deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ekim 2025 Pazar

markopaşa yazılar ve ötekiler...


SABAHATTİN ALİ

MARKOPAŞA YAZILARI VE ÖTEKİLER/YAZILAR/YKY/2019/226 sayfa 

Sabahattin Ali’nin bu eseri Hikmet Altınkaynak tarafından hazırlanmış, ilk kez 1986 yılında Cem Yayınları tarafından neşredilmiştir. YKY’na geçişi ve ilk baskı Ekim 1998’de olmuştur. Benim elimdeki nüsha ise YKY’deki 17. baskıdır. 

Kitabı derleyen Hikmet Altınkaynak’ın tekrar baskılar için yazdığı dört önsözle başlıyor çalışma. Anket Yanıtları/Konuşmalar bölümünde Yücel, Varlık, Yeni Adam, Akşam, Yeni Edebiyat isimli dergilerde oluşturduğu anketler ve cevapları yer almaktadır. 

Yazılar bölümündeyse, Resimli Ay, Varlık, Ulus, Tercüme, Yurt ve Dünya, Yenitürk, Fontamara, Tan, Markopaşa, Merhumpaşa, Malumpaşa, Alibaba ve Zincirli Hürriyet dergilerinde yayınlanan yazılarından oluşmaktadır.

Kitabın son bölümündeyse; Kitap Üstüne Yazılan Yazılardan Seçmeler bölümü yer almaktadır. Bu bölümdeki yazarlar, Alpay Kabacalı, Oktay Akbal, Hasan Pulur ve Etem Ütük’ün özellikle Sabahattin Ali’nin Markopaşa yazıları üzerine düşünceleridir.    

Kitapta, Mehmet Behçet Yazar’ın “Sabahattin Ali’nin hayatı ve eserleri” üzerine sormuş olduğu soruyu Ali şöyle cevaplar:

“1907’de doğdum. Garbi Anadoluluyum, nüfus kaydım Ayvalık’tadır. İlk tahsilimi Çanakkale, İstanbul ve Edremit’te, orta tahsilimi Balıkesir ve İstanbul muallim mekteplerinde yaptım. 1927’de Yozgat’ta bir sene muallimlikten sonra, 1928’de Maarif Vekâleti hesabına Almanya’ya gittim. 1930’da döndüm ve evvela Aydın’da, sonra Konya’da ve Ankara’da Almanca muallimliği yaptım. Şimdi Maarif Vekâleti’nde Neşriyat müdürlüğü kalembaşısıyım ve Ankara Tiyatro mektebinde öğretmenim.” s.47. 

Sabahattin Ali’nin bu kitabındaki Markopaşa yazıları, Türkiye'nin yakın tarihine, siyasetine, basın özgürlüğüne ve toplumsal yapısına ilgi duyan herkesin okuması gereken yazılar olarak değerlendiriyorum. 

Kitabı okurken, kültür, yazı ve edebiyat dünyasında mücadele eden bir yazarın mücadelesini göreceksiniz. Ayrıca yazılanların birçoğunun güncelliğini koruduğunu, "değişmeyen" siyaset ve iktidar davranışlarını görmek hem şaşırtıcı hem de hüzün vericidir. Bu ülke, bu toplum,  bunca yıl yaşadıklarından ne öğrendi?.. 

Sabahattin Ali’nin kullandığı o keskin zekâsını, dili ustaca kullanışını, duru Türkçesini ve boyun eğmez duruşunu, onu sadece iyi bir öykücü ve romancı değil, aynı zamanda unutulmaz bir “mücadele insanı” ve “aydın” yaptığını bu kitapla anlayabiliyorsunuz. 

Taylan Köken

14 Ekim 2025 Salı

bu kalem melûn...

 

ENİS BATUR

BU KALEM MELÛN / DENEME / YKY / 1997 / 118 sayfa

 

Enis Batur’un deneme çalışmaları içinde denemeyip de –şimdilik- taslak olarak kalan kitapları hakkındaki notlar, tasarılar, ön-çalışmalar, nadasa bırakılanlar olmak üzere çoğu bekleyen belki de çoğu başkaları tarafından yazılacak olan başlıklar…

 

66 yazılmamış kitap, 66 seçilmiş bir sayı mı, başka bir muamma…

 

Kitaptan devam edelim:

 

Herkesin hayatında köklü bir tutkunun yeri var mıdır bilmiyorum; herkesin yaşamına tutkusu mu yön verir, bunu da – bütün bildiğim, yaklaşık yirmibeş yıldır hayatıma yazma tutkusunun biçim verdiği.

Yazı’nın başı ucu vardır, yoktur.

Ne olursa olsun, nasıl olursa olsun (riverrun!) başı ucu vardır, olur.  Sf.9

 

*

Bir kitap, bazen başka bir kitabın ölüsü üzerine inşa edilir. Sf.19   

*

Sahne, ses ve ışık düzeniyle sınırlı olacaktı burada: Mutlak karanlıkla oynaşmalar.

 

Yıllar önce bu notu almışım(2012);

Kenan’a not:

Tam da bir savaş sahnesi için düşünülebilecek çok az ışık… tıpkı cephede gibi… karanlığın içinde; konuşmalar, -çoğu zaman- sessizlik, belki yanan sigaraların közlerinin ışığı, o da tenhada, siperin iyice içinde -vurulmamak için… [Bu oyunu 1-1,5 ay çalıştık, kabasını çıkardık, sonra bıraktık ve hiç oynayamadık.]

Başka bir not:

İnsan insanı vurmak için, hayvan da kullanıyor. Abd’li asker güvercini zehirli gaz için, yunus balığını torpilleri bulmak için kullanıyor, mesela… hey gidi insanlık… sf.20

*

Sayfa 28 ve 29’daki “City Lights” ve “Kitap Töreni” başlıkları…

*

Mum, yalnızca plastik bir öğe olarak çekici görünmüyordu bana: Simgesel yanı, varoluşun erime sürecini temsil eden duruşuyla da etkileyici bir işaret sayıyordum onu. “Almanak”a Zaman’ı sorgulama eşiğine neden sonra eklenecekti. Sf.30

 

Mum; tersi de aynı…

*

Katlanma ve Açılma: Mendil metaforu

Nasıl: Bir ana soru/n. Sf.39

*

Notalar artık beyninde uğulduyordu ve hiçbir şey duymuyordu: Mutlak sessizlikten başka.

İnsan, en son yapıtın düşünü görmek, öngörmek isteyebiliyor. Sf.43

*

Deneme: Hezarfen olmak

Bir içekapanışın içyüzü

Bekâret ve Mülkiyet üzerine bir deneme

İkinci düş: Göldeki Ada

Mekân sanrısı için Duygu: Çöl sf.54-56

*

Sayfa 58’deki Moskova 1900-1930 Çatı Taslağı komple başka şehirlere de uygulanabilir. Ayvalık belki, ama zengin birey sıkıntısı olmaz da yazar sıkıntısı had safhadadır. Doğru düzgün bir Ayvalık Tarihi yazılamamasının yegâne sebebinin; kentin tüm maddi birikimine rağmen, sanat üzerine, edebiyat üzerine bir yazar/sanatçı çıkmaması, çıkmamayı bırak kentte bulundur(a)maması/barındır(a)maması denilebilir mi?

*

70’lerin başında okumuş, çok şaşırmıştım: Muzaffer Buyrukçu, taşınırken, koskoca bir romanın elyazmalarını yitirmişti. Sonra, kısa bir metnim, Brezilya’da yazdığım bir gezi metni ‘sırra kadem bastı’, 75’de – olabileceğini, olduğunu gördüm. Sf.60

E.B.’u bilmem, Muzaffer Buyrukçu bile isteye kaybetmiş olabilir mi?

*

Ressam ve yazar, söyleşe gelmişlerdir. Degas değil midir, “ama azizim, şiir duygularla değil sözcüklerle yazılır” uyarısını Mallarmé’den işiten? Sf.72

*

Eninde sonunda hepimiz haritada bir noktada yaşamıyor muyuz? Sf.74

*

Tünel’in içinden Bankalar Caddesi’ne açılan geçmeleri bulup aynı anda iki banka birden soyacaklar. Sf.83

*

Türk şiirinde, şiirde.

