ilhan berk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilhan berk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Haziran 2020 Pazartesi

enis batur'a mektuplar...

İLHAN BERK        
ENİS BATUR’A MEKTUPLAR / MEKTUP / ÇOLPAN / 2019 / 224 sayfa

Çolpan Kitap’ın ikinci mektup kitabı yine benim sevdiğim yazarlara denk gelmiş. İlki Ece Ayhan’dan Enis Batur’a mektuplardı; Hoş Çakal Hoş Tilki.
İlhan Berk’in mektuplarının çoğu özel bir istek içermiyor. Çoğunluğunda Enis Batur’u bir yayın yönetmeni olarak görüp, yazdıklarıyla ilgili isteklerde bulunuyor. Ara sıra kızıyor, öfkeleniyor Enis Batur’a. Ancak E.B. belli yıllarda uzun Avrupa seyahatleri yapıyor. Paris’de ev tutup orada yaşıyor, yazıyor. Belki de samimi olduğu, değer verdiği bu yazarlardan ve bitmeyen isteklerinden uzaklaşmak istiyor. Eğer günümüz iletişim olanakları 1980’lerde olsaydı ne yapardı E.B.? Fırlatıp atar mıydı?
İlhan Berk, E.B.’a 1988’de şöyle diyor “Yahu Enis, sen insanı deli edersin, bilmem bunu biliyor musun?” Bu serzenişte kısaca yukarıda aktardığım hemen cevap verememe, geriye dönememe durumları var muhakkak. Ancak şair şaire 1991 yılına dek küser…
Başka bir ayrıntıysa İlhan Berk gibi bir üstadın E.B. şiirine, yazılarına ve kitaplarına göstermiş olduğu iltifatlar. Yer yer hayranlık duygusu ve hatta kıskançlık sözleri de bu mektuplarda okunmaktadır. Sakın şaşırmayın…

Kitaptan kısa notlara geçelim:
Gelecek sayılarda Halikarnassos otlarını yazacağım(Birsel’in dediği gibi insan orta malı şeyler yazmadıkça ünlenmiyor). Sf.23
*
 Bir kuyunun karşısında gizlilik yemini ettiğimiz gibi. Sf.26
*
Biraz sonra çıkacağım İstanbul’u tepmeye. Ne kenttir bu yahu! Adamın içine içine işliyor. Sf.29
*
Bakkallara düşmüş okul defterleri gibiyim. Sf.30
*
Dünya çok genç. Sf.51
*
“Sözcüklerin anlamları yoktur, kullanımları vardır.” (J.C. Giroud) sf.58
*
Sevgili Enis, yanıtsız bırakarak beni çileden çıkarma, acele telefon ya da mektup bekliyorum. Sf.64
*
Şairlerin düşünceleri yoktur. Şiirleri vardır! İlle bir şey mi çıksın diyorsun: Öyleyse her şeyden ordan çıkmalı. “Karanlığın sonuna gittim ben”, yeter bu insana. Sf.73
*
 Düşünen şairler gibi düşüncesi olmayan şairler de var: Ahmet Haşim’in, Dranas’ın, Dağlarca’nın, Necatigil’in düşüncesi yoktur, şiirleri vardır. Sf.75
*
Bütün boyutları, bütün kazıları, açıklıkları, labirentleri, yeraltları gidilmiş, çizilmiş; bundan böyle (eğer bu şair ölmez ise) ayrıntılar (sevgili ayrıntılar), kimi dipsular, girdaplar kalmıştır geriye, oaralara inilir artık! Şairler 30-35, en çok da kırkında çıkarırlar topraklarının kadastrosunu çünkü. Sonrası? Sonrası mağra yaşamı! Sf.77
*
 Şiir bize yetmeli Enis. O toplantıdan o toplantıya ne diye koşuyorsun her gün.(Gazetelerde görüyorum?)
Biz şairler susmakla emrolunmuşuzdur,
şiirimiz oradadır. Sf:87
*
Pytgorasçılar kendinden olmayanları ölü sayarlarmış, sağlıklarında da adamların mezartaşlarını dikerlermiş. Sf:111
*
Her mektup bir insandır. Sf.115
*
“Şiir sesle anlam arasında uzayıp giden bir karasızlık.” Valéry sf.191
*
İspanya’da üç kitabım çıktı ya, telif hakkı almayacağımı söyledim de öyle bastılar. Paris’te çıkan kitapçı da aynı şeyi söyledi. Kendimizi küçümsemiyorum.
Türkçe, hapishane, yalnız Türkçe mi? Türk olmak da! Sf.197
*
Şiir vebadır, bulaşmayın. Benim hayatımı cehennem etti. Sf.206

Taylan Köken

12 Nisan 2020 Pazar

şeyler kitabı EV...

