enis batur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
enis batur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ekim 2025 Salı

basit bir es...

 


ENİS BATUR

BASİT BİR ES / ANLATI / KIRMIZIKEDİ / 2015 / 80 sayfa

Bir kış günü, sabah, yabancı bir ülkede trene bindiniz. Gidip bir koltuğa oturdunuz. Karşınızdaki koltuğa gelip başka biri oturdu. Sonra çantasından çıkarıp eski bir kitabınızı açıp okumaya başladı…

Bu sahne başka bir yazar tarafından senin için yazılmıştı. s.7.

 

Kitap ve kısa yolculuk, bu satırlarla başlıyor.

Yazar-Yolcu

Yazar-Okur

Yazar-Yol(culuk)

Yazar-Yazar

Yazar-Zaman

Yazar-Yazmak

Gibi başlıksız bölümlerle kitap kayıp gidiyor, bir de bakıyorsunuz, kısa yolculuk bitmiş ve siz Enis Batur’un bir ara-kitabı’nı daha tamamlamış oluyorsunuz.

Kitabın son sayfasında, kitap başlığının sonuna eklenen “*” işaretinin açıklaması yer alıyor:

Başlık, Schönberg’in, Webern üzerine bir cümlesinden yontulmuştur. s.77.  

Taylan Köken

14 Ekim 2025 Salı

bu kalem melûn...

 

ENİS BATUR

BU KALEM MELÛN / DENEME / YKY / 1997 / 118 sayfa

 

Enis Batur’un deneme çalışmaları içinde denemeyip de –şimdilik- taslak olarak kalan kitapları hakkındaki notlar, tasarılar, ön-çalışmalar, nadasa bırakılanlar olmak üzere çoğu bekleyen belki de çoğu başkaları tarafından yazılacak olan başlıklar…

 

66 yazılmamış kitap, 66 seçilmiş bir sayı mı, başka bir muamma…

 

Kitaptan devam edelim:

 

Herkesin hayatında köklü bir tutkunun yeri var mıdır bilmiyorum; herkesin yaşamına tutkusu mu yön verir, bunu da – bütün bildiğim, yaklaşık yirmibeş yıldır hayatıma yazma tutkusunun biçim verdiği.

Yazı’nın başı ucu vardır, yoktur.

Ne olursa olsun, nasıl olursa olsun (riverrun!) başı ucu vardır, olur.  Sf.9

 

*

Bir kitap, bazen başka bir kitabın ölüsü üzerine inşa edilir. Sf.19   

*

Sahne, ses ve ışık düzeniyle sınırlı olacaktı burada: Mutlak karanlıkla oynaşmalar.

 

Yıllar önce bu notu almışım(2012);

Kenan’a not:

Tam da bir savaş sahnesi için düşünülebilecek çok az ışık… tıpkı cephede gibi… karanlığın içinde; konuşmalar, -çoğu zaman- sessizlik, belki yanan sigaraların közlerinin ışığı, o da tenhada, siperin iyice içinde -vurulmamak için… [Bu oyunu 1-1,5 ay çalıştık, kabasını çıkardık, sonra bıraktık ve hiç oynayamadık.]

Başka bir not:

İnsan insanı vurmak için, hayvan da kullanıyor. Abd’li asker güvercini zehirli gaz için, yunus balığını torpilleri bulmak için kullanıyor, mesela… hey gidi insanlık… sf.20

*

Sayfa 28 ve 29’daki “City Lights” ve “Kitap Töreni” başlıkları…

*

Mum, yalnızca plastik bir öğe olarak çekici görünmüyordu bana: Simgesel yanı, varoluşun erime sürecini temsil eden duruşuyla da etkileyici bir işaret sayıyordum onu. “Almanak”a Zaman’ı sorgulama eşiğine neden sonra eklenecekti. Sf.30

 

Mum; tersi de aynı…

*

Katlanma ve Açılma: Mendil metaforu

Nasıl: Bir ana soru/n. Sf.39

*

Notalar artık beyninde uğulduyordu ve hiçbir şey duymuyordu: Mutlak sessizlikten başka.

İnsan, en son yapıtın düşünü görmek, öngörmek isteyebiliyor. Sf.43

*

Deneme: Hezarfen olmak

Bir içekapanışın içyüzü

Bekâret ve Mülkiyet üzerine bir deneme

İkinci düş: Göldeki Ada

Mekân sanrısı için Duygu: Çöl sf.54-56

*

Sayfa 58’deki Moskova 1900-1930 Çatı Taslağı komple başka şehirlere de uygulanabilir. Ayvalık belki, ama zengin birey sıkıntısı olmaz da yazar sıkıntısı had safhadadır. Doğru düzgün bir Ayvalık Tarihi yazılamamasının yegâne sebebinin; kentin tüm maddi birikimine rağmen, sanat üzerine, edebiyat üzerine bir yazar/sanatçı çıkmaması, çıkmamayı bırak kentte bulundur(a)maması/barındır(a)maması denilebilir mi?

*

70’lerin başında okumuş, çok şaşırmıştım: Muzaffer Buyrukçu, taşınırken, koskoca bir romanın elyazmalarını yitirmişti. Sonra, kısa bir metnim, Brezilya’da yazdığım bir gezi metni ‘sırra kadem bastı’, 75’de – olabileceğini, olduğunu gördüm. Sf.60

E.B.’u bilmem, Muzaffer Buyrukçu bile isteye kaybetmiş olabilir mi?

*

Ressam ve yazar, söyleşe gelmişlerdir. Degas değil midir, “ama azizim, şiir duygularla değil sözcüklerle yazılır” uyarısını Mallarmé’den işiten? Sf.72

*

Eninde sonunda hepimiz haritada bir noktada yaşamıyor muyuz? Sf.74

*

Tünel’in içinden Bankalar Caddesi’ne açılan geçmeleri bulup aynı anda iki banka birden soyacaklar. Sf.83

*

Türk şiirinde, şiirde.

Bu gölge, onun gövdesi. Sf.86    

*

Takvimler (Ayvalık üzerine) Kitabı sf.106

 

Taylan Köken

10 Ekim 2025 Cuma

ışık...

 

ENİS BATUR

IŞIK / DENEME / NOKTÜRN / 2013 / 156 sayfa

 

Enis Batur’un deneme türündeki bu kitabında, şair ve şiir üzerine yazıyor bu kez. Her zaman olduğu başka şairlerin şiiri nasıl yazdığını, kendi kişisel şiir yolculuğu, şiirini nasıl yazdığı üzerine bir denemeler bütünü. Her kitabında olduğu gibi ucu açık, ucu bucağı uzanıyor bilinmeze…

 

Kitaptan devam edelim:

 

Bir yapıdır da şiir. Tasarlanmış, kurulmuş, yapılmıştır- gelse bile. (Geldiği olur çünkü, bilinir: Çağrılmamıştır, kayıplardan iner, iniverir.)  Sf.9

*

Şiirin söylendiğini, yazıldığını biliyorum. Atilla İlhan sözgelimi, mısra mısra önce zihninde çalıştığını, ezberlediğini söylüyor şiirini. Sonra oturup yazıyor kafasında oluşan şiiri, sonra da üzerinde çalışıyor. Yahya Kemal’den de bildiğimiz bir çalışma biçimi, üslûbu. Dağlarca, her sabah beyaz kâğıtların önüne oturuyor, hemen her gün çalışıyor; tıpkı Victor Hugo gibi. Sf.27

*

Ondan iyi şair azdır da, iyi okur da azdır. sf.48

*

Senin; şiirin

Kaç santim?

