ahmed mithat efendi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ahmed mithat efendi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ocak 2014 Pazartesi

acaib-i alem...

AHMED MİTHAT EFENDİ
ACÂİB-İ ÂLEM / ROMAN / BORDO-SİYAH / 2004 / 485 sayfa

Ahmed Mithat Efendi Türk yazınının öncülerindendir. 1844 yılında İstanbul Tophane’de doğup 1913 yılında vefat eden Ahmed Mithat edebiyatın her türünde yapıtlar vermiştir.
Acaib-i Alem yani Dünyanın Olağanüstülükleri Ahmed Mithat Efendi’nin Jules Verne’den etkilenerek yazmış olduğu bir romandır. İstanbullu iki kafadar arkadaşın Rusya’ya doğru yapmış oldukları seyahattin hikayesidir. Romanda gezilen yerlerle ilgili ayrıntılı bilgiler verilmektedir. Bu bilgiler eşliğinde Doğu-Batı karşılaştırması ve bunların Osmanlı’daki izleri irdelenmektedir. Araya bir de başka bir bayan seyyah ilave edilerek kahramanlarımızdan birisiyle oluşan aşk araya sıkıştırılmıştır. Yani Ahmed Mithat Efendi’nin romanında her şey vardır; Aşk vardır, yabancı ülkeler vardır, siyaset vardır, gizler vardır… Yazar etkin kalemi ile ( o dönemin şartlarında) Hayali bir seyahati eğlendirici ve bilgilendirici hale getirecektir…
Bölüm I: Tabiat aşığı Suphi Bey ve Hicabi Bey seyahat ve anlamı üzerine uzun uzu sohbet ederler.
Bölüm II: Yakın dost olan ikili, birlikte geziye çıkmaya karar verirler. Süresi ve nereye gidileceği belli olmayan yolculukta son durak olarak ilk anda Petersburg’u seçerler.
Bölüm III: İstanbul’dan Odesa’ya geçen Suphi ve Hicabi Beyler burada dul bir Rus Prensesi ile dost olurlar. Seyahatlerinin bir bölümünü prensesin katılması ile üç kişi yaparlar.
Bölüm IV: Tren yolu bitince konakladıkları yerde prenses kahramanlarımızla çok yakınlaşır. Sonra onları başka bir seyyah olan Miss Haft ile tanıştırır. Prenses Moskova’ya geçerken kahramanlarımız ve Miss Haft beraber yolculuk etmeye başlar. Üçlünün yolculuğunda Avrupa, Osmanlı ve Rusya’nın kıyaslanmaları yapılır. Böylece yazarın Doğu-Batı sentezlerini öğrenmiş oluruz. Suphi Bey ve Miss Haft birbirine yakınlaşır.
Bölüm V: Üçlü Moskova’ya gelir ve prenses ile tekrar buluşur. Bu buluşmada, biraz da kıskançlıktan dolayı kahramanlarımızın arası prenses ile bozuşur.
Bölüm VI: Üçlü Moskova’dan Petersburg’a geçer. Bu yeni kentin Ruslar tarafından niçin kurulduğu üzerine yarıntılı bilgilere ulaşırız. Yine Batı düşüncesini temsil eden Miss Haft’ın Petersburg ve Rusya’ya bakışını bölümde öğreniriz.
Bölüm VII: Üçlü Petersburg’dan Kuzey Kutbuna geçecektir. Laponya denilen bölgeye geçerler. Bu bölümde sandal ile gemi ile yolculuklar, göller, denizler ve doğal yaşam ayrıntılı aktarılır. Yolculukları İstanbul’dan başlamış Kuzey Buz Denizi’ne kadar sürmüştü.
Bölüm VIII: Uranüs Gemisine binerler. Burada başka ülkelerden gelen bilim adamları ve seyyahlarla karşılaşırlar. Gezi notlarını paylaşırlar. Bu gemi yolculuğun da Suphi Bey ile Miss Haft evlenmeye karar verir. Londra’ya giderler Miss Haft’ın ailesiyle tanışırlar. İstanbul’a gelip evlenirler.