İLHAN BERK         
ŞEYLER KİTABI EV/ŞİİR/SEL/1997/131 sayfa

İlhan Berk’in bu seriden olan şiirlerini bu sunum şekliyle Hürriyet Gösteri Dergisi’nden hayal meyal hatırlıyorum. İlhan Berk, şiirini ilk haliyle bir kâğıdın ortasına daktiloyla yazıyor. Sonra elle başlıyor karalamalara, uç çıkmalara, dip notlara, komple inkâr etmelere… Açıkça şiiri baştan var ediyor. Yine yeniden doğuruyor şiiri. Tüm bu sancı sürecini, bir şiir nasıl yazılırı (ama İlhan Berk’çe) –belki bir şiir nasıl yazılmazı- görüyorsunuz bu boşluk kalmamış sayfalarda…

belki
biraz şiir, biraz resim
biraz şiir, biraz çağrışım
biraz şiir, çokça karalama

belki
hepsi İlhan Berk…    

Bu kitabın İlhan Berk’in Şeyler Kitabının bir parçası olduğunu anlıyoruz. Seriyi devam ettiriyor şair. Ev, Bahçe, Oda, Duvar, Pencere ve Kapı bölümlerinden oluşuyor kitap. Aslında kitap 6 şiirden oluşuyor. Şeyler Kitabının altı şiiri. Yazarın karalama serüvenlerini aktaran bölümden sonra, son halinde altı şiir…
Fakat bir de ne görelim; Savaş Çekiç adıyla biri çıkıp bu altı şiire kitabın son bölümünde Tipografik Yorum yapıyor. Hoş da olmuş bu yorum açıkçası…
Bu kitap böyle bir kitap işte, tıpkı İlhan Berk gibi nevi şahsına münhasır…
  
Taylan Köken 

24 Kasım 2013 Pazar

requiem...

İLHAN BERK
REEQUIEM / ŞİİR / YKY / 2004 / 136 sayfa

İlhan Berk, şah şairlerimden, şah yazarlarımdan. Onun kaybı çok büyük bir eksilik oldu benim için. Yaşına rağmen ne kadar genç bir kalemdi… Sürekli araştıran, kurcalayan büyük bir yazın adamıydı…
Requiem içindeki şiirler, onun Düz Şiir denilen tarzda yazmış olduğu şiirlerdir. Requiem ölülerin ardından anma amacıyla yapılan müzikler, dualardır. İlhan Berk de şiirler yazmış. Anların, durumların şiirlerini. Çok eski zaman yazarlarından, Türkiye’nin yetkin yazın adamlarına kadar, kendi seçkisinde kendi önemine göre anmış bu kişileri. Sadece yazın insanları mı; Padişahlar, komutanlar, besteciler, ressamlar, meyveler, nesneler… Tabi onun o güzel, eşsiz üslubuyla…

Kitaptan birkaç kısa not aktaralım:

Biliyoruz uzun şiir ustasıydı Homeros
Ve uzun acının. Sf:13
*
Bir yazgıdır şairlik. Sf:16
*
“Kağıtlar, kitaplar dedi, nereye elimi atsam.
Kiminde yarım kalmış, nasılsa bitmiş bir şiir
Kiminde. Hem her şey şiirlerde değil miydi?
Bir gök şiirde ağar, bir sokak şiirlerde
Gider gelirdi.
                       Böyle yaşayıp gidiyorduk.” Sf:98
*
 Dünya dediğimiz de nedir ki?
İnsanlar, ağaçlar, kuşlar, sümüklüböcekleriyle.
Bir kitap.
Bin sayfalık sf:136
            
Taylan Köken

12 Mayıs 2013 Pazar

uzun bir adam...