*

Arkamda Atıfet ve İlhan Usmanbaş oturuyordu. Sf.71

*

İnsan bir kitap yazarken, kendi başına ve başkalarının başına böyle bir iş açacağı aklına gelmiyor doğrusu. Kitap yazmak, eninde sonunda bir yalnızlık eylemi. Sf.75

*

Ben sert bildirileri severim. sf.81

*

Mimarla yazar, mimarla şair arasında kurulan bağlantı beni çok meşgul eden bir bağlantı. Bir ev inşa etmekle bir bina inşa etmek arasında inanın hiçbir fark yok. Her ikisi de iyi kurulmazlarsa çökerler… sf.85

*

Genişçe bir zaman dilimine yayılıyorsa bir yapıt, onu kuran kişinin ağır ağır kanını kurutuyor, gövdesindeki her organın neredeyse özsuyundan az ya da çok çekiyor. Sf.92

*

Şiir, gerçekten de matematikten farklı bir uğraş değil: Sorunu koyuyor, çözümü arıyorsunuz. Sf.108

*

Yahya Kemal tabii, yolumuz açan odur. 1945-1965 arası yazdıklarıyla Dağlarca, sonra. Ardından, benim için, Necatigil, Ece Ayhan ve Oktay Rifat gelir. Bu beş şair, şiirimizin parametrelerini değiştirmişlerdir. Sf.111

*

Baştan beri aynı şeyi söylüyorum, tenha şiir kavmi için yazmak durumundayız. Sf.115

*

Rimbaud’nun annesine tavsiyesini bin kere andım: Soldan sağa ve yukarıdan aşağı okumak…. Bir metni (şiir, öykü, deneme, roman) hakkını vererek okumak. Sf.121

*

Her şairin bir adası vardır, olmalıdır, ana toprağa oradan bakmak daha doğru bir çözüm gibi geliyor bana. sf.125

*

“Kitap bir ayna gibidir, önüne bir maymun oturursa elbette bir havarinin görüntüsünü yansıtamaz…” Lichtenberg. Sf.131

*

“Bizler, uygarlıklar, ölümlü olduğumuzu biliyoruz.” Valéry sf.136

*

Şiir bilgisi apayrı şey. Şair sayılabilecek her şiir yazarı –bütün şiir yazanları şair saymak kimsenin aklından geçemez sanırım-. Sf.137

*

Hiçbir şiir herkesin olmamıştır, olamaz. Sf.149


Taylan Köken

5 Ekim 2025 Pazar

rakım sıfır...

 

ENİS BATUR

RAKIM SIFIR / DENEME / KIRMIZIKEDİ / 2012 / 192 sayfa

 

Enis Batur’un deneme türündeki bu kitabında daha önce yayınlanmış olan denemelerin tekrar uç vermesi-filizlenmesi üzerine birbirine içene geçen yeni konular yumağı, başka bakış açılarını yansıtan metinler. Yeni yeniden okuma yolları öneren, eski denemelere yeni bakışlar öneren bir krema çalışma.

Kitabın son bölümünde aslında çalışmanın bir tür örgü tekniği gibi iç içe geçmiş, birbirinden bağımsız olduğu kadar birbirine bir o kadar organik bağla bağlı, bağımlı metinler…

 

Kitaptan devam edelim:

 

Yazmanın yola düşmekle bir tutulası yanı bu... Sf.9

*

Tanrı’yı öldürmek bir şey mi, biz çoktan kendimizi öldürdüğümüzü bilmezden geliyoruz. Sf.24   

*

Gazete, leş gibi kokan Dünya gibi leş kokuyor. sf.25

*

Cunda günlerinde, Başka Yollar’ın ve Mürekkep Zaman’ın kimi sayfaları biribirilerine geçmiş, nicedir arkamdaydılar. Sf.40

*

Rumeli’den İç Anadolu’ya, Kandiye’den İstanbul’a uzanan ani ve sert hareketlerin pek az iziyle karşılaştığım için dinlenmeyi yeğliyorum. Zorunlu gidişlerin metruk bıraktığı her evin görüntüsü, ilk kaynağı kaybolmuş bir yankı dolaştırıyor içinde. Sf.41

*

Soru sormayanları kesinkes sevemedim ben. Sf.50

*

“Fotoğraf, lahdi boş kalmış bir kralın odasıdır.” Gérard Macé sf.51

*

Neden yabancı yazar yoktur, diye düşünürüm, bir tek henüz okumadığımız yazarların yabancısıyızdır… s.-f.56

*

Babam 1920 yılında İstanbul’da, yarım yüzyıl önce Girit’ten Bebek’e ve Üsküdar’a iki ayrı kol haline yerleşmiş bir ailenin çocuğu olarak doğmuştu. Sf.59

*

Yapay yollarla anakaraya bağlanmış adaların, temel özelliklerini yitirmiş olduğunu düşünürüm. Sf.65

*

Sınırları insanları hiçe sayarak çizdiklerini biliyoruz. Sf.77

*

Böyle gelen metinleri her zaman çok sevdim: yalnızca bir giriş kapısı durur karşınızda, aralıktır ve o aralık sizi dayanılmaz bir istek uyandırarak davranmaya çağırır. Kaybolmak, kaybolma olasılığı beni ürkütmez, kaybolmamanın olanaksız olduğunu öğrenmişimdir. Sf.85

*

Akılda tutma yeteneği geliştirilebiliyor sonuçta. Sf.91

*

“Haberlere boğulduğumuz, özlü olanı göremez hale geldiğimiz…” Tarkovski sf.99

*

Suların, denizlerin, okyanusların sıkıştırılmış bir tarihi yazılacaksa, kitabın her sayfası, karnıyarık düzende, ortadan ikiye ayrılmalı: Üstte, rakım sıfır, suyun yüzeyinde dolaşmalı tarihçi, altta, gibi sürmeli. Sf.101

*

“Yaşarken tek sığınak mı bellek?” Vüs’at O. Bener sf.105

*

Ne yazık ki diktatörler ya da zengin hırsızlar için sözümona uygar devletlerin bu hakkı göz göre göre kötüye kullanmayı sürdüklerine tanık oluyoruz. Sf.114

*

Maupassant, akıl sağlığını yitirmeye başladığı dönemde, yakınlarına “beni kendimden ayırın” dermiş. Sf.125

*

Yaşımız ilerlerken görür, anlarız: Geçmişimiz artık geleceğimizden fazladır. Sf.127

*

Biliyordum, en içeride bir noktada kıpırdıyordu şiir. Sf.135

*

Gün gelecek, bunun bir başına, özerk bir corpus yarattığı açıklık kazanacaktır. Sf.150