Bu gölge, onun gövdesi. Sf.86    

*

Takvimler (Ayvalık üzerine) Kitabı sf.106

 

Taylan Köken

10 Ekim 2025 Cuma

ışık...

 

ENİS BATUR

IŞIK / DENEME / NOKTÜRN / 2013 / 156 sayfa

 

Enis Batur’un deneme türündeki bu kitabında, şair ve şiir üzerine yazıyor bu kez. Her zaman olduğu başka şairlerin şiiri nasıl yazdığını, kendi kişisel şiir yolculuğu, şiirini nasıl yazdığı üzerine bir denemeler bütünü. Her kitabında olduğu gibi ucu açık, ucu bucağı uzanıyor bilinmeze…

 

Kitaptan devam edelim:

 

Bir yapıdır da şiir. Tasarlanmış, kurulmuş, yapılmıştır- gelse bile. (Geldiği olur çünkü, bilinir: Çağrılmamıştır, kayıplardan iner, iniverir.)  Sf.9

*

Şiirin söylendiğini, yazıldığını biliyorum. Atilla İlhan sözgelimi, mısra mısra önce zihninde çalıştığını, ezberlediğini söylüyor şiirini. Sonra oturup yazıyor kafasında oluşan şiiri, sonra da üzerinde çalışıyor. Yahya Kemal’den de bildiğimiz bir çalışma biçimi, üslûbu. Dağlarca, her sabah beyaz kâğıtların önüne oturuyor, hemen her gün çalışıyor; tıpkı Victor Hugo gibi. Sf.27

*

Ondan iyi şair azdır da, iyi okur da azdır. sf.48

*

Senin; şiirin

Kaç santim?

*

Arkamda Atıfet ve İlhan Usmanbaş oturuyordu. Sf.71

*

İnsan bir kitap yazarken, kendi başına ve başkalarının başına böyle bir iş açacağı aklına gelmiyor doğrusu. Kitap yazmak, eninde sonunda bir yalnızlık eylemi. Sf.75

*

Ben sert bildirileri severim. sf.81

*

Mimarla yazar, mimarla şair arasında kurulan bağlantı beni çok meşgul eden bir bağlantı. Bir ev inşa etmekle bir bina inşa etmek arasında inanın hiçbir fark yok. Her ikisi de iyi kurulmazlarsa çökerler… sf.85

*

Genişçe bir zaman dilimine yayılıyorsa bir yapıt, onu kuran kişinin ağır ağır kanını kurutuyor, gövdesindeki her organın neredeyse özsuyundan az ya da çok çekiyor. Sf.92

*

Şiir, gerçekten de matematikten farklı bir uğraş değil: Sorunu koyuyor, çözümü arıyorsunuz. Sf.108

*

Yahya Kemal tabii, yolumuz açan odur. 1945-1965 arası yazdıklarıyla Dağlarca, sonra. Ardından, benim için, Necatigil, Ece Ayhan ve Oktay Rifat gelir. Bu beş şair, şiirimizin parametrelerini değiştirmişlerdir. Sf.111

*

Baştan beri aynı şeyi söylüyorum, tenha şiir kavmi için yazmak durumundayız. Sf.115

*

Rimbaud’nun annesine tavsiyesini bin kere andım: Soldan sağa ve yukarıdan aşağı okumak…. Bir metni (şiir, öykü, deneme, roman) hakkını vererek okumak. Sf.121

*

Her şairin bir adası vardır, olmalıdır, ana toprağa oradan bakmak daha doğru bir çözüm gibi geliyor bana. sf.125

*

“Kitap bir ayna gibidir, önüne bir maymun oturursa elbette bir havarinin görüntüsünü yansıtamaz…” Lichtenberg. Sf.131

*

“Bizler, uygarlıklar, ölümlü olduğumuzu biliyoruz.” Valéry sf.136

*

Şiir bilgisi apayrı şey. Şair sayılabilecek her şiir yazarı –bütün şiir yazanları şair saymak kimsenin aklından geçemez sanırım-. Sf.137

*

Hiçbir şiir herkesin olmamıştır, olamaz. Sf.149


Taylan Köken

5 Ekim 2025 Pazar

rakım sıfır...

 

ENİS BATUR

RAKIM SIFIR / DENEME / KIRMIZIKEDİ / 2012 / 192 sayfa

 

Enis Batur’un deneme türündeki bu kitabında daha önce yayınlanmış olan denemelerin tekrar uç vermesi-filizlenmesi üzerine birbirine içene geçen yeni konular yumağı, başka bakış açılarını yansıtan metinler. Yeni yeniden okuma yolları öneren, eski denemelere yeni bakışlar öneren bir krema çalışma.

Kitabın son bölümünde aslında çalışmanın bir tür örgü tekniği gibi iç içe geçmiş, birbirinden bağımsız olduğu kadar birbirine bir o kadar organik bağla bağlı, bağımlı metinler…

 

Kitaptan devam edelim:

 

Yazmanın yola düşmekle bir tutulası yanı bu... Sf.9

*

Tanrı’yı öldürmek bir şey mi, biz çoktan kendimizi öldürdüğümüzü bilmezden geliyoruz. Sf.24   

*

Gazete, leş gibi kokan Dünya gibi leş kokuyor. sf.25

*

Cunda günlerinde, Başka Yollar’ın ve Mürekkep Zaman’ın kimi sayfaları biribirilerine geçmiş, nicedir arkamdaydılar. Sf.40

*

Rumeli’den İç Anadolu’ya, Kandiye’den İstanbul’a uzanan ani ve sert hareketlerin pek az iziyle karşılaştığım için dinlenmeyi yeğliyorum. Zorunlu gidişlerin metruk bıraktığı her evin görüntüsü, ilk kaynağı kaybolmuş bir yankı dolaştırıyor içinde. Sf.41

*

Soru sormayanları kesinkes sevemedim ben. Sf.50

*

“Fotoğraf, lahdi boş kalmış bir kralın odasıdır.” Gérard Macé sf.51

*

Neden yabancı yazar yoktur, diye düşünürüm, bir tek henüz okumadığımız yazarların yabancısıyızdır… s.-f.56

*

Babam 1920 yılında İstanbul’da, yarım yüzyıl önce Girit’ten Bebek’e ve Üsküdar’a iki ayrı kol haline yerleşmiş bir ailenin çocuğu olarak doğmuştu. Sf.59

*

Yapay yollarla anakaraya bağlanmış adaların, temel özelliklerini yitirmiş olduğunu düşünürüm. Sf.65

*

Sınırları insanları hiçe sayarak çizdiklerini biliyoruz. Sf.77

*

Böyle gelen metinleri her zaman çok sevdim: yalnızca bir giriş kapısı durur karşınızda, aralıktır ve o aralık sizi dayanılmaz bir istek uyandırarak davranmaya çağırır. Kaybolmak, kaybolma olasılığı beni ürkütmez, kaybolmamanın olanaksız olduğunu öğrenmişimdir. Sf.85

*

Akılda tutma yeteneği geliştirilebiliyor sonuçta. Sf.91

*

“Haberlere boğulduğumuz, özlü olanı göremez hale geldiğimiz…” Tarkovski sf.99

*

Suların, denizlerin, okyanusların sıkıştırılmış bir tarihi yazılacaksa, kitabın her sayfası, karnıyarık düzende, ortadan ikiye ayrılmalı: Üstte, rakım sıfır, suyun yüzeyinde dolaşmalı tarihçi, altta, gibi sürmeli. Sf.101

*

“Yaşarken tek sığınak mı bellek?” Vüs’at O. Bener sf.105

*

Ne yazık ki diktatörler ya da zengin hırsızlar için sözümona uygar devletlerin bu hakkı göz göre göre kötüye kullanmayı sürdüklerine tanık oluyoruz. Sf.114

*

Maupassant, akıl sağlığını yitirmeye başladığı dönemde, yakınlarına “beni kendimden ayırın” dermiş. Sf.125

*

Yaşımız ilerlerken görür, anlarız: Geçmişimiz artık geleceğimizden fazladır. Sf.127

*

Biliyordum, en içeride bir noktada kıpırdıyordu şiir. Sf.135

*

Gün gelecek, bunun bir başına, özerk bir corpus yarattığı açıklık kazanacaktır. Sf.150

*

Büyük Kitap, sıra(lama) istiyor. Sırayı kurarken, şüphesiz onun değişmesine açık durma payı ayrılıyor. Sıra bozuluyor bazen. Sf.157

*

Evren bir kitaba varmak için. Sf.161

*

Gövde-göle, ayna ve yansı, ses ve yankı köprüleri kuruluyordu, sussam susacaktı. Sf.174

*

İnsan Doğa’yı, Doğa İnsan’ı, İnsan İnsan’ı kemirecek… sf.207

*

Paris’te berduş=clochard=sokakta yaşayan, yerine öneri:“Sabit ikametgâhtan yoksun”. sf.214

*

Adolf Wölfli, toplumun delirtmek için elinden geleni esirgemediği ben... Sf.237

*

“Auschwitz’den sonra şiir yazılamaz.” Sf.245

*

Kavramak, öğrenmek, bilmek başka, yaşananları anlamak bambaşka. Sf.246

*

Ayırdığım imgeleri, görüntüleri, belgeleri gördüm ben. Sf.262


Taylan Köken

1 Ekim 2025 Çarşamba

şehren'is...