Taylan Köken

4 Mayıs 2013 Cumartesi

felatun bey ve rakım efendi...


AHMED MİTHAT EFENDİ
FELÂTUN BEY İLE RÂKIM EFENDİ /ROMAN /BORDO-SİYAH/ 2004 /222 sayfa

Ahmed Mithat Efendi Türk yazınının öncülerindendir. 1844 yılında İstanbul Tophane’de doğup 1913 yılında vefat eden Ahmed Mithat edebiyatın her türünde yapıtlar vermiştir. Kitap ilk olarak 1875 yılında yayınlanmıştır. Günümüz dilene hazırlayan Kemal Bek’tir.
Felâtun Bey çarpık batılaşmanın, kötülüklerin ve kaybedişin timsalidir. Râkım Efendi, düzgünlüğün, onurluluğun, çalışkanlığın, iyiliğin ve kazanışın timsalidir. Yazar bu iki kişiliğin zıtlıklarından dersler çıkarmakta ve doğrunun nasıl olması gerektiğini okura aktarmaktadır. Yine yazar bir meddah tarzıyla konuyu okuyucularıyla sohbet eder gibi aktarmaktadır. Bu Ahmet Mithat’ın her romanında görmüş olduğumuz tarzı.
Rakım Efendi, Ahmed Mithat’ın kendisidir. Kendi yaşamından kesitler sunmakta ve vermiş olduğu yaşam mücadelesinden kesitleri Rakım Efendi’nin kişiliğinde görmekteyiz. Ve her zaman olduğu gibi kitap mutlu sonla biter…           

Taylan Köken

3 Mayıs 2013 Cuma

dürdane hanım...



AHMED MİTHAT EFENDİ
DÜRDÂNE HANIM /ROMAN /BORDO-SİYAH/ 2004 /222 sayfa

Ahmed Mithat Efendi Türk yazınının öncülerindendir. 1844 yılında İstanbul Tophane’de doğup 1913 yılında vefat eden Ahmed Mithat edebiyatın her türünde yapıtlar vermiştir.
Dürdâne Hanım romanı romantizm ile realizm akımlarından etkilenen bir roman olarak anılmaktadır. Daha önce okuduğumuz Ahmed Mithat romanlarında görmüş olduğumuz üsluba bu romanda da rastlamak mümkündür. Şöyle ki; Ahmed Rasim romanının genel manzarasını İstanbul yaşamından alır. Kişiler bu İstanbul yaşamının içindeki kişilerdir. Dolayısıyla yaşadığı devrin fotoğrafını çok iyi bir biçimde bize aktarmaktadır. Bunu aktarırken de bir meddah gibi, bir öğretmen gibi, sanki karşısında dinleyiciler (bunlar tabi ki okuyuculardır) varmış gibi onların dikkatini dağıtmadan anlatmaya çalışmaktadır. Romanları genel olarak bu havadadır.
Ulviye Hanım yani Acem Ali Bey komşusu Dürdâne Hanımı içine düşmüş olduğu aşk çıkmazından kurtarmak isteyen ve bu uğurda kılıktan kılığa giren (erkek kılığı da dahil) iyi niyetli, zengin bir İstanbul hanımefendisidir. Romana adını veren Dürdâne Hanım ise iki aşk arasında kalmış olmasından dolayı, her şeyi göze alarak sevdiği hayırsız adamla birlikte olan bir genç kadındır.
Ulviye Hanımın yapmış olduğu planla, bir hafiye gibi çalışarak neler yapacağını ve sonuçlarını ise kitabı okuyacaklara bırakalım.
Ahmed Mithat Efendi zamanının teknolojik gelişmelerini takip eden ve bunlarla ilgili fikirlerini romanlarının içine yerleştirmektedir. Kitaptan ilginç bir örnek vermek istiyorum: Kitabın 110. sayfasında andığı “telefon” yani “nakil-i sadâ”dan bahsetmektedir. Ahmed Mithat bu aletin kullanıldığı dönemde hakkında sadece bilgi sahibidir. Muhtemelen görmemiştir. Telefon hattını komşu yalıya Dürdâne Hanımın odasının duvarına yerleştirerek gizlice odadaki konuşmaları Ulviye Hanım’a dinlettirmektedir… Yani ilk gizli dinleme, telefonla yapılacaktır…

Taylan Köken

1 Kasım 2011 Salı

çengi...