*

Büyük Kitap, sıra(lama) istiyor. Sırayı kurarken, şüphesiz onun değişmesine açık durma payı ayrılıyor. Sıra bozuluyor bazen. Sf.157

*

Evren bir kitaba varmak için. Sf.161

*

Gövde-göle, ayna ve yansı, ses ve yankı köprüleri kuruluyordu, sussam susacaktı. Sf.174

*

İnsan Doğa’yı, Doğa İnsan’ı, İnsan İnsan’ı kemirecek… sf.207

*

Paris’te berduş=clochard=sokakta yaşayan, yerine öneri:“Sabit ikametgâhtan yoksun”. sf.214

*

Adolf Wölfli, toplumun delirtmek için elinden geleni esirgemediği ben... Sf.237

*

“Auschwitz’den sonra şiir yazılamaz.” Sf.245

*

Kavramak, öğrenmek, bilmek başka, yaşananları anlamak bambaşka. Sf.246

*

Ayırdığım imgeleri, görüntüleri, belgeleri gördüm ben. Sf.262


Taylan Köken

1 Ekim 2025 Çarşamba

şehren'is...

 

ENİS BATUR

ŞEHREN’İS / DENEME / LİTARATÜR / 2002 / 152 sayfa

 

Enis Batur’un gezip dolaşmış olduğu kentler/yöreler hakkında almış olduğu notlar, yarı-deneme tadında farklı bakış açıları. Batur’un bu Avrupa kentlerine bakışı her zaman olduğu gibi kendine özgü, yazılarını kendi çekmiş olduğu fotoğraflarla desteklemektedir. Kitabın yazılarla paralel hareket eden kolajı, görsel yanı bence yazarın kontrolünde yapılmakla birlikte, Yetkin Başarır’ın Konsept ve Tasarımda işi ele alışı, özgün bir çalışmayla karşımıza dikiliyor.

 

Kitaptan devam edelim:

 

Tıpkı Kavala gibi, şehir başlarken, kötü selamlıyor Selanik de, Türkiye’den geleni: Kuzeyinden güneyine kan damlayan bir Kıbrıs haritası bekliyor girişte. İnsanın, kalmaya görmeye gittiği bir şehirde, ülkede anadilini konuşmaktan korku duyması, pasaportundaki kimliğin başına dert açabileceği endişesini taşıması orada hareket özgürlüğünü, davranış rahatlığını kısıtlıyor her şeyden önce. Sf.9

 

Bu durumu, sınırı, sınırları çizen –çoğunlukla- muhafazakâr kafa yapısını kabul etmiyorum. Sırf bu yüzden Midilli’ye geçmiyorum. Pasaportum Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyet’i damgası taşıyor diye vize aldığım(!?), para ödediğim yolculuğumun sonunu, liman dairesinde kontrol esnasında beni ülkesine kabul etmeyen zihniyeti reddediyorum. Ben de protesto edip gitmiyorum… Bana hiçbir ülkenin hiçbir kurumu, kendi düşüncesini zorla kabul ettiremez… 

*

Yunancada meteora, yeryüzüyle gökyüzü arasında salınan anlamına geliyor-muş… Sf.11   

*

Her kentin suyu olmalı bana kalırsa, akar ya da durgun suya kıyısı olmayan bir köy, kasaba, şehir farkına varmasa da kurur, zamanla kuruyayazar. Suyun çizdiği, yonttuğu, görkemli biçimler yarattığı Venedik’i, İstanbul’u, Rio’yu susuz kentlerle kıyaslayınca daha iyi anlaşılıyor bu. sf.37

*

İçi doldurulmuş, cansız canlılar. Sf.53

*

Lozan’a, gece çökerken giriyoruz…. Görkemli bir belle époque oteli: Beaurivage (göl kıyısı boyunca sayısız Beaurivage otelinin önünden geçtik bu arada); yanıbaşında Hotel Angleterre, iki yüzyıl önce Lord Byron oturmuş, bir kitap yazmış orada; sonra, göle en fazla sokulmuş yapı, hayalet kulesiyle Ouchy[Uşi] Şatosu. Lozan anlaşması bu şatoda yapılan görüşmelerin sonucunda imzalanmış. Sf.68-69


Taylan Köken

15 Eylül 2025 Pazartesi

imgeleri kim dinler?


ENİS BATUR

İMGELERİ KİM DİNLER? / DENEME / YKY / 2004 / 272 sayfa

 

Enis Batur’un bu deneme kitabı, Fatih Albümü ve Mehmed Siyah Kalem ile başlıyor. Sonra peş peşe yerel ve uluslararası ressamlar ve onların bize sanatlarıyla iletmiş olduğu simgelerin, imgelerin peşine düşüyor yazar…

 

Enis Batur yine soruyor, sorguluyor.

 

Kitaptan devam edelim:

 

Son-uç… Sf.37

*

Kim dinler resimleri? Sf.97   

*

Bir sanat yapıtıyla derinlemesine ilişki geliştirebilmenin vazgeçilmez önkoşullarından biri olarak sunuluş biçimini görmem, bana doğal geliyor. Paris’teki Piéce Unique(Tek parça) galerisine hayranım: Sokaktan geçerken, 20 metrekarelik bir alanda birbaşına duran yapıt sizi karşısına mıhlıyor… sf.104

*

Osmanlı uygarlığı, kuldan bireye geçiş sürecinin tamamlanmasına tanık olmadan tarih sahnelerinden silindi. Sf.170

*

Nasıl olsa, birine değilse ötekine, benziyorduk. Sf.197

*

Yazılar silinmiş, silinecek olmuş: Elindeki çekici çivisi, tabletin üstünde dolaşan yazıcının kemikleri toz olmuş. Elden ele dolaşmaz, korunmaz, yeniden üretilmezse her kültürü siler, silecektir zaman. Sf.201

   

Taylan Köken

9 Eylül 2025 Salı

gövde'm...

 

ENİS BATUR

GÖVDE’M / DENEME / SEL / 2007 / 268 sayfa


Enis Batur özel ansiklopedisinin yedinci kitabı; Gövde’si üzerine. Gövde üzerine, gövdelerimiz üzerine, beden üzerine, el, ayak, kol, bacak, yüz, göz, kulak ne varsa vücudumuzda bir bütün oluşturduğunda beden olacak şekilde… Vücut, beden yazar tarafından ameliyata yatırılıyor. Kendi gibi ameliyata giren nice yerel-dünya yazın insanıyla birlikte, elele kolkola paramparça ediyor bedeni; hiç acımadan…

 

Kitaptan devam edelim:


Benzemek, benzememe payını gerektiren bir durumdur. 
Sf:12

*

Ahlak, bana doğamı yadsımamı öğretir. Sf:16

*

Giyim kültürü ve moda, gövdemi kullanmıştır hep: Onu kurar, esirger, açığa vurur, hatta açıklarlar. sf:17