 

ENİS BATUR

ŞEHREN’İS / DENEME / LİTARATÜR / 2002 / 152 sayfa

 

Enis Batur’un gezip dolaşmış olduğu kentler/yöreler hakkında almış olduğu notlar, yarı-deneme tadında farklı bakış açıları. Batur’un bu Avrupa kentlerine bakışı her zaman olduğu gibi kendine özgü, yazılarını kendi çekmiş olduğu fotoğraflarla desteklemektedir. Kitabın yazılarla paralel hareket eden kolajı, görsel yanı bence yazarın kontrolünde yapılmakla birlikte, Yetkin Başarır’ın Konsept ve Tasarımda işi ele alışı, özgün bir çalışmayla karşımıza dikiliyor.

 

Kitaptan devam edelim:

 

Tıpkı Kavala gibi, şehir başlarken, kötü selamlıyor Selanik de, Türkiye’den geleni: Kuzeyinden güneyine kan damlayan bir Kıbrıs haritası bekliyor girişte. İnsanın, kalmaya görmeye gittiği bir şehirde, ülkede anadilini konuşmaktan korku duyması, pasaportundaki kimliğin başına dert açabileceği endişesini taşıması orada hareket özgürlüğünü, davranış rahatlığını kısıtlıyor her şeyden önce. Sf.9

 

Bu durumu, sınırı, sınırları çizen –çoğunlukla- muhafazakâr kafa yapısını kabul etmiyorum. Sırf bu yüzden Midilli’ye geçmiyorum. Pasaportum Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyet’i damgası taşıyor diye vize aldığım(!?), para ödediğim yolculuğumun sonunu, liman dairesinde kontrol esnasında beni ülkesine kabul etmeyen zihniyeti reddediyorum. Ben de protesto edip gitmiyorum… Bana hiçbir ülkenin hiçbir kurumu, kendi düşüncesini zorla kabul ettiremez… 

*

Yunancada meteora, yeryüzüyle gökyüzü arasında salınan anlamına geliyor-muş… Sf.11   

*

Her kentin suyu olmalı bana kalırsa, akar ya da durgun suya kıyısı olmayan bir köy, kasaba, şehir farkına varmasa da kurur, zamanla kuruyayazar. Suyun çizdiği, yonttuğu, görkemli biçimler yarattığı Venedik’i, İstanbul’u, Rio’yu susuz kentlerle kıyaslayınca daha iyi anlaşılıyor bu. sf.37

*

İçi doldurulmuş, cansız canlılar. Sf.53

*

Lozan’a, gece çökerken giriyoruz…. Görkemli bir belle époque oteli: Beaurivage (göl kıyısı boyunca sayısız Beaurivage otelinin önünden geçtik bu arada); yanıbaşında Hotel Angleterre, iki yüzyıl önce Lord Byron oturmuş, bir kitap yazmış orada; sonra, göle en fazla sokulmuş yapı, hayalet kulesiyle Ouchy[Uşi] Şatosu. Lozan anlaşması bu şatoda yapılan görüşmelerin sonucunda imzalanmış. Sf.68-69


Taylan Köken

15 Eylül 2025 Pazartesi

imgeleri kim dinler?


ENİS BATUR

İMGELERİ KİM DİNLER? / DENEME / YKY / 2004 / 272 sayfa

 

Enis Batur’un bu deneme kitabı, Fatih Albümü ve Mehmed Siyah Kalem ile başlıyor. Sonra peş peşe yerel ve uluslararası ressamlar ve onların bize sanatlarıyla iletmiş olduğu simgelerin, imgelerin peşine düşüyor yazar…

 

Enis Batur yine soruyor, sorguluyor.

 

Kitaptan devam edelim:

 

Son-uç… Sf.37

*

Kim dinler resimleri? Sf.97   

*

Bir sanat yapıtıyla derinlemesine ilişki geliştirebilmenin vazgeçilmez önkoşullarından biri olarak sunuluş biçimini görmem, bana doğal geliyor. Paris’teki Piéce Unique(Tek parça) galerisine hayranım: Sokaktan geçerken, 20 metrekarelik bir alanda birbaşına duran yapıt sizi karşısına mıhlıyor… sf.104

*

Osmanlı uygarlığı, kuldan bireye geçiş sürecinin tamamlanmasına tanık olmadan tarih sahnelerinden silindi. Sf.170

*

Nasıl olsa, birine değilse ötekine, benziyorduk. Sf.197

*

Yazılar silinmiş, silinecek olmuş: Elindeki çekici çivisi, tabletin üstünde dolaşan yazıcının kemikleri toz olmuş. Elden ele dolaşmaz, korunmaz, yeniden üretilmezse her kültürü siler, silecektir zaman. Sf.201

   

Taylan Köken

9 Eylül 2025 Salı

gövde'm...

 

ENİS BATUR

GÖVDE’M / DENEME / SEL / 2007 / 268 sayfa


Enis Batur özel ansiklopedisinin yedinci kitabı; Gövde’si üzerine. Gövde üzerine, gövdelerimiz üzerine, beden üzerine, el, ayak, kol, bacak, yüz, göz, kulak ne varsa vücudumuzda bir bütün oluşturduğunda beden olacak şekilde… Vücut, beden yazar tarafından ameliyata yatırılıyor. Kendi gibi ameliyata giren nice yerel-dünya yazın insanıyla birlikte, elele kolkola paramparça ediyor bedeni; hiç acımadan…

 

Kitaptan devam edelim:


Benzemek, benzememe payını gerektiren bir durumdur. 
Sf:12

*

Ahlak, bana doğamı yadsımamı öğretir. Sf:16

*

Giyim kültürü ve moda, gövdemi kullanmıştır hep: Onu kurar, esirger, açığa vurur, hatta açıklarlar. sf:17

*

Soyunmak, belli bir noktada arınmışlığı simgeliyor elbette. Sf:19

*

Ey ölü, sen benim asla sahip olamadığım ve olamayacağım şeye sahipsin: İşte bu bedene. Sf.21

*

Genç gövdenin yaşlanma hızının ne ölçüde yüksek olduğunu bilmeden, fark etmeden yol alır insan. Belki de bundan, pek çok yaşlıda ölüm düşüncesi de ağırlaşır.  sf:29

*

Deliksiz ve uzun. Bunun, vicdanımın rahatlandığını kaynaklandığını söylerim. Eşim tam tersi kanıda: Vicdansız olduğum için böyle uyuduğumu söylüyor. Sf:44

*

Çin’de anayasal bir haktır çalışanın siesta yapması… sf.45

*

Şeytan tırnağı üzerine: Tek koşulu vardır bu anlamsız uç verişin: Nasıl gelmişse, öyle, nedensiz, çekip gidecektir. sf:69

*

Büyük yağmurlar geniş çölleri tutar. Kimse yokken, sessiz ve derin sağanak geçer koyaklarımızdan. Hiç ağlamayan insanlar vardır: Onların içini sarkıtlar dikitler kaplar. Sf.74

*

“Yazmak, tıpkı kaşınmak gibi” diyor atam. 