İLHAN BERK
UZUN BİR ADAM / ANI / YKY/ 1997 / 99 sayfa

Yazko yayınlarında 1982 yılında ilk basımı yapılan kitabı, YKY 1993 yılında tekrar basmış. Benim elimdeki kitap ise 1997 yılı üçüncü basımı.
Yazarlığının, şairliğinin her ürününü sevdiğim İlhan Berk’in ailesiyle çocukluk döneminde yaşamış olduklarını aktardığı kısa bir kitap. Uzun yıllar yaşamış olan “Uzun bir adam”ın hayatının çok kısa bir dönemini (bence sadece bu bölümleri aktarmak istemiştir) izlemekteyiz. Özellikle kardeşlerini, tüm yalınlığıyla aktarmasıysa dikkat çekici.
Kitaptan notlar serbest alınmıştır:

Bir Fotoğraf
Yedi kardeşin fotoğrafı;
Saniye, Hesna, Huriye
Tevfik, Hüseyin, Halil İbrahim ve İlhan
 1922 yılında bir yaz günü…

İlhan Berk
Ne zaman, hangi şartlarda doğmuş bilmiyor.
Çocukluğum olmadı benim” diyor…
Sebep: Babasının ortada olmaması…

Manisa yanıyor;
İlhan ve ailesi dağlara kaçıyor.
Asker düşmanla cenk halinde…
İlhan beş yaşında,
İlk silah sesini
İlk topu,
İlk uçağı
İşte o zaman görür…
Yangın sonrası Manisa’ya inince
Bir Rum evine sığınırlar:
Ev, ev değil İlhan’ın gözünde
Bir mahalledir

İlhan’ın tek dünyası annesidir.
O dünyanın en güzelidir.
Sessiz, anlatmayan bu anne
Tüm eski kadınlar gibi
Sevgisini bakışlarında,
Çilesini yüreğinde taşır…

Bodur, esmer bir adam olan baba
İlhan’ın anasında yedi çocuk
Ve bir o kadar da ikinci eşinden yapar.
Çirkindir, ama zamparadır.
İşletmecidir, tüccardır ve muakıptır.
O da çok konuşmaz anası gibi
Ve bayramdan bayrama gelir çocuklarını görmeye
Tezvir Veli lakabı ise İlhan’ı çok utandırmıştır…

Manisa’dan İzmir’e iki haylaz arkadaş
Bisiklete bindikleri gibi
Denizi görmeye kaçarlar…

Hüseyin abisi için şiir:
Uzun biri ve tabancasıyla gider gittiği yere ve
Her sabah atı bağlanır
Ve dip odalı evler gibi sinirli gergin ve karanlık
Tevfik abisi için şiir:
Ve korkunç birinci mevki kokan ikincisi
(bir morina balığı gibi tembel ve cepaynaydı

Halil İbrahim abisi için şiir:
Ve yıkık ve ezik olan üçüncüsü –kulağının
Arkasında bir cigarayla dolaşır ve
Mendilinde kenar süsleri

İlhan’ın çocukluğu hiç olmamış
Çünkü, sapandan gayri oyuncağı olmamış
İlahi İlhan, çocukluğun yaramazmış
Kuşların ahını taşımışsın sırtında…

Ortaçağ kentlerine benzetiyorum çocukluğumu
Bitmek bilmez bir kül yığını   
Bitmek, tükenmez caddeler, evler, dükkanlar
İnsanlar, bitkiler, hayvanlar
Ve hiç eksilmeyecekmiş gibi duran gök…

Huriye ablası bir deli:
Uzun saçları var, uzun yüzü var
Söyleyecek çok sözü var…
Çocukluğunun bu çıplak sırdaşı
Manisa yangınında saçlarında tutuşarak ölür.
Yıkıldım ölüme, yıkıldım çocukluğumun bitişine…

Saniye ablası demek:
Yazları Salihli’ye annemle gidip
Ablamın evlerinde kalmak demektir.
Zengin eniştem sevdiğim bir insandı…
Annem, abim, eniştem öldüğünde
Bir daha ölüm kelimesini ağzıma almadım.
Ölüm benim için sıradan bir kelime oldu…

Şadiye yengesi en sevdiği yengesidir,
Hüseyin abisinin ikinci eşidir.
Onyedisinde almış getirmiş annesi
Oğlunun koynuna koymuştur tazeyi.
İşte İlhan’ın yeniyetmeliği
Bu yengenin yamacında geçer.
İlk yenge ise Girit’lidir:
Abim onu genelevden kaldırmıştı
Annem bu yüzden abimi bıraksın diye
Her şeyi yapmıştı
Ve son başarıysa Şadiye yengedir.

Çıraklık yılları, abisiyle
Manisa tren istasyonunda
Dondurma satmalarıyla başlar,
Sonra ciğercide devam eder.
Ciğercinin tezgahından parayı
Hacimento edince çıraklık da biter…
Sonra ayakkabı imalathanesi
Ve dişçide süren uzun çıraklık.
Dişçinin annesi çok titizdir
Ve İlhan’a düzeni ve temizliği öğretir.