*

Soyunmak, belli bir noktada arınmışlığı simgeliyor elbette. Sf:19

*

Ey ölü, sen benim asla sahip olamadığım ve olamayacağım şeye sahipsin: İşte bu bedene. Sf.21

*

Genç gövdenin yaşlanma hızının ne ölçüde yüksek olduğunu bilmeden, fark etmeden yol alır insan. Belki de bundan, pek çok yaşlıda ölüm düşüncesi de ağırlaşır.  sf:29

*

Deliksiz ve uzun. Bunun, vicdanımın rahatlandığını kaynaklandığını söylerim. Eşim tam tersi kanıda: Vicdansız olduğum için böyle uyuduğumu söylüyor. Sf:44

*

Çin’de anayasal bir haktır çalışanın siesta yapması… sf.45

*

Şeytan tırnağı üzerine: Tek koşulu vardır bu anlamsız uç verişin: Nasıl gelmişse, öyle, nedensiz, çekip gidecektir. sf:69

*

Büyük yağmurlar geniş çölleri tutar. Kimse yokken, sessiz ve derin sağanak geçer koyaklarımızdan. Hiç ağlamayan insanlar vardır: Onların içini sarkıtlar dikitler kaplar. Sf.74

*

“Yazmak, tıpkı kaşınmak gibi” diyor atam. 

“Hem keyif, hem acı verir.” Sf:82

*

Yazma sancısı ayrı bir şeydir, yazamama sancısı apayrı şey. sf:87

*

Şiiri kurusun… sf.95

*

Anımsıyorum nasıl unutulur, konser boyunca Bilge [Karasu], başını öne eğer, gözlerini yumar, dinlerdi. Bu da bir yol. Sf.103

*

Peygamberin ayağı, kulun izlemesi gereken tek yönü işaret eder. Nereye yürüyeceğinizi bilin. Sf:138

*

Termossos’taki görkemli taş ayak bir inanç simgesiymiş. Sf.139

*

“Ayak ölüme giden bir organ…” Primo Levi sf.141

*

Ölümün sessizliği oysa bambaşka… sf.170

*

Elverişsiz koşullarda, hemen hep bekâr yaşayan Ece Ayhan iki ay evimde kaldı, biraz şaşırmıştım çok temiz olduğunu görünce, çamaşırı bile eliyle yıkardı. Sf.176

*

Bilebildiğimiz kadarıyla, yeryüzünde, kendi türünün, başka türlerin üzerinde işkence uygulama eğilimi taşıyan tek canlı insan. Sf.205

*

Bütün yasaklar baş’tan doğar, vücuda yayılır. Sf.249

 

Taylan Köken

29 Ağustos 2025 Cuma

su, tüyün üzerinde bekler...

 

ENİS BATUR

SU, TÜYÜN ÜZERİNDE BEKLER / DENEME / SEL / 1999 / 163 sayfa

 

Enis Batur’un kişisel ansiklopedi yolculuğundaki dördüncü kitap olarak sıralanan bu çalışma, ilk bakışta Kırkpare ve Yazboz’dan daha farklı bir yöntem/yolculuk denemesi. Maddeden daha çok denemeye kayan bir form, belki de uzun madde denemesi…

 

Numara 14: İşlem Tamam’da Çöp-ev kavramı benim de başıma gelmiş bir gerçeklik: Yaşlı alt komşumuzun eve taşımış olduğu, kağıt, kumaş, ıvır zıvır ile ev dolduğunda, dayanılmaz bir koku üretmeye başladı. Biz üst katta olduğumuzdan en çok karşı kapı komşumuz rahatsız olmuş ve belediyeye şikâyet etmişti. Beş kamyon çöp çıkmıştı evden. Yaşlı kadını çocukları alıp götürmüştü en nihayetinde. Yaşlı komşumuz bir sınır belirlemiş miydi, yoksa toplamanın/biriktirmenin sonu(cu) kişiden kişiye, travmadan travmaya değişiyor muydu?

 

İki Post-Scriptum ise benzer konunun koleksiyoncu ve farklı şeyler biriktirenler üzerinden değerlendirilmesi.

-Daniel Sibony’nin kaleme aldığı “Koleksiyoncunun Psikanalizi” adlı denemesinde; bu uğraş alanında varolmak ile malik olmak arasındaki denklemi çözmeye çalışmıştır. s.26    

-Koleksiyoncunun koleksiyonuna gösterdiği aşırı dozda bağlılığın, bağımlılığın benzeriyle başka ilişki zeminlerinde de karşılaştığımız olur… s.27

Enis Batur, belki de beni en çok yaralayan bir konuya giriyor bu kısa denemesinde. Tanıdığım koleksiyoncular arasında gönülden paylaşımcı olan tek birini tanıyorum. Diğerlerinin hepsi paylaşıyorsa ucundan tek bir amacı vardır; bu bende var haberin olsun…

-İnsan, nesne ve ötesi – suskun, kalakalıyorum. s.28

Altıncı, altı parçadan oluşan bir anı-değerlendirme…

-Arkadaşlığımız koyulaştığında bile ona bu davranışının kökeninde yatan dürtüler hakkında soru sormaya kalkışmadım – dostluk, ne zaman ileri gidileceğini, hangi konularda sessiz kalınması gerektiğini öğreten koşullar içerir. s.43

-İmdi, çöl keşişlerine sığınacak yer kalmadı artık. Herkes kendi kayboluşuna kalabalığın ortasında yer alıyor. s.46

Annem Gelip Beni Alacak denemesinde E.B. iki yakını hakkında üç başlıktan oluşan bir deneme aktarıyor.

- Herbirimizin kendi kayboluşları, kendi kayboluş üslûbu vardı. s.55

-“Bir de unutamamak var. Unutulamayan şey çok zalim olabiliyor…” s.56

-Anımsamak, ayrı. Anımsamaya çalışmak, ürkünç.

-Gene de unutmak iyidir, diyorum. s.63

Korku-luk denemesi ise resimler, haberler ve diğer incelenen malzemeler denemenin iç-maddelerini oluşturan tuğlalar adeta…

-Ece Ayhan’ın “kuşlar çarpışmaz” saptamasına dönüyorum: İnsanlar çarpışırlar. Hele korku akıllarını almışsa. s.75

Fısıltılar Requiem’i denemesini Bilge Karasu’ya adamış. Ölüm üzerine birçok denemesi olan yazarın değişik dergilerde yayınlanan belki de konu özelindeki ilk derlemesi.

-Ölüm korkusu, ölümün kendisinden bile ağır olabilir. s.103

Su, Tüyün Üzerinde Bekler ise kitaba adını veren son deneme. Jiri Kolar’ın onüç soru-kolajı için karşılık denemesi denemenin içeriğini açıklayan bir alt başlık.

Hepsi bu kadar.

Taylan Köken

13 Mayıs 2025 Salı

davalı...

 


ENİS BATUR

DAVALI / DENEME / NORGUNK / 2014 / 15 sayfa


Enis Batur’un Norgunk Yayıncılıktan çıkarmış olduğu bu küçücük kitabın alt başlığı, Deleuze ve Sinema olarak künyede verilmiş.