“Hem keyif, hem acı verir.” Sf:82

*

Yazma sancısı ayrı bir şeydir, yazamama sancısı apayrı şey. sf:87

*

Şiiri kurusun… sf.95

*

Anımsıyorum nasıl unutulur, konser boyunca Bilge [Karasu], başını öne eğer, gözlerini yumar, dinlerdi. Bu da bir yol. Sf.103

*

Peygamberin ayağı, kulun izlemesi gereken tek yönü işaret eder. Nereye yürüyeceğinizi bilin. Sf:138

*

Termossos’taki görkemli taş ayak bir inanç simgesiymiş. Sf.139

*

“Ayak ölüme giden bir organ…” Primo Levi sf.141

*

Ölümün sessizliği oysa bambaşka… sf.170

*

Elverişsiz koşullarda, hemen hep bekâr yaşayan Ece Ayhan iki ay evimde kaldı, biraz şaşırmıştım çok temiz olduğunu görünce, çamaşırı bile eliyle yıkardı. Sf.176

*

Bilebildiğimiz kadarıyla, yeryüzünde, kendi türünün, başka türlerin üzerinde işkence uygulama eğilimi taşıyan tek canlı insan. Sf.205

*

Bütün yasaklar baş’tan doğar, vücuda yayılır. Sf.249

 

Taylan Köken

29 Ağustos 2025 Cuma

su, tüyün üzerinde bekler...

 

ENİS BATUR

SU, TÜYÜN ÜZERİNDE BEKLER / DENEME / SEL / 1999 / 163 sayfa

 

Enis Batur’un kişisel ansiklopedi yolculuğundaki dördüncü kitap olarak sıralanan bu çalışma, ilk bakışta Kırkpare ve Yazboz’dan daha farklı bir yöntem/yolculuk denemesi. Maddeden daha çok denemeye kayan bir form, belki de uzun madde denemesi…

 

Numara 14: İşlem Tamam’da Çöp-ev kavramı benim de başıma gelmiş bir gerçeklik: Yaşlı alt komşumuzun eve taşımış olduğu, kağıt, kumaş, ıvır zıvır ile ev dolduğunda, dayanılmaz bir koku üretmeye başladı. Biz üst katta olduğumuzdan en çok karşı kapı komşumuz rahatsız olmuş ve belediyeye şikâyet etmişti. Beş kamyon çöp çıkmıştı evden. Yaşlı kadını çocukları alıp götürmüştü en nihayetinde. Yaşlı komşumuz bir sınır belirlemiş miydi, yoksa toplamanın/biriktirmenin sonu(cu) kişiden kişiye, travmadan travmaya değişiyor muydu?

 

İki Post-Scriptum ise benzer konunun koleksiyoncu ve farklı şeyler biriktirenler üzerinden değerlendirilmesi.

-Daniel Sibony’nin kaleme aldığı “Koleksiyoncunun Psikanalizi” adlı denemesinde; bu uğraş alanında varolmak ile malik olmak arasındaki denklemi çözmeye çalışmıştır. s.26    

-Koleksiyoncunun koleksiyonuna gösterdiği aşırı dozda bağlılığın, bağımlılığın benzeriyle başka ilişki zeminlerinde de karşılaştığımız olur… s.27

Enis Batur, belki de beni en çok yaralayan bir konuya giriyor bu kısa denemesinde. Tanıdığım koleksiyoncular arasında gönülden paylaşımcı olan tek birini tanıyorum. Diğerlerinin hepsi paylaşıyorsa ucundan tek bir amacı vardır; bu bende var haberin olsun…

-İnsan, nesne ve ötesi – suskun, kalakalıyorum. s.28

Altıncı, altı parçadan oluşan bir anı-değerlendirme…

-Arkadaşlığımız koyulaştığında bile ona bu davranışının kökeninde yatan dürtüler hakkında soru sormaya kalkışmadım – dostluk, ne zaman ileri gidileceğini, hangi konularda sessiz kalınması gerektiğini öğreten koşullar içerir. s.43

-İmdi, çöl keşişlerine sığınacak yer kalmadı artık. Herkes kendi kayboluşuna kalabalığın ortasında yer alıyor. s.46

Annem Gelip Beni Alacak denemesinde E.B. iki yakını hakkında üç başlıktan oluşan bir deneme aktarıyor.

- Herbirimizin kendi kayboluşları, kendi kayboluş üslûbu vardı. s.55

-“Bir de unutamamak var. Unutulamayan şey çok zalim olabiliyor…” s.56

-Anımsamak, ayrı. Anımsamaya çalışmak, ürkünç.

-Gene de unutmak iyidir, diyorum. s.63

Korku-luk denemesi ise resimler, haberler ve diğer incelenen malzemeler denemenin iç-maddelerini oluşturan tuğlalar adeta…

-Ece Ayhan’ın “kuşlar çarpışmaz” saptamasına dönüyorum: İnsanlar çarpışırlar. Hele korku akıllarını almışsa. s.75

Fısıltılar Requiem’i denemesini Bilge Karasu’ya adamış. Ölüm üzerine birçok denemesi olan yazarın değişik dergilerde yayınlanan belki de konu özelindeki ilk derlemesi.

-Ölüm korkusu, ölümün kendisinden bile ağır olabilir. s.103

Su, Tüyün Üzerinde Bekler ise kitaba adını veren son deneme. Jiri Kolar’ın onüç soru-kolajı için karşılık denemesi denemenin içeriğini açıklayan bir alt başlık.

Hepsi bu kadar.

Taylan Köken

13 Mayıs 2025 Salı

davalı...

 


ENİS BATUR

DAVALI / DENEME / NORGUNK / 2014 / 15 sayfa


Enis Batur’un Norgunk Yayıncılıktan çıkarmış olduğu bu küçücük kitabın alt başlığı, Deleuze ve Sinema olarak künyede verilmiş.


Kafka tarafından bitirilemeyen ve dostu Max Brod’a yok edilmesi konusunda vasiyet edilen bu son roman günümüze ulaşmıştır. Bölümlerin tasnifini Max Brod yapmıştır… Dosta sadakat bir yana Brod’un Dava’sı aynı zamanda bir ihanet değil midir?

 

Enis Batur bu tek denemelik risalesinde, konuyu Orson Welles’in Dava uyarlamasına getirir hemen. Doğruluğu, yazar tarafından onaylan(a)mamış –tartışılan- hatta öyle kabul edilen bir eserden, başka bir eser üretmek değil midir sinema uyarlamaları?

 

Resnais: Çekiyorum çünkü nasıl olacağını görmek istiyorum… s.7

 

Orson Wells’in uyarlama hakkındaki düşünceleri şu şekildedir:

“Büyük bir yazarın büyük bir yapıtını ekrana taşıma tasası taşımadığının altını çizer. Burada, asıl “auteur” kendisidir: Dava’yı en önemli filmi, çünkü en öznel çıkışı saymıştır.” S.9

 

Taylan Köken

7 Mayıs 2025 Çarşamba

yolcu...

 


ENİS BATUR

YOLCU / DENEME / İYİ ŞEYLER YAYINCILIK / 1996 / 165 sayfa

Yolcu, Enis Batur’un Otobiyografik Deneme olarak adlandırdığı, daha sonra seri halinde devam ettiği İçbükeyler’den bir yapıtıdır.

Laissez-Passer; İlk “Yolcu”dan; Otuz Kuş Birden Olmak; Yeryüzü Duruşu; Kerteriz, Goethe ile Bir Komşuluk-Arayış-Denemesi; Sis ile Yağmur Arası: Avrupa(lı); Pus; Tozan adında sekiz denemeden oluşuyor. Favori denemem; Tozan…

Yol, yolcu, yolculuk, seyyar olmak, seyahat etmek, Doğu-Batı gezileri, yerli olmak, yerleşik olmak, gezgin-gezmen olmak, seyahat yazmak, yazmak için seyahat etmek; yazarın bu kitaptaki temel konu başlıkları.