İnsanın kendisi olmasının koşulu,
Kim olduğunu hiç mi hiç bilmemesidir.
                                         Nietzsche

Bir gençlik fotoğrafında İlhan var;
Ortadan ayrılmış saçlarıyla, delikanlı
Bir de Edibe var, güzeller güzeli Edibe
Kırşehir’de, o sürgün yerinde…

Hüseyin abisinin gündüz kahve
Gece meyhane olarak işlettiği mekana
Yengesiyle beraber imal ettiği rakıları taşır
Tekel çıkıncaya kadar
Sonra ve elini İstanbul…

Halil İbrahim abisi
Hüseyin abisinin fedaisidir:
Sürekli birilerini yaralar
Sonra hapse düşerdi…
İlhan ve annesi her seferinde
Yeni cezaevine yatak taşır…

Dervişali mahallesindeki evde
İlhan hem ilkokulu,
Hem de ortaokulu bitirir.
İlk şiirlerini yazar
Ve başka şairleri tanır:
Büyümüştür artık,
Hiç korkmaz artık
Yeniyetmeliğinde tanıştığı yazarlardan…


İlhan, uzun bir adam
İçine kapanık
Ve hep yazmaya koşullanmış.
Bu yüzden dersleri dinlemez;
Dersler onun düşünme yeridir
Ne yazacağım diye düşünür…
Sonra öğretmenlik yılları;
Derslik yerine, dışarıda göğe bakan
Bir uzun öğretmen ve çocukları
Artık bu yıllarda her şey
Daha anlamlı, daha somut
Artık ne yaptığını bilen
Bir uzun adamdır…

İlhan bu dünyanın dışında yaşar
Sözcüklerin arasındadır artık hep.
O yıllardan kalan son hatıra ise
1943 yılı Giresun’da verilmiş
Çok yapraklı bir nüfus cüzdanı…

Öğrene öğrene ihtiyarlıyorum.
                                         Solon

Dünyanın en iyi ayakkabılarını İlhan giyer
En iyi boyunbağını da takar ve
Özenle seçilmiştir gömlekler
Ve çok önemlidir…

Tanrı tanımaz bir adam İlhan
Ama bu bir seçim değil,
Bir karşı koyuş değil;
İhtiyaç duyulmayan bir evde
Sözünün anılmadığı bir evde
Doğal olarak oluşan
Bir Tanrı tanımazlık…
Zaten Tanrı çoğunluğun ihtiyacından doğmamıştır?

İlhan birçok şeyi sever:
Galata’yı ve Süryanileri (uzun yüzlü Süryanileri)
İsa’yı, mavi gözlü çocuk İsa’yı
(ki havarileri hep balıkçıdır ve sepet örerler)
Çocukları (ki hep elimden tutmuşlardır
Ve bana dillerini öğretmişlerdir)
Susaatlerini, kalemleri
(çünkü yeryüzünün en eski bulmalarıdır)
Y harfini (ki Latin alfabesinin en erotik harfi)
Homeros ve Borges’i
(ki dünyanın iki ünlü körüdür
Ve onların gördüğünü daha kimse görmemiştir)
Haendel’i (ki denize çıkan sokaklara benzer
Ve çocukken martı olmak istemiştir)
Ve de deniz kırlangıçlarını
(ki yere en yakın uçarlar)
Ve de virgül’ü
Ve de…

Yemek yapmak
Yemek yemek
En önemlisi yemeği seçmek!
Uzun bir adam
Uzun mu uzun yaşamında
Yiyecekleri çok iyi seçer…
Seçmiştir…

Bir ölüm.
Halil İbrahim abisi
Bir otel odasında
Ölü bulunur…

İlhan için ölüm
Bir sözcükten öteye gitmemiştir.
Onda ihtiyarlık düşüncesi var olmadı.
Ne kendi ölümünü düşünmüş
Ne de başkalarının mezarlarını bilmiş,
Kısaca, ölümü hep yadsımıştır…

İlhan isimli bu uzun adam
Yazmak ile var olmuştur;
Yazmak, yaşamın yerini almıştır…
Yalnız yazmak acı verir…
Tek mutlu olduğu,
Deliler gibi sevindiği
Aşkı bulduğu şey;
Resim yapmaktır…

Son kısım yine poetika’ya:
Tüm kitapları, hatta bazı seçilmiş şiirler
Kitabın son bölümünde
Tek sıra halinde yürürler
Bir bayram yürüyüşü gibi…
Şiir için tek düşüncesi vardır
Bir uçbeyi olarak tek ideali:
Gözü hep tehlikeli sınırlardadır
Ve şiir için son nokta yoktur…

Böyle görüyorum kendimi,
bir yazıya vurmuş,
bir yazı olmuş beni.
    