Kafka tarafından bitirilemeyen ve dostu Max Brod’a yok edilmesi konusunda vasiyet edilen bu son roman günümüze ulaşmıştır. Bölümlerin tasnifini Max Brod yapmıştır… Dosta sadakat bir yana Brod’un Dava’sı aynı zamanda bir ihanet değil midir?

 

Enis Batur bu tek denemelik risalesinde, konuyu Orson Welles’in Dava uyarlamasına getirir hemen. Doğruluğu, yazar tarafından onaylan(a)mamış –tartışılan- hatta öyle kabul edilen bir eserden, başka bir eser üretmek değil midir sinema uyarlamaları?

 

Resnais: Çekiyorum çünkü nasıl olacağını görmek istiyorum… s.7

 

Orson Wells’in uyarlama hakkındaki düşünceleri şu şekildedir:

“Büyük bir yazarın büyük bir yapıtını ekrana taşıma tasası taşımadığının altını çizer. Burada, asıl “auteur” kendisidir: Dava’yı en önemli filmi, çünkü en öznel çıkışı saymıştır.” S.9

 

Taylan Köken

7 Mayıs 2025 Çarşamba

yolcu...

 


ENİS BATUR

YOLCU / DENEME / İYİ ŞEYLER YAYINCILIK / 1996 / 165 sayfa

Yolcu, Enis Batur’un Otobiyografik Deneme olarak adlandırdığı, daha sonra seri halinde devam ettiği İçbükeyler’den bir yapıtıdır.

Laissez-Passer; İlk “Yolcu”dan; Otuz Kuş Birden Olmak; Yeryüzü Duruşu; Kerteriz, Goethe ile Bir Komşuluk-Arayış-Denemesi; Sis ile Yağmur Arası: Avrupa(lı); Pus; Tozan adında sekiz denemeden oluşuyor. Favori denemem; Tozan…

Yol, yolcu, yolculuk, seyyar olmak, seyahat etmek, Doğu-Batı gezileri, yerli olmak, yerleşik olmak, gezgin-gezmen olmak, seyahat yazmak, yazmak için seyahat etmek; yazarın bu kitaptaki temel konu başlıkları.

* Bugün sizi güldüren yarın sizi öldürebilir de. Proudhon s.30

* Dünya bir kitaba varmak için buradadır. Mallarmé s.38

* Yakabilirsem kendi ateşimi yakarım. s.39

* Nerede olduğunuzu, kim olduğunuzu bilmiyorum aslında. Nerede olduğumu, kim olduğumu aramayı sürdürdükçe göndereceğim. s.45

* Pascal ya da Descartes’dan etkilenebilecekken, Schopenhauer ya da Nietzsche’den etkilenmiş olmamın bana ait gerekçeleri değilse bile temelleri olduğunu düşünegeldim. s.49

* Donne, hiç kimsenin hücresinden idam sehpasına giden yolda uyamayacağını söylerdi ama, hepimiz ana rahminden mezarlığa giden yolda uyuruz. s.54

* “İlerleme” diye bir şey de yoktur edebiyatta, sanatta: Yol onun için bazen önümüzdeyse, bazen, hatta sık sık da arkamızdadır: Zaman’ın içinde iki yöne de gidebilen tek canlı türüyüz biz. s.66

* Gelenek, kişinin özgürleşme sürecine ket çekmek için şaklatılacak bir kültür kırbacı değildir. s.67

* Keşifi, başkalarınca bilinen bir yerin bulunması olarak tanımlamak yeterli olsa, Türklerin ömrü yüzyıllarca keşifle geçmiş sayılmalıydı. Murat Belge s.71

* Döndüm ki, döndüğüm yerde değildim. s.72

* Greko-Latin uygarlığının ötesinde, insanlık kültürünün üçbin yıllık evriminin bütününe hâkim bir bakış geliştirmesi gerekmektedir. Lichtenberger s.83

* “Yer”ine, “yurd”una, “vatan”ına sıkısıkıya bağlı her yerli, yurttaş, vatandaş haklarının sınırını, dolayısıyla yabancılarını tanımlamıştır. Aslına bakılırsa, yabancı, kendisine tahammül çerçevesinde bakılandır. s.107

* Tanrı Asya’da doğar Avrupa’da ölür. Avrupa Tanrı’nın mezarıdır. Alberto Savinio s.110

* Müslüman bir ailenin ateist çocuğuyum ben; Arnavut, Türk, Boşnak, Arap karışımı bir kan dolaşıyor damarlarımda; hiçbir yerin yerlisi değilim, olamadım; birkaç dil konuşabiliyor, birkaç başka dil için yakıcı arzular duyarak yaşıyorum; atalarım Attar ve Dante, Nefi ve Mallermé, Hlebnikov ve Poe, Bâşô ve Firnas –yaralı karamsar da olsam, her şeye karşın, kendimi uzun bir yolun sonunda Avrupalılığa aday buluyorum. s.116

* Doğu kafamızın bir ürünüdür. Thierry Hentsch s.117

* Ne zaman bana kim olduğum sorulsa büyük bir sessizlik çöküyor içime. Kim olduğumu arıyorum zaten, baştan beri. s.121

* Sizler şairsiniz, ben ölümden yanayım. s.138

* Bilgi adamı. s.150

Taylan Köken -2025

4 Şubat 2024 Pazar

ayna...


          ENİS BATUR

AYNA/DENEME/ADA/1977/64 sayfa.

Enis Batur’un ilk yapıtlarından olan bu çalışma, piyasada bulunmuyordu. 2022 yılının sonuna doğru mezattan satın aldığım kitabı bu yılın başında yeniden okudum. Ayna, Enis Batur’un Başkalaşımlar serisinin ilk kitabıdır. Başkalaşımlar serisinin bütünlenmiş haline yıllar önce okumuştum. Bu yüzden yeniden okumalarda bazı noktalar hatırlanıyor elbette. Nedir, Enis Batur’u okuma serüveninde tekrar okumalar hiç bitmez, bitmemeli. Tekrar tekrar, yeniden okusanız dahi E.B. okumalarında ben bunu okumuştum hissine nadiren kapılır insan ve başka dikkate değer bir başlık keşfedilebilir.…

Ayna, çift metinli devam eden, bir tarafta resim sanatının diğer tarafta ise yine aynı konunun ve ayna kavramının farklı biçimlerde değerlendirildiği bir sarmal metin olarak kurgulanmış. E.B. ilk satırlarında tespitini bizimle paylaşıyor adeta; önsöz gibi…

Bir engel-metin olarak görülebilir <<Ayna>>, Yazı ile Görüntü arasındaki uzlaşmazlığı düşünürsek. Bu metnin bir ‘ayrım’ saptandığı alan bir öteki-alan geçekte.