* Bugün sizi güldüren yarın sizi öldürebilir de. Proudhon s.30

* Dünya bir kitaba varmak için buradadır. Mallarmé s.38

* Yakabilirsem kendi ateşimi yakarım. s.39

* Nerede olduğunuzu, kim olduğunuzu bilmiyorum aslında. Nerede olduğumu, kim olduğumu aramayı sürdürdükçe göndereceğim. s.45

* Pascal ya da Descartes’dan etkilenebilecekken, Schopenhauer ya da Nietzsche’den etkilenmiş olmamın bana ait gerekçeleri değilse bile temelleri olduğunu düşünegeldim. s.49

* Donne, hiç kimsenin hücresinden idam sehpasına giden yolda uyamayacağını söylerdi ama, hepimiz ana rahminden mezarlığa giden yolda uyuruz. s.54

* “İlerleme” diye bir şey de yoktur edebiyatta, sanatta: Yol onun için bazen önümüzdeyse, bazen, hatta sık sık da arkamızdadır: Zaman’ın içinde iki yöne de gidebilen tek canlı türüyüz biz. s.66

* Gelenek, kişinin özgürleşme sürecine ket çekmek için şaklatılacak bir kültür kırbacı değildir. s.67

* Keşifi, başkalarınca bilinen bir yerin bulunması olarak tanımlamak yeterli olsa, Türklerin ömrü yüzyıllarca keşifle geçmiş sayılmalıydı. Murat Belge s.71

* Döndüm ki, döndüğüm yerde değildim. s.72

* Greko-Latin uygarlığının ötesinde, insanlık kültürünün üçbin yıllık evriminin bütününe hâkim bir bakış geliştirmesi gerekmektedir. Lichtenberger s.83

* “Yer”ine, “yurd”una, “vatan”ına sıkısıkıya bağlı her yerli, yurttaş, vatandaş haklarının sınırını, dolayısıyla yabancılarını tanımlamıştır. Aslına bakılırsa, yabancı, kendisine tahammül çerçevesinde bakılandır. s.107

* Tanrı Asya’da doğar Avrupa’da ölür. Avrupa Tanrı’nın mezarıdır. Alberto Savinio s.110

* Müslüman bir ailenin ateist çocuğuyum ben; Arnavut, Türk, Boşnak, Arap karışımı bir kan dolaşıyor damarlarımda; hiçbir yerin yerlisi değilim, olamadım; birkaç dil konuşabiliyor, birkaç başka dil için yakıcı arzular duyarak yaşıyorum; atalarım Attar ve Dante, Nefi ve Mallermé, Hlebnikov ve Poe, Bâşô ve Firnas –yaralı karamsar da olsam, her şeye karşın, kendimi uzun bir yolun sonunda Avrupalılığa aday buluyorum. s.116

* Doğu kafamızın bir ürünüdür. Thierry Hentsch s.117

* Ne zaman bana kim olduğum sorulsa büyük bir sessizlik çöküyor içime. Kim olduğumu arıyorum zaten, baştan beri. s.121

* Sizler şairsiniz, ben ölümden yanayım. s.138

* Bilgi adamı. s.150

Taylan Köken -2025

4 Şubat 2024 Pazar

ayna...


          ENİS BATUR

AYNA/DENEME/ADA/1977/64 sayfa.

Enis Batur’un ilk yapıtlarından olan bu çalışma, piyasada bulunmuyordu. 2022 yılının sonuna doğru mezattan satın aldığım kitabı bu yılın başında yeniden okudum. Ayna, Enis Batur’un Başkalaşımlar serisinin ilk kitabıdır. Başkalaşımlar serisinin bütünlenmiş haline yıllar önce okumuştum. Bu yüzden yeniden okumalarda bazı noktalar hatırlanıyor elbette. Nedir, Enis Batur’u okuma serüveninde tekrar okumalar hiç bitmez, bitmemeli. Tekrar tekrar, yeniden okusanız dahi E.B. okumalarında ben bunu okumuştum hissine nadiren kapılır insan ve başka dikkate değer bir başlık keşfedilebilir.…

Ayna, çift metinli devam eden, bir tarafta resim sanatının diğer tarafta ise yine aynı konunun ve ayna kavramının farklı biçimlerde değerlendirildiği bir sarmal metin olarak kurgulanmış. E.B. ilk satırlarında tespitini bizimle paylaşıyor adeta; önsöz gibi…

Bir engel-metin olarak görülebilir <<Ayna>>, Yazı ile Görüntü arasındaki uzlaşmazlığı düşünürsek. Bu metnin bir ‘ayrım’ saptandığı alan bir öteki-alan geçekte.

Ayna kitabı, resim içerisinde kullanılan aynalar üzerine bir çalışma ve aslında çıkış noktası da tam bu konu…  Bu tür Aynalı resimler çizmiş olan Edgar Degas, Diego Velasquez, René Magritte, M.C. Escher, Salvador Dali, Hans Holbein ve Jan Van Eyck gibi ressamların çalışmlarında kullanmış olduğu aynaların hangi anlamda kullan(ıl)dığı ve/veya resimlerde sabitlenen ayna üzerindeki görüntülerin bizi nerelere götürdüğü üzerinedir koskoca metin… 

Taylan Köken

25 Eylül 2020 Cuma

sorulmadan...


FEYZA HEPÇİLİNGİRLER

SORULMADAN / DENEME  / REMZİ / 2000 / 333 sayfa

Feyza Hepçilingirler hocam ile tanışmanın ona yakından tanımanın mutluluğunu 2019 yılında elde ettim. Ayvalık İlçe Halk Kütüphanesi öncülüğünde oluşturulan bir komite ile öncelikle Ayvalık’ın değerli insanı rahmetli Ahmet Yorulmaz’ın 5. ölüm yıldönümü sebebiyle üç günlük paneller, sergiler ve evi ile dükkanına asılan plaketler ve diğer etkinliklerle anılmış oldu. Yapılan çalışma amatörce bir çaba olarak başlayıp, neredeyse eksiksiz profesyonele yakın bir işe dönüşmüştü. İşin sonunda elde edilen tatmini düşündüğümüz taktirde son dakikada yetişen, aksaklıklara sebep olan  küçük eksikler, bir şekilde tamamlandı ve her şey yoluna koyuldu.

Bu işin kotarılmasıyla birlikte daha önce konuştuğumuz gibi değerli hocamız Feyza Hepçilingiler’e sıra gelmişti. Bu kez daha erken hareket ederek, çok önceden çalışmalar başladı. En azından sergi, kitapçık, plaket gibi önemli konular önceden hazırlık yapılarak toparlandı. Maddi konulardaki aksaklıklar ise sponsorların yardımlarıyla çözümlendi ve hocamıza yakışır biçimde, kah gülerek çoğu kez duygu dolu anlarla hüzünlenerek, güzel bir anma gerçekleştirdik. Hocamızın enerjisine, samimiyetine, hoşgörüsüne ve desteğine bir kez daha hayran olduk…

Bu çalışmalarda bence en zor görev bana verilmişti... Ayvalık bibliyografyasını hazırlayan sevgili Hayri Kaan Köksal’ın ham çalışması temel alındı ve bu çatının üzerine kitapçığın ilerlediğini belirtmeliyim. Bu anma kitapçığı geliştirilecek, basıma hazır hale getirilecek ve hem program hem kronoloji hem de bibliyografya beraber olacaktı. Feyza hocamız elinde bulunan derlenmiş dosyaları bana verdi. Onları tarattım, tarih sırasına göre yerleştirdim. Sonra gazetelerde, dergilerde olan yazılarına ulaşmaya çalıştım. Hakkında yazılanları, gazete röportajlarını, kendisinin verdiği diğer demeçleri toplayarak, ayıklayarak bir dizin oluşturduk. O kitapçığı hazırlarken en büyük sıkıntı Türkçe dil kurallarına çok önem veren ve bu konuda ülkemizde anılan en önemli hocalardan, yazarlardan biri olan Feyza Hepçilingirler’in kitapçığını yazmak bana kısmet olmuştu… Kitapçığı kaç kez okuduğumu, ne kadar çok düzeltme yaptığımı hatırlamıyorum… İncelemesi için Feyza hocama da gönderdiğim çalışmayı beğenmiş, bu kadar detaylı bir çalışma beklemediğini belirtmişti. Sanırım yapmış olduğumuz, bizim göremediğimiz yanlışlarımızı, değerli hoşgörüsüyle görmemeyi tercih etmişti…

Sorulmadan kitabına gelirsek: Bu kitabın yazıları dergilerde çıkan, çoğu kısa denemeler tadında ve dönemin siyasi coğrafyasının eleştirisini yapan yazılardır. Bu yazıların çoğu hazırlamış olduğum kitapçıkta yer almıyor elbet. Bu yazılar da o kitapçığa ilave edilecek elbet. Kişiler üzerinden giden eleştiriler. Çoğu unutulmuş olaylar, kavgalar ve sorunlar üzerine yapılan değerlendirmeler. Sorulmadan kitabında, Feyza Hanım yazılarını 12 başlık altında toplayıp, kitap sonuna bir dizin ilave etmiş.

