlarından biri olarak yerini almıştır. Bence bu kitabı da aynı zamanda yazılmıştı. Fakat bir şehre gidememek kitabının almış olduğu ünle üzerinde fazla düşünülmeden, düzeltmeler yapılmadan yayınlanması doğru değildi.
Kitaba gelirsek; bu kitapta da kurgu öne çıkmaktadır.

taylan köken

21 Şubat 2012 Salı

sezar'ın hakkı akut'a...

dün akşam star haberi izliyorum... doğuda hastaneye yetiştirilmeye çalışılan acil hastaların kar yüzünden ne zorluklarla şehre götürüldüğünün haberini izliyordum... akut'un adını anmadan, "görevliler yoğun uğraş veriyor" diye haberi sundular... haberdeki kişiler akut elemanlarıydı. devletin hangi kuruluşu mücadele veriyor, zor koşullarda? ya da ne kadar mücadele ediyorlar? akut öyle değildir! zor koşulda, durum ne olursa olsun yardıma koşarlar! akut'un bingöl şubesi kar motorları ile hastaları yıllardır şehre indirip, onları zor koşullarda sağlıklarına kavuşmaları için mücadele ediyorlar. ama devlet o motorların benzin parasını bile karşılamıyor... ekipler hem kendi canları pahasına hayat kurtarıyor, hem de yeri geldiğinde üç kuruş maaşlarından ayırdıkları para ile benzin alıyorlar. devlet kendi üzerine düşeni yapmadığı gibi, bu gerçek hayırseverlerin ihtiyaçlarına yardım etmiyorlar... star haberi sunarken sanki akut'un reklamını yapmak istemez gibi "yetkililer" diyor. oysa onlar "yetkisizler"... bu memlekette yetkililerin yetişemediği (?) her yerde onlar var... onların yürekleri sağ olsun... akut'un adını anmaktan kaçınan "yüreksizler"in de canı sağ olsun...
www.akut.org.tr 
www.akutbingol.com 

taylan köken