Ayna kitabı, resim içerisinde kullanılan aynalar üzerine bir çalışma ve aslında çıkış noktası da tam bu konu…  Bu tür Aynalı resimler çizmiş olan Edgar Degas, Diego Velasquez, René Magritte, M.C. Escher, Salvador Dali, Hans Holbein ve Jan Van Eyck gibi ressamların çalışmlarında kullanmış olduğu aynaların hangi anlamda kullan(ıl)dığı ve/veya resimlerde sabitlenen ayna üzerindeki görüntülerin bizi nerelere götürdüğü üzerinedir koskoca metin… 

Taylan Köken

20 Aralık 2020 Pazar

râbia hatun...

 


            ENİS BATUR         

RÂBİA HÂTUN / ARAŞTIRMA-ŞİİR / YKY / 2000 / 174 sayfa

Enis Batur’un –geçte olsa- keşfettiği bir başka konu bir başka edebi tartışmadır, Rabia Hatun meselesi. 1948 yılında ortaya çıkan bu tartışmada özellikle İsmail Hami Danışmend ile Nihad Sami Banarlı arasında başlayan edebi tartışmanın, karşılıklı hakaretlerle amacından uzaklaşarak mahkemelere gitmesi de konuyu bir hayli ilginç kılmaktadır. Konuyu uzatmaya niyetim yok; sadece gelişimi hakkındaki bilgileri çok kısa olarak sizlere aktaracağım. Ayrıntıları detaylı incelemek isteyen kişiler bu kitabı satın alarak konuya vakıf olabilirler.

Rabia Hatun, İsmail Hami Danışmend’in erken yaşta ölen eşi Nazan (Danışmend) Hanıma ait şiirlerdir. İsmail Hami Bey, isim vermeden –eşinin isteği üzerine- bu şiirlerden birkaçını dost sohbetlerinde “bakın ne buldum” diyerek arkadaşlarına okur. Birkaç beyitlik bu divan tarzında yazılan şiirler beğenilir ve kulaktan kulağa yayılır. Piyasada Rabia Hatun hakkında hiçbir bilgi, şiir ve tanım yokken gizli bir üne kavuşur. İsmail Hami Bey de sesini çıkarmaz. Hatta Rabia Hatunun piyasada dolaşan bu birkaç şiiri Erzurum Şairleri seçkisine dahi girer. Bu –gizli- şair 15. yüzyıl şairi olarak dahi nitelenir. 1947-1949 yıllarında yayınlanan Aile Dergisi’nde bu şiirler diğer ilave şiirlerle birlikte neşredilince kızılca kıyamet kopar. Nihad Sami Banarlı: “Bu şiirlerin değil 15. yüzyıl bugünün şiiri olduğunu ve kafiye bakımından da eksik olduğunu” iddia eder. 1948 ve 1949 yıllarında bu tartışma bir hayli sertleşir ve uzar. Sonuçta İsmail Hami Danışmend: “Şiirlerin erken yaşta vefat eden eşine ait olduğunu ve bunu daha önce de dost toplantılarında söylediğini” belirterek kapa(t)mak ister. İddialara şiirleri karısının değil İsmail Hami beyin yazdığı savları da bu açıklamadan sonra eklenir. Nihayetinde konu kapanır kapanmasına ancak hala Rabia Hatunun yaşadığına inananlar yok değildir…

Sonuç olarak belli bir dönem edebiyatımızda yer alan bu tartışma-lar- aslında geleneksel şiir tartışmalarından kopuşun son sesleridir. Tartışmayı yapan kişilerin Osmanlı tarihi ve edebiyatı üzerine tartışan konuşan son değerli müellifler, hocalar olması da konunun diğer dikkat çekici tarafıdır.

Kitapta: Dönemin tartışmalarını ve şiirlerin tamamını görebilirsiniz. Bu tartışmalar üzerinden yukarıda bahsetmiş oluğum analizleri sizler de yapabilirsiniz. Kitabın alt başlığı “Tuhaf Bir Kıyâmet” + Kırkbir Şiir şeklindedir. İlk yazıyı hazırlayan Enis Batur’a aittir.

Kitaptan:

Bir kâsedür alav dolu gönlüm, yanâ yanâ

Men tâ senün yanunda dahî hasretem sanâ

Yaşlar dökende söndüremez âteşîmi sû:

Sunsan elünle kaanumu içsem kanâ kanâ! S.134

*

Bûy-i gül bir peyâmdır andan,

Dem-i bülbül selâmdır andan;

Yüreğin sîne içre dem çekişi!

Bir nihânî kelâmdır andan! S.156

*

Aslı yok bir hayâldir cânân,

Şekl-ü-reng-î muhâldir cânân!

Bulamazsın cihânı devr etsen:

Bir görünmez cemâldir cânân! S.168


Taylan Köken

8 Haziran 2020 Pazartesi

enis batur'a mektuplar...

İLHAN BERK        
ENİS BATUR’A MEKTUPLAR / MEKTUP / ÇOLPAN / 2019 / 224 sayfa

Çolpan Kitap’ın ikinci mektup kitabı yine benim sevdiğim yazarlara denk gelmiş. İlki Ece Ayhan’dan Enis Batur’a mektuplardı; Hoş Çakal Hoş Tilki.
İlhan Berk’in mektuplarının çoğu özel bir istek içermiyor. Çoğunluğunda Enis Batur’u bir yayın yönetmeni olarak görüp, yazdıklarıyla ilgili isteklerde bulunuyor. Ara sıra kızıyor, öfkeleniyor Enis Batur’a. Ancak E.B. belli yıllarda uzun Avrupa seyahatleri yapıyor. Paris’de ev tutup orada yaşıyor, yazıyor. Belki de samimi olduğu, değer verdiği bu yazarlardan ve bitmeyen isteklerinden uzaklaşmak istiyor. Eğer günümüz iletişim olanakları 1980’lerde olsaydı ne yapardı E.B.? Fırlatıp atar mıydı?
İlhan Berk, E.B.’a 1988’de şöyle diyor “Yahu Enis, sen insanı deli edersin, bilmem bunu biliyor musun?” Bu serzenişte kısaca yukarıda aktardığım hemen cevap verememe, geriye dönememe durumları var muhakkak. Ancak şair şaire 1991 yılına dek küser…
Başka bir ayrıntıysa İlhan Berk gibi bir üstadın E.B. şiirine, yazılarına ve kitaplarına göstermiş olduğu iltifatlar. Yer yer hayranlık duygusu ve hatta kıskançlık sözleri de bu mektuplarda okunmaktadır. Sakın şaşırmayın…