Kitabın beni ilgilendiren diğer önemli tarafıysa, Feyza Hocanın Ayvalık’ın adını andığı birkaç yazısı. Hocamız Ayvalık’ı çok seviyor, yarı Ayvalıklı yarı İzmirli olduğunu belirtip bu iki önemli kenti yazmadığı kitabı yok adeta… Ayvalık’ı hem seviyor hem de eleştiriyor. Ancak eleştirisini bile Ayvalık’ı kırmadan, yıpratmadan yapıyor olması, onun engin hoşgörüsünden kaynaklanıyor.  

Feyza Hepçilingirler Hocam yazmaya üretmeye devam ediyor. Kitap evleri onun yapıtlarını yayınlıyor. Edebiyat günleri düzenleyen kentler, seminerler yapan okullar onu panelist olarak çağırıyor, ülkemizde dağıtılan edebiyat ödülleri için jürilerde yer alıyor… Bir yılını dolu dolu yaşamaya ve üretmeye, çalışmaya devam ediyor Feyza Hocamız. Onu nice sağlıklı ve mutlu seneler diliyorum.

Taylan Köken

12 Temmuz 2020 Pazar

merhaba umuda selam...


ÇİĞDEM ÇİMEN    
MERHABA UMUDA SELAM / DENEME / GMK / 2020 / 64 sayfa
 
Kazdağı Çiğdemi mahlası. Evet, mahlası adından. Çiğdem Balıkesirli. Akçay tarafında yazlıkları var. Ve o çat orada çat burada derken en sonunda işini de bıraktı. Balıkesir24 isimli bir internet gazetesinde yazıları çıkıyor. İşte o yazılarıyla beraber, başka yerlerde çıkan yazılarını da toplayıp, sonunda biraz da kendi gayretiyle bir kitap bastırdı. Yayınevi tarafından biraz özensiz basıldı bu kitap. Ancak GMK yayıncılık basılan kitabın üçte birini sorgusuz sualsiz kütüphanelere dağıtıyor. Bu da özensiz dahi olsa yapılan işi önemli bir çalışma haline getiriyor. Yazıların çoğu gezi yazıları ve özellikle bölgemizin değerlerini aktarıyor. Ayvalık da elbet sevgili Çiğdem'in değerlerinden. Zaten Çiğdem’i Şeytan’ın Kahvesinde yapılan, Sabahattin Ali belgeseli gösteriminde tanımıştım. Sonra sosyal medya aracılığıyla takip ettik birbirimizi.

Kitabı basılır basılmaz Suat Kaçak ağabeyime bir tane hediye getirdi. İki hafta sonra, aynı mekânda imza günü ve kitap satışı düzenledi. Sonra Ayev’e gittik ve olabilecek yol haritası konusunda uzun bir sohbet ettik. Çiğdem kolay diyalog kuran bir arkadaşımız. Mekanlardan ziyade insanları anlattığı bölümleri daha etkili kotardığına inanıyorum. Bu yüzden sağ veya yaşayan kişilere yönelmesini tavsiye ettim, kendimce. Tabi son karar merci o olacaktır. Farklı tarzları denemesi, yazarlığında yeni ufuklar açacaktır. Bence başarılı olacaktır. İstiyor çünkü…
 
Taylan Köken

7 Haziran 2020 Pazar

şiir ve ideoloji...

ENİS BATUR          
ŞİİR VE İDEOLOJİ / DENEME / DERİNLİK / 1979 / 144 sayfa

Elimde bulunan en eski basım tarihli Enis Batur kitabı. Olmayan kitaplar listesine göre (ki bende şimdilik 154 E.B. kitabı mevcut) ilk şiir kitaplarıyla başlıyor Enis Batur. 1973 yılında ilk kitabı çıkıyor. Şiir ve İdeoloji kitabını, Çağdaş Batı Yazını Üzerine Düşünceler alt başlığıyla yayınlanan ilk deneme kitabı olarak görebiliriz. Daha çok inceleme, yazın üzerine ilk “kafa yorma” yazıları olarak değerlendirilebilir. Enis Batur’un deneme dizilerinin temel ekseninde yazın vardır…
Kitap Şiir ve İdeoloji, Zenci Gül Destesi ve Vesikalık Fotoğraflar bölümlerinden oluşuyor.

Kitaptan çok kısa alıntılar yapacağım.
“Ey okur, her şeyin bir ölçü koyduğu yerde yanmaktan iyi sınır olur mu? Yanacak yerlerde kimler oturdu?” Hulki Aktunç sf.9
*
Yakarıların pek çoğu dinsel kavramlarla donatılmış, batıda Kilise çıkışlı, doğuda Tekke türevli kişiler büyücülüğü üstlenmişlerdir. Sf.13
*
Karanlığı daha karanlıkla, bilinmeyeni hiç bilinmeyenle aramak. Sf.19
*
- Ne zamandır delisin?
- Bildiğimden beri. Sf:21
*
Söz ademde gizli değil,
İlla adem sözde gizlidir. Mercimek Ahmet sf:55

Taylan Köken

9 Mart 2015 Pazartesi

60mm dizüstü meşkler ve içcep meşkler...

ENİS BATUR
60mm DİZÜSTÜ MEŞKLER ve İÇCEP MEŞKLER / DENEME / SEL / 2011 / 110 sayfa

Enis Batur’un bir başka deneme kitabı. Kişisel ansiklopedisine konulacak maddeler var. Ayrıca birkaç söyleşi de eklenmiş kitaba.
Enis Batur yine soruyor, sorguluyor.

Kitaptan devam edelim:
Bir geometridir erotizm. Ten ile duyuların, demek ki ten ile gözün, dilin, elin, ten ile sesin ve kokunun ilişkisidir. İlk onu arıyorum, son ten gelir aslında: O, çünkü, hayal gücünün ülkesinde de oturur. Ama bu geometride en canalıcı nokta, eksik olan noktadır –kısaca neyi hayal ediyorsak, onu erotika’nın merkezine yerleştiririz. Peki bu fotoğraf? Sf:20
*
Bir İtalyan lokantasında rastladım, çerçeve içine koyulup duvara asılmış anonim saptamalara: “Cennet polisin İngiliz, aşçının Fransız, aşığın İtalyan, tekniğin Alman, kurulu düzenin İsviçreli olduğu yerdir. Cehennem ise polisin Alman, aşçının İngiliz, aşığın İsviçreli, tekniğin Fransız, kurulu düzenin İtalyana bırakıldığı yere denir.” 
Doğru olana ne denir!
Bizim lokantalarımızdan birine asacak olsaydık benzeri bir panoyu, üstüne ne yazacaktık?
Cennet ütopyadır, Türkiye cehennem mi? Sf:37
*
- Kendinizi hala bir Çek sayıyor musunuz, yoksa Amerikalı oldunuz mu artık?
- Ben oralı ya da buralı olamayacak ölçüde kaybolmuş biri de sayılabilirim sonuç olarak. Bir ağacın kökleri kalmış, gövdesi savrulmuş, dalları farklı yönlere uzanmışsa onu tek bir yere aitmiş gibi değerlendirebilir misiniz? Öncüllerim ile ardıllarım arasında durmadan hareket eden şu belirsizlik… Sf:85   
   
Taylan Köken 

1 Mayıs 2014 Perşembe

tilki...