Taylan Köken

10 Mayıs 2013 Cuma

şifalı otlar kitabı...


İLHAN BERK
ŞİFALI OTLAR KİTABI / DENEME / YKY / 2004 / 129 sayfa

İlhan Berk “Şiirin Uç Beyi”dir. Ama artık onun düz yazıda da hayli yetkin denemeler ürettiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Yapı Kredi şairin kıyıda köşede kalmış, az bilinen eserlerini (sanırım bir külliyat yaratmak için) yayınlamaktadır.
1982 yılında Karacan Yayınlarından basılan kitap, ufak tefek eklentilerle YKY tarafından yeniden basılmıştır. 2004 yılında basılan bu kitabın tekrar basımlarının olduğunu biliyorum.
Uzun yıllar Bodrum’da yaşayan şair, burada bulunan, mevsimsel tüketilen otların insan sağlığı için ne kadar değerli olduğunu değişik örneklerle aktarmaktadır. Bu işin içine girince diğer bilgilerle çeşitlendirmiş yazılarını ve okuması çok zevkli yazılar ortaya çıkmıştır. Yararlandığı kitapları kaynakça bölümünde aktarır şair. Meraklısı alıp okusun der gibi…
Yer yer bulmacalardan örnekler verir; Dal üstünde sarı oğlan (Ayva), Dal üstünde ateş yanar (Kiraz) gibi…
Yer yer bilgelerin, yazarların bitkiler, otlar üzerine söylediği sözlerden örnek verir; “Yaprakların yaradılışını düşün” (Gazali), “Ebegümecinden, ondaki zenginlikten habersiz budalalar…” (Hesiodos), “Ah ben, ki henüz gonce iken solmuş gül” (Fikret) gibi…
Şifalı Otlar Kitabı iki bölümdür. Giriş yazılarından sonra, birinci bölümde özellikle şairin sevdiği ve seçmiş olduğu otların, sebze ve meyvelerin tanıtımı ve yararları vardır. Bu bölüm Şifalı Otlar olarak isimlendirilmiştir. İkinci bölümde ise bu şifalı otları araştırırken okumuş olduğu kaynaklardan derlenmiş, değişik dönemlerdeki uygulamalar üzerine kısa, sade yazılar bulunmaktadır. Bu bölüm ise Okuma Parçaları olarak isimlendirilmiştir.          
Zevkle okuyacağınıza inandığım bir başka İlhan Berk kitabı…
  
Taylan Köken

9 Mayıs 2013 Perşembe

poetika...


İLHAN BERK
POETİKA / DENEME / YKY / 1997 / 58 sayfa

İlhan Berk “Şiirin Uç Beyi”dir. Bu bey ikinci yeni akımının kurucularından ve uzun ömrünün sonuna kadar çizgisinden öden vermeden yazmıştır. İlhan Berk’in poetikasını aktardığı birkaç yazısından oluşan kısa bir kitap. Kült Kitap şiir üzerine düşüncelerini, şiir serüvenini ve hem yol arkadaşlarının hem de dünya şairlerinin fikirlerini aktardığı, altını çizdikleri düşünceleri, dipnotlarını aktardığı bir kitaptır.
Rahmetli ölmeden önce Yapı Kredi’de yapmış olduğu bir sohbetine katılmıştım. Şiir hakkında düşüncesini bir sayfaya özetlemiş ve bunu örnek bir şiirle beş dakikada okuyup aktarmıştı. Sonra sorular bölümüne geçilmişti, iki kısa soru ve cevaptan sonra bir katılımcı Ortaköy şiirindeki kedinin ne olduğunu sorunca, sinirlendi ve “Siz ne anlıyorsanız odur” dedi söyleyişi sonlandırdı. Bir saat sürmesi gereken ve uzun zamandır dört gözle beklediğimiz söyleşi onbeş dakikada bitmişti.
Kitabın son bölümünde yer alan Anlam Her Şey Değildir bölümü o sohbet toplantısının da özetiydi…
Kitaptan birkaç kısa notla devam edelim:
“Dil, dış dünyayı, gerçekliği yansıtmanın aracı değildir, aksine dil, edebiyatın nesnesi olarak, gerçekliği yıkar.” Maurice Blanchot sf:7
*
Dil, anlatma aracı olduğu değin tersini de içerir. Kendi dışında hiçbir şey anlatmayabilir. Şöyle de söyleyebiliriz bunu: Anlamın olmadığı yerde de işlevini sürdürür. Şiirde bu daha belirgindir. Sf:9
*
Sessizlik! Yazılmamış gibi görünen, bu yüzden de asıl büyük etki saçan, dev boyuttaki anlam olan, sessizlik! Şiirin imlediği, gözümüze gözümüze soktuğu, ama gene de bir giz görümünü koruyan bam teli buradadır. Sf:17
*
“Mısra benim namusumdur.” Yahya Kemal sf:29
*
Dizenin asıl önemi şiiri başlatan dize olmakta yatar. Bu da her şeydir. Böyle dizeler şiiri hemen ele verir. Yalnız ele vermekle de kalmaz, neredeyse şiirin gövdesini ortaya koyar. Yolculuğu boyunca da izleyeceği bütün konakları çizer. Şiirden beklediğimiz her şeyi, en başta da şiirin yapısını, içeriğini, biçimini, dahası sesini, daha nice şeyi önümüze döküverir. Sf:31
*
Şiir bir şeyi anlatmaz, anlaşılmak için de değildir.