Kitaptan kısa notlara geçelim:
Gelecek sayılarda Halikarnassos otlarını yazacağım(Birsel’in dediği gibi insan orta malı şeyler yazmadıkça ünlenmiyor). Sf.23
*
 Bir kuyunun karşısında gizlilik yemini ettiğimiz gibi. Sf.26
*
Biraz sonra çıkacağım İstanbul’u tepmeye. Ne kenttir bu yahu! Adamın içine içine işliyor. Sf.29
*
Bakkallara düşmüş okul defterleri gibiyim. Sf.30
*
Dünya çok genç. Sf.51
*
“Sözcüklerin anlamları yoktur, kullanımları vardır.” (J.C. Giroud) sf.58
*
Sevgili Enis, yanıtsız bırakarak beni çileden çıkarma, acele telefon ya da mektup bekliyorum. Sf.64
*
Şairlerin düşünceleri yoktur. Şiirleri vardır! İlle bir şey mi çıksın diyorsun: Öyleyse her şeyden ordan çıkmalı. “Karanlığın sonuna gittim ben”, yeter bu insana. Sf.73
*
 Düşünen şairler gibi düşüncesi olmayan şairler de var: Ahmet Haşim’in, Dranas’ın, Dağlarca’nın, Necatigil’in düşüncesi yoktur, şiirleri vardır. Sf.75
*
Bütün boyutları, bütün kazıları, açıklıkları, labirentleri, yeraltları gidilmiş, çizilmiş; bundan böyle (eğer bu şair ölmez ise) ayrıntılar (sevgili ayrıntılar), kimi dipsular, girdaplar kalmıştır geriye, oaralara inilir artık! Şairler 30-35, en çok da kırkında çıkarırlar topraklarının kadastrosunu çünkü. Sonrası? Sonrası mağra yaşamı! Sf.77
*
 Şiir bize yetmeli Enis. O toplantıdan o toplantıya ne diye koşuyorsun her gün.(Gazetelerde görüyorum?)
Biz şairler susmakla emrolunmuşuzdur,
şiirimiz oradadır. Sf:87
*
Pytgorasçılar kendinden olmayanları ölü sayarlarmış, sağlıklarında da adamların mezartaşlarını dikerlermiş. Sf:111
*
Her mektup bir insandır. Sf.115
*
“Şiir sesle anlam arasında uzayıp giden bir karasızlık.” Valéry sf.191
*
İspanya’da üç kitabım çıktı ya, telif hakkı almayacağımı söyledim de öyle bastılar. Paris’te çıkan kitapçı da aynı şeyi söyledi. Kendimizi küçümsemiyorum.
Türkçe, hapishane, yalnız Türkçe mi? Türk olmak da! Sf.197
*
Şiir vebadır, bulaşmayın. Benim hayatımı cehennem etti. Sf.206

Taylan Köken

7 Haziran 2020 Pazar

şiir ve ideoloji...

ENİS BATUR          
ŞİİR VE İDEOLOJİ / DENEME / DERİNLİK / 1979 / 144 sayfa

Elimde bulunan en eski basım tarihli Enis Batur kitabı. Olmayan kitaplar listesine göre (ki bende şimdilik 154 E.B. kitabı mevcut) ilk şiir kitaplarıyla başlıyor Enis Batur. 1973 yılında ilk kitabı çıkıyor. Şiir ve İdeoloji kitabını, Çağdaş Batı Yazını Üzerine Düşünceler alt başlığıyla yayınlanan ilk deneme kitabı olarak görebiliriz. Daha çok inceleme, yazın üzerine ilk “kafa yorma” yazıları olarak değerlendirilebilir. Enis Batur’un deneme dizilerinin temel ekseninde yazın vardır…
Kitap Şiir ve İdeoloji, Zenci Gül Destesi ve Vesikalık Fotoğraflar bölümlerinden oluşuyor.

Kitaptan çok kısa alıntılar yapacağım.
“Ey okur, her şeyin bir ölçü koyduğu yerde yanmaktan iyi sınır olur mu? Yanacak yerlerde kimler oturdu?” Hulki Aktunç sf.9
*
Yakarıların pek çoğu dinsel kavramlarla donatılmış, batıda Kilise çıkışlı, doğuda Tekke türevli kişiler büyücülüğü üstlenmişlerdir. Sf.13
*
Karanlığı daha karanlıkla, bilinmeyeni hiç bilinmeyenle aramak. Sf.19
*
- Ne zamandır delisin?
- Bildiğimden beri. Sf:21
*
Söz ademde gizli değil,
İlla adem sözde gizlidir. Mercimek Ahmet sf:55

Taylan Köken

29 Mayıs 2020 Cuma

inziva burçları...

ENİS BATUR         
İNZİVA BURÇLARI / ANLATI / SEL / 2019 / 322 sayfa

Enis Batur’un anlatı tarzındaki bu kitabı daha önce yayınlanmış dört kitaptan oluşuyor. Bütünü oluşturan dört kitaptan daha önce sadece SIR’ı okumamıştım. Ancak daha önce okuduğum üç kitabı tekrar okudum. Sebep; acaba tekrar okumalarda aynı yerlerin altını çizeceğim, yoksa ayrı metinlerde mi duraklayacağım sorusuna cevap aramak oldu. Evet, ayrı yerlerde durakaldım, çok benzer noktaları işaretlemiş oldum. Bir okumanın üzerinden geçtikten sonra demek ki düşünceler, beğeniler değişebiliyor.
Quartet alt başlığıyla çıkan kitapta daha önce yayınlanan birinci kitap; Bir Varmış, Bir Okmuş Sözümona Düzmece Bir Wilhelm Tell Hikayesi, ikinci kitap; Plati Bir Ada Denemesi, üçünçü kitap; Mekik ve dördüncü kitapta; Sır Bir Oynaşı’dır.
Bu dört kitabın da notlarını daha önce paylaşmıştım. Şimdi bu kitap bazındaki okumaların notlarını aktarıyorum:

Bir hikâyeyi biraz okşayın, sizi bir benzeri bulsun. Sf.16
*
Amazonları gören olmamıştır ama,
Soylarını erkekler tüketmiştir.
Sözlükler, Yunanca “göğüssüz”den türeyen sözcüğe artık “ata kadın gibi binmek” karşılığını vermekle yetiniyorlar –“iki bacağı aynı tarafa sarkıtarak”.
Sözlükleri de daha sık erkekler hazırlamıştır. Sf.32
*
Bir insanın ölüsünü hiç kimse bulamazsa, onun ruhu yeryüzünde dolaşmayı sürdürür; ister sular sürüklemiş derinlerde tutmuş olsun gövdeyi, ister derin bir mağaranın eldeğmemiş bir noktasında terkedilmiş olsun. Sf.53
*
Yazarın odası, adası… sf.69
*
Bir adada yaşamayı seçecek, o eşiğe yaklaşacak durumda olsaydım, açık düzenli olanlarından birini yeğlemezdim: Geleni gideni, konuğu meraklısı bol adalar zamanla, yaşama üslupları açısından bir yarımadaya dönüşürler, en azından yumuşak mevsimlerde ‘çekilmiş’ birinin gözünde barınılmaz hale gelir, unu iç adasında tedirgin ederler. Sf.71
*
Yerlisi yabancısıyla epey tarihçisi, tarihseveri olmuş İstanbul adalarının – Prinkipo(Prensler), Demonisi(Cinler), Papadonisia (Papaz ya da Keşiş) Adaları olarak da anılmışlar farklı çağlarda, Ermiş Adaları ya da Kızıl Adalar diye de; önemi yabana atılmayacak, kapsamlı bir kaynakçaya ulaşılabiliyor bütünlük hedef alındığında-
Plati’ninki, yazılı malzeme yanyana getirildiğinde oldukça cılız: Pars Tuğlacı, Semavi Eyice, Schlumberger, Cox, Akylas Millas, Koçu, Rakım Ziyaoğlu, Orhan Erdener üstüste okunduğunda çoğu birbirinin tekrarı sayfalar-
sonrasında gene: Kabus. Sf95
*
Deniz adamlarının yazgısı bu.
Seyir defterleri silinip gitmiş çoğunun. Sf.103
*
Sahte olmayan yazı var mıdır? Sf.191
*
“Tek tahtası eksikti” tanısı getirenin yargısı hatırlatıldığında, son ev sahibi “ya eksikti ya da fazlaydı” diye eklemiş. Eksik ile fazlanın bir alaşımı dünyasının çekirdeğine yerleşmişti sanırım. Sf.235
*
Mekik’in kafanda oluştuğu, kağıda ilk çerçeve taslağını kondurduğun gün yanındaydım; “Sır”ı yazmaya koyulduğunda, sancılar içinde geri çekildiğinde, dönüp kaptırdığında oradaydım; ne biri ne öteki bitmemişken, hep böyle yapmıyor musun, “Kulak” yola çıktığında masanın yakındaydım.