ENİS BATUR
TİLKİ / DENEME / NOTOS / 2011 / 96 sayfa

Tilki, Enis Batur’un küçük boyutlu bir kitabıdır. 2010-2011 yıllarında Paris’te yazılmış bir kitap. Kitaptaki bütün denemelerle alakalı bir fotoğraf varken, kitaba adını veren Tilki denemesinin bir fotoğrafı yoktur. Bir, hatta birçok fotoğrafı anlattığı tilki denemesinde kendi yaşamından özel bir kişiyi anlatmaktadır. Günlüklerinde dahi bundan kaçınan bir yazar Enis Batur. Muhakkak izleğinde çevresindeki her insanın bir etkisi vardır; tanıdığı, (kimini sadece okuduğu eserlerden) tanımadığı kişiler hayatının bir yerlerine dokunup geçmiştir. Ama özel olanı yazmaktan imtina etmiştir.
Çabuk okunabilecek bir kitap olarak tavsiye edebilirim Tilki’yi. Benim en çok ilgimi çeken Fotoğraf ise; Atatürk’ün çektirmiş olduğu “Enikli Fotoğraf”tır. Atatürk’ü böyle doğal haliyle çekilmiş çok az fotoğrafı olması da üzücüdür. Benim evimde ve eskiden işyerinde taşıdığım salıncakta sallanan Atatürk Fotoğrafını çok severim… Savarona Yatında çekilen fotoğrafta salıncakta sallanan Atatürk’ün yüzündeki çocukça ifade hep hoşuma gitmiştir.          
              
Taylan Köken

26 Kasım 2013 Salı

bize göre ve bir seyahatin notları...

AHMET HAŞİM
BİZE GÖRE VE BİR SEYAHATİN NOTLARI / DENEME / YKY / 2004 / 157 sayfa

Nuri Sağlam ve M. Fatih Andı’nın hazırladığı ve Eleştirel Basım ad başlığıyla yayınlan kitapta Ahmet Haşim’in yazılarında biraz zorlayarak yazdığı kolayca görülmektedir. Kitap 1928 yıllarında İkdam Gazetesinde yazmış olduğu yazılar ve Paris’e yapmış olduğu iki aylık seyahatin notlarından oluşmaktadır. Bu yazılar ve notların tamamı İkdam’da yayınlanmıştır. Daha sonra bu yazıları kitap halinde basacaktır.
Bize Göre yazıları kısa notlar diyebileceğimiz, bir şairin şiir dünyası dışında, bir nesneden, bir olaydan etkilenerek yazmış olduğu yazılardır. Eleştirmenlere göre zamanının En güzel numunelerindendir. Bu yazılarındaki konular yüzünden, şair şiirleriyle ne kadar hayran kitlesi oluşturmuşsa, yazılarından dolayı bir o kadar da düşman edinmiştir.
Kitaptaki yazılar o günün diliyle yayınlanmıştır. Kitap sonunda verilen sözlüğe sık sık bakmak günümüz okurunu yazıların içeriğinden uzaklaştırabilir…

Kitaptan almış olduğumuz alıntılar şöyledir:

Aşk yabani bir hayvandır. Kanunlar haricinde, isyan ve ihtilal dağlarında yaşar. Sf:23
*
Aşık, yüz bulmayan adamdır. Sf:73
*
Bir aşk dakikasının lezzetine ebediyet verecek kudreti haiz olmayanlar, süsten medet ummakla belki çok haklıdırlar. Fakat ipekler ve boyalar, ruhun eksikliklerini bilmem ki nasıl telafi edebilir? Sf:91
*
Amerikalı denen mahluk, insana en yakın olan hayvandır. Parislinin yüzündeki neşe alametlerini seçmek kabiliyetini ondan istemek fazla insafsızlık olmaz mı? Biz, harbin en çetin senelerinde bile Paris’i tebessümsüz bırakmadık. Şimdi durup dururken neden neşesiz olalım? Eğlenmesini, gülmesini bilmeyene biz ne yapabiliriz? Sf:93-94

Taylan Köken 

25 Kasım 2013 Pazartesi

benim oğlum bina okur...

CEVDET KUDRET
BENİM OĞLUM BİNA OKUR / DENEME / VARLIK / 1983 / 118 sayfa
  
Cevdet Kudret hocanın Eğitim Üzerine Denemeler alt başlığıyla yayınladığı bu kitap, yayınlandığı dönemde Türk Eğitim Sistemindeki dönüşümü tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Cevdet Kudret zaten doğru söylediği için dokuz köyden kovulan bir yazın emekçisidir.

Denemelerin adını aktarırsak hangi konulara değindiğini de aktarmış oluruz:
Medreseye Doğru,
Terazili Din Bilgisi,
Yeni Edebiyat Programları,
Don Kişot’tan Hamzaname’ye,
Dedim: Adın Nedir? Söyledi: Yök Yök,
Kim Kimin Kapısını Çalmalı?
Edebiyat mı, Fen mi?
Köy Eğitimi ve Köy Enstitüleri,

1983 yılında üniversite hayatını atıldığımız zamanlarda 12 Eylül askeri darbesinin ağır yaptırımlarını, eğitim sistemini yeniden kurgulamasını hep beraber yaşamıştık. Bugünün iktidarının temellerinin o günlerde nasıl atıldığını, cumhuriyet ilkelerinden nasıl yavaşça sapıldığının tarihi bir kanıtıdır bu kitap ve öyle değerlendirilmelidir.
Cevdet Kudret’in duru dili, doygun dili ve konuları örnekleriyle koyması onun araştırmacı kişiliğinin bir başka yapıtını ortaya çıkarmıştır.
      
Taylan Köken 

23 Kasım 2013 Cumartesi

isim şehir hayvan...

YILMAZ ÖZDİL
İSİM ŞEHİR HAYVAN / DENEME / DOĞAN K. / 2011 / 475 sayfa

Yılmaz Özdil’in Hürriyet Gazetesinde yazmış olduğu köşe yazılarından oluşan bir seçki kitap. Seçki olduğu için de koca kitabı elinizden bırakmadan okuyorsunuz. Bir sonraki yazıyı okumuş muydum acaba diyerekten… Yılmaz Özdil hemen hemen Hürriyet’te kalan tek muhalif gazeteci. O da giderse Hürriyet’in okur sayısı bir hayli düşer kanaatindeyiz.
Kitap Söz Büyüğün… bölümüyle başlıyor. Yılmaz Özdil hakkında arkadaşlarının, meslektaşlarının yazmış olduğu yazılar. Her biri bu değerli insana yazılmış inciler…
Sonra Atatürk! Onun hakkında yazan, en güzel yazan ve günümüz siyasilerine her biri ders niteliğindeki yazılar. Anlayan zaten okuyor da, anlamayana anlayanlar anlatamıyor işte… Zaten en büyük problemimiz bu değil mi? Anlamayana anlatamamak…
Yılmaz Özdil günümüzün Hiciv Gurusudur. Tüm anlamayanlara, bıkmadan yazmaya devam ediyor.     
      
Taylan Köken 

12 Mayıs 2013 Pazar

uzun bir adam...


İLHAN BERK
UZUN BİR ADAM / ANI / YKY/ 1997 / 99 sayfa

Yazko yayınlarında 1982 yılında ilk basımı yapılan kitabı, YKY 1993 yılında tekrar basmış. Benim elimdeki kitap ise 1997 yılı üçüncü basımı.
Yazarlığının, şairliğinin her ürününü sevdiğim İlhan Berk’in ailesiyle çocukluk döneminde yaşamış olduklarını aktardığı kısa bir kitap. Uzun yıllar yaşamış olan “Uzun bir adam”ın hayatının çok kısa bir dönemini (bence sadece bu bölümleri aktarmak istemiştir) izlemekteyiz. Özellikle kardeşlerini, tüm yalınlığıyla aktarmasıysa dikkat çekici.
Kitaptan notlar serbest alınmıştır:

Bir Fotoğraf
Yedi kardeşin fotoğrafı;
Saniye, Hesna, Huriye
Tevfik, Hüseyin, Halil İbrahim ve İlhan
 1922 yılında bir yaz günü…

İlhan Berk
Ne zaman, hangi şartlarda doğmuş bilmiyor.
Çocukluğum olmadı benim” diyor…
Sebep: Babasının ortada olmaması…

Manisa yanıyor;
İlhan ve ailesi dağlara kaçıyor.
Asker düşmanla cenk halinde…
İlhan beş yaşında,
İlk silah sesini
İlk topu,
İlk uçağı
İşte o zaman görür…
Yangın sonrası Manisa’ya inince
Bir Rum evine sığınırlar:
Ev, ev değil İlhan’ın gözünde
Bir mahalledir