AHMED MİTHAT EFENDİ
ÇENGİ / ROMAN/  BORDO-SİYAH/  2004/  243 sayfa

Ahmed Mithat Efendi Türk yazınının öncülerindendir. 1844 yılında İstanbul Tophane’de doğup 1913 yılında vefat eden Ahmed Mithat edebiyatın her türünde yapıtlar vermiştir.
“Çengi” İstanbul’un fuhuş hayatını anlatan gerçekçi türde yazılmış bir romandır. Yazar muhtemelen gerçek olan kahramanlarının ağzından ve yaşadıklarından yola çıkarak dönemin hayatını en açık bir biçimde günümüze taşır.
Baba parası ile yaşayan Daniş Çelebi’nin düşmüş olduğu komik durumu irdeleyen bir roman. Dört kısımda yazılan roman ilk iki bölümde ayrı ayrı kişileri ve olayları ele alır, ama üçüncü bölümden sonra roman kahramanları bir araya gelir.

Ahmak olanlarla, deliler yalan söylemez. Sf:50
*
İğnenin deliğinden Hindistan’ı seyretmiş adamlar. Sf:84
*
Akıllının birine sormuşlar: İnsanın için ne zaman evlenmek hayırlıdır? Cevap vermiş: Buluğ çağından yirmi beş yaşına kadar evlenirse erken evlenmiş olur. Yirmi beşinden otuz beşine kadar evlenip de bir karıya esir olmanın anlamı yoktur. Otuz beşinden kırkından sonra evlenecek olursa pek geç kalmış olacaktır. sf:66
*
Buna sürgit dememişler! Görgeç demişler! Şimdiye kadar gördün, bundan sonra da vazgeçmeli. Sf:209
*
“Debbağ” sevdiği deriye yerden yere çarparmış. Sf:233

Taylan Köken

5 Eylül 2011 Pazartesi

henüz onyedi yaşında...

ahmed mithat efendi
henüz onyedi yaşında / roman / bordo-siyah / 2004 / 334 sayfa

ahmed mithat efendi türk yazınının öncülerindendir. 1844 yılında istanbul tophane’de doğup 1913 yılında vefat eden ahmed mithat edebiyatın her türünde yapıtlar vermiştir.

“henüz onyedi yaşında” istanbul’un fuhuş hayatını anlatan gerçekçi türde yazılmış bir romandır. yazar muhtemelen gerçek olan kahramanlarının ağzından ve yaşadıklarından yola çıkarak dönemin hayatını en açık bir biçimde günümüze taşır.

17 yaşındaki rum kalyopi, tecrübeli ermeni agavni ve onların patroniçeleri olan maryanko dudu hanım’ın yaşayışları ile devrin fuhuş hayatı irdelenir.
bu hayatın içine tesadüf eseri giren ahmed ve hulusi efendiler uzun uğraşlar sonucu kalyopi’yi bu acımasız hayatın içinden kurtarırlar.

kalyopi denilen kız hemen yukarıya koşup “kocacığım! uyandınız mı?” deyince, ahmed efendi sanki yüreği ve ciğerleri üzerine bir güğüm kaynar su dökülmüş gibi bir şeyler duydu. “koca!” sözüne şaştığı halde şimdi dostça bir de küçültme eki ile kendisine “kocacığım!” deniliyor. erkeğe bu hitabı olur olmaz nikahlı eş bile edemez.  sf.71 

“bizim gibi günahkârlar için, kocacığım diyecek, müşterilerimizden başka kim olabilir?” sf.81

bekri mustafa’nın torunu değiliz ya? arada bir içeriz. sf.97

pazarlıksız giren, haksız çıkar. sf.126

böyle şeylerde emir ve ferman hazret-i rakınındır. sf.144

yani ak yazılı sultanındır… sf.145

Taylan Köken