Fakat, ancak, ne sebeple Enis Batur farklı kitapları bütünlemiş? Belki başka bir kitabında bu sorumuzun cevabını not düşmüştür bir yere…    
       
Taylan Köken

25 Mayıs 2020 Pazartesi

sır...

ENİS BATUR         
SIR / ANLATI / SEL / 2009 / 99 sayfa

Enis Batur’un anlatı tarzında kotarmış olduğu küçük bir kitap. Anlatıda uluslararası üne sahip bir çalgıcı ile üstün yetenekleri olmasına rağmen ünü yakalayamamış başka bir çalgıcı üzerine kurulmuş bir öykü.
Ortada dönenen en büyük sır ise Viyola dö Gamba adında az bilinen bir çalgı. Kitabın son kahramanı ise tabi ki okur. Kitaba dalınca sırra ortak olacaktır çünkü.
Kitaptan kısa alıntılar:
Aktarılan doğruysa, bir seferinde öğrencisinin eriştiği düzey hakkında ne düşünüldüğü sorulduğunda, Sainte-Colombe, “bazı öğrenciler ustalarını aşabilirler, hiçbir öğrencisi Marin Marais’yi aşamayacaktır” demir. Sf.47
*
Tin, tını, ten –bir üçgenin oluşması, üç çizginin biribirilerini kesmesi, orada bir kapalı alanın, üç açının varolması gerekir. Hiçbir çizginin başı ucu yoktur. Sf.52
*
Akıl, hiçbir sırrın kesin çilingiri olamaz, kalbin işlemiyorsa duvara, duvarlardan birine değilse öbürüne varırsın.
Ona seni kimse ulaştıramaz, bir tek kendi yolun çıkabilirse çıkar oraya, kimse götüremez hiçbirimizi kapısına. Sf.73
*
“Hayatın bizim dilediğimiz devrana ayak uydurmamış olmasının suçunu Allah’a yüklemek, yolların en kısasıdır.”
“İnanmak bende hep bir yetersizlik duygusu yaratacak.”
*
Yazar, okurun alanını ihlâl edebiliyorsa, okur neden yazarın sahasına inmesin. Sf.90

Taylan Köken

23 Mayıs 2020 Cumartesi

mekik...

ENİS BATUR         
MEKİK / ANLATI / NORGUNK / 2009 / 76 sayfa

Enis Batur’un anlatı tarzındaki bu kitabında temel konu bir dokumada olduğu gibi mekiğin bir o yana bu bir bu yana giderek kumaşı oluşturması. Tıpkı bir yazarın farklı metinleri bir kurgu içinde dokuması gibi…
Enis Batur için çok defa yazdım soran, sorgulayan bir yazar diye. Bu kitabında soruları ben çıkarmışım çokça, onları aktaracağım kitaptan. Birkaç Enis Batur metni ise italik yazılmıştır:
Alıp başını gitmek istiyorsun; hiç düşünmeden nereye gidersin?
Hangi pencerenin hangi kenarında oturmak istersin? Niçin?
Geri dönmek için-se gidilecek yer neresi?
Hangi sesten uzak durmak istersiniz?
Sizi ne kışkırtır?
Güveli alan dersem, ne dersiniz bana?
Size, içinizdeki ses kadar yakın, söylediklerine değer verdiğiniz bir başkası var mı?
Beklenmedik bir anda, beklemediğin bir görüntü var mı izleğinde?
Hangi patikada, ne için kaybolmak istersin?
Geçmişinden hangi yolculuğunu tekrarlamak isterdin?
Hiç unutamadığın bir fotoğraf var mı?
Kendi sorduğunuz bir sorunun, cevabını bilmediğiniz oldu mu?
(Ya da) İnsan, kendi sorduğu soruların bile cevabını bulamayan bir yaratık değil midir?
Nerede? Hangi yerde? Kiminle? Kimlerle? Dindirirsin, dinlenirsin?
*
Sen değilsin durup bakan, benim. Durmak nedir bilmedin, çarenin sürekli hareket etmekten geçtiğine bel bağladın, bir noktadan ötekine, bir satırdan dönüp ötekine, handiyse ara vermeden ilerlersen, sonunda, yetkin sarmalını kuracağına inandın, bir inşa aygıtına dönüştün. Sf.11
*
Biz de yazarın namahremini dikizliyor muyuz? Yoksa hepsi yazarın açtığı kadar mı?
Kaç sahici kişi çıktı karşıma?
Kaç kişi yorgun düştü s(b)enden, neden?
Hiç yönünü unuttuğun oldu mu?
*
Gün gelecek kimsesiz kalacaksın. Herkesin senden yorgun düşeceği ânın yaklaştığını görmüyorsun. Sf.14
*
İnsanlar mı yalnızdır, kentler mi?
Bütün yazılar, -insanlar gibi- başlamadan bitiyor mu?
Hangi uçurumda ölmek isterdiniz?
Kendinizi ne zaman, ne kadar kaybettiniz?
Neden gündüzü geceye yeğleriz?
Ne kadar yük kaldırabilirsin?
Neden kendimizi taşırken yoruluruz?
Hangi yola sapmak istemezdiniz?
Merhem olsan, neye çare olmak isterdin?
Karanlığı neyle delersiniz?
Bazı şeylerin ortası yok mu?
Nelerin aklına tam da ölürken dank edeceğini sanıyorsun?
Masa başında karşına kimi almak istersin?
*
Bu hayatın közünde erimeye geldik. Sf.38
*
Yılan tünelden geçiyor. Tünel, uyku. Uyku, ölüm. Sf.40
*
Mekik’in kafanda oluştuğu, kağıda ilk çerçeve taslağını kondurduğun gün yanındaydım; “Sır”ı yazmaya koyulduğunda, sancılar içinde geri çekildiğinde, dönüp kaptırdığında oradaydım; ne biri ne öteki bitmemişken, hep böyle yapmıyor musun, “Kulak” yola çıktığında masanın yakındaydım. Sf.65  
       
Taylan Köken