İlhan’ın tek dünyası annesidir.
O dünyanın en güzelidir.
Sessiz, anlatmayan bu anne
Tüm eski kadınlar gibi
Sevgisini bakışlarında,
Çilesini yüreğinde taşır…

Bodur, esmer bir adam olan baba
İlhan’ın anasında yedi çocuk
Ve bir o kadar da ikinci eşinden yapar.
Çirkindir, ama zamparadır.
İşletmecidir, tüccardır ve muakıptır.
O da çok konuşmaz anası gibi
Ve bayramdan bayrama gelir çocuklarını görmeye
Tezvir Veli lakabı ise İlhan’ı çok utandırmıştır…

Manisa’dan İzmir’e iki haylaz arkadaş
Bisiklete bindikleri gibi
Denizi görmeye kaçarlar…

Hüseyin abisi için şiir:
Uzun biri ve tabancasıyla gider gittiği yere ve
Her sabah atı bağlanır
Ve dip odalı evler gibi sinirli gergin ve karanlık
Tevfik abisi için şiir:
Ve korkunç birinci mevki kokan ikincisi
(bir morina balığı gibi tembel ve cepaynaydı

Halil İbrahim abisi için şiir:
Ve yıkık ve ezik olan üçüncüsü –kulağının
Arkasında bir cigarayla dolaşır ve
Mendilinde kenar süsleri

İlhan’ın çocukluğu hiç olmamış
Çünkü, sapandan gayri oyuncağı olmamış
İlahi İlhan, çocukluğun yaramazmış
Kuşların ahını taşımışsın sırtında…

Ortaçağ kentlerine benzetiyorum çocukluğumu
Bitmek bilmez bir kül yığını   
Bitmek, tükenmez caddeler, evler, dükkanlar
İnsanlar, bitkiler, hayvanlar
Ve hiç eksilmeyecekmiş gibi duran gök…

Huriye ablası bir deli:
Uzun saçları var, uzun yüzü var
Söyleyecek çok sözü var…
Çocukluğunun bu çıplak sırdaşı
Manisa yangınında saçlarında tutuşarak ölür.
Yıkıldım ölüme, yıkıldım çocukluğumun bitişine…

Saniye ablası demek:
Yazları Salihli’ye annemle gidip
Ablamın evlerinde kalmak demektir.
Zengin eniştem sevdiğim bir insandı…
Annem, abim, eniştem öldüğünde
Bir daha ölüm kelimesini ağzıma almadım.
Ölüm benim için sıradan bir kelime oldu…

Şadiye yengesi en sevdiği yengesidir,
Hüseyin abisinin ikinci eşidir.
Onyedisinde almış getirmiş annesi
Oğlunun koynuna koymuştur tazeyi.
İşte İlhan’ın yeniyetmeliği
Bu yengenin yamacında geçer.
İlk yenge ise Girit’lidir:
Abim onu genelevden kaldırmıştı
Annem bu yüzden abimi bıraksın diye
Her şeyi yapmıştı
Ve son başarıysa Şadiye yengedir.

Çıraklık yılları, abisiyle
Manisa tren istasyonunda
Dondurma satmalarıyla başlar,
Sonra ciğercide devam eder.
Ciğercinin tezgahından parayı
Hacimento edince çıraklık da biter…
Sonra ayakkabı imalathanesi
Ve dişçide süren uzun çıraklık.
Dişçinin annesi çok titizdir
Ve İlhan’a düzeni ve temizliği öğretir.

İnsanın kendisi olmasının koşulu,
Kim olduğunu hiç mi hiç bilmemesidir.
                                         Nietzsche

Bir gençlik fotoğrafında İlhan var;
Ortadan ayrılmış saçlarıyla, delikanlı
Bir de Edibe var, güzeller güzeli Edibe
Kırşehir’de, o sürgün yerinde…

Hüseyin abisinin gündüz kahve
Gece meyhane olarak işlettiği mekana
Yengesiyle beraber imal ettiği rakıları taşır
Tekel çıkıncaya kadar
Sonra ve elini İstanbul…

Halil İbrahim abisi
Hüseyin abisinin fedaisidir:
Sürekli birilerini yaralar
Sonra hapse düşerdi…
İlhan ve annesi her seferinde
Yeni cezaevine yatak taşır…

Dervişali mahallesindeki evde
İlhan hem ilkokulu,
Hem de ortaokulu bitirir.
İlk şiirlerini yazar
Ve başka şairleri tanır:
Büyümüştür artık,
Hiç korkmaz artık
Yeniyetmeliğinde tanıştığı yazarlardan…


İlhan, uzun bir adam
İçine kapanık
Ve hep yazmaya koşullanmış.
Bu yüzden dersleri dinlemez;
Dersler onun düşünme yeridir
Ne yazacağım diye düşünür…
Sonra öğretmenlik yılları;
Derslik yerine, dışarıda göğe bakan
Bir uzun öğretmen ve çocukları
Artık bu yıllarda her şey
Daha anlamlı, daha somut
Artık ne yaptığını bilen
Bir uzun adamdır…

İlhan bu dünyanın dışında yaşar
Sözcüklerin arasındadır artık hep.
O yıllardan kalan son hatıra ise
1943 yılı Giresun’da verilmiş
Çok yapraklı bir nüfus cüzdanı…

Öğrene öğrene ihtiyarlıyorum.
                                         Solon

Dünyanın en iyi ayakkabılarını İlhan giyer
En iyi boyunbağını da takar ve
Özenle seçilmiştir gömlekler
Ve çok önemlidir…

Tanrı tanımaz bir adam İlhan
Ama bu bir seçim değil,
Bir karşı koyuş değil;
İhtiyaç duyulmayan bir evde
Sözünün anılmadığı bir evde
Doğal olarak oluşan
Bir Tanrı tanımazlık…
Zaten Tanrı çoğunluğun ihtiyacından doğmamıştır?

İlhan birçok şeyi sever:
Galata’yı ve Süryanileri (uzun yüzlü Süryanileri)
İsa’yı, mavi gözlü çocuk İsa’yı
(ki havarileri hep balıkçıdır ve sepet örerler)
Çocukları (ki hep elimden tutmuşlardır
Ve bana dillerini öğretmişlerdir)
Susaatlerini, kalemleri
(çünkü yeryüzünün en eski bulmalarıdır)
Y harfini (ki Latin alfabesinin en erotik harfi)
Homeros ve Borges’i
(ki dünyanın iki ünlü körüdür
Ve onların gördüğünü daha kimse görmemiştir)
Haendel’i (ki denize çıkan sokaklara benzer
Ve çocukken martı olmak istemiştir)
Ve de deniz kırlangıçlarını
(ki yere en yakın uçarlar)
Ve de virgül’ü
Ve de…

Yemek yapmak
Yemek yemek
En önemlisi yemeği seçmek!
Uzun bir adam
Uzun mu uzun yaşamında
Yiyecekleri çok iyi seçer…
Seçmiştir…

Bir ölüm.
Halil İbrahim abisi
Bir otel odasında
Ölü bulunur…

İlhan için ölüm
Bir sözcükten öteye gitmemiştir.
Onda ihtiyarlık düşüncesi var olmadı.
Ne kendi ölümünü düşünmüş
Ne de başkalarının mezarlarını bilmiş,
Kısaca, ölümü hep yadsımıştır…

İlhan isimli bu uzun adam
Yazmak ile var olmuştur;
Yazmak, yaşamın yerini almıştır…
Yalnız yazmak acı verir…
Tek mutlu olduğu,
Deliler gibi sevindiği
Aşkı bulduğu şey;
Resim yapmaktır…

Son kısım yine poetika’ya:
Tüm kitapları, hatta bazı seçilmiş şiirler
Kitabın son bölümünde
Tek sıra halinde yürürler
Bir bayram yürüyüşü gibi…
Şiir için tek düşüncesi vardır
Bir uçbeyi olarak tek ideali:
Gözü hep tehlikeli sınırlardadır
Ve şiir için son nokta yoktur…

Böyle görüyorum kendimi,
bir yazıya vurmuş,
bir yazı olmuş beni.
    
Taylan Köken