“Akılla yazılan şiir en kötüdür bence.” Oktay Rifat sf:51           
  
Taylan Köken

15 Aralık 2011 Perşembe

kült kitap...


İLHAN BERK
KÜLT KİTAP/ DENEME/ YKY/ 1998/ 411 sayfa

İlhan Berk’in şah kitabı diyebilirim. Tür olarak ‘okurken/yazarken/çizerken’ olarak belirtmiş. Yazarken böyle serbestlik içinde olmak benim de sevdiğim bir şey olduğu için severek okudum. Sırf bu kitaptan başka bir kitap çıkaracak belge ve değinme var... Sağ ol...

Öyleyse yeryüzü, bu en büyük kitap, hep yazılmalıdır. Sözcükler, sevgili sözcükler yerlerinden oynatılmalıdır, yeni bir yaşam adına. S:10

Halikarnassos’ta balıkçı kahvelerine sabahları babalarıyla gelen çocuklar, akşamları evlerine ihtiyar dönüyorlar. S:23

Ben ölümü eskittim, geliyorum. S:25

Gelin, yukarı gelin çocuklar ben öldüm. S:27

Kleopatra- Gerçekten seviyorsan, söyle ne kadar?
Antonius- Ölçülebilen sevgi zavallı bir sevgidir. Shakespeare. S:39

Sessizliğin başyapıtları mı? Taşlar, su, ipek yolları. S:63

Çağımızı kurtarmak ne öyle toplumun harcıdır, ne de sosyal organizasyonların. Bu kurtuluş ancak bireyin işidir. Kierkegaard. S:67

Kalıyorum artık ölümden konuşacağız. S:75

Ancak fakir olan iyi şiir yazar. S:86

Halkın hali kötü olunca insani olmak kolaydır. S:87

Boşluğun bir sessizliği var ki, her şeyi söyleyiveriyor. S:88

Şiir usun bir bozgunu olmalıdır. Breton. S:88

Salome şiiri bitiyor, sokağa çıkıp okumak istiyorum. Bir şiiri sokağa çıkıp kendi kendime okumadıkça, onun bitmiş ya da iyi olup olmadığını anlayamıyorum. Bir şiirin bitmediğini de böyle anlıyorum. S:90
Şairi İstanbul sokaklarında dolaşırken görürsek hala yaşıyordur, yaşıyorsa üretiyordur...

Et için hazların sonu yoktur. Epikür. S:102

Bitki için büyüme ve gelişme sınırsızdır. s:106

 Sonra üç büyüleyici sözcük: Yaşam, ölüm, zaman. S:119

Şair, imgeler arkeoloğu! S:120

Şiir bir başka dile çevrilemeyen şeydir. e.e. cummings s:123

Yazdı eliyle ölümü... s:145

Bütün coğrafyalarda karanlık bir Osmanlı. S:151

Şimdi hiç büyüyemiyorum. S:183

Beyaz şairlerdendir o! S:198

Sular bizden akıllıdır, uyumaz. Dağlarca. S:198

Ölümle akrabayım ben. Endre Ady. S:199

Ey kadınlar, kavrayın aşkı. Dante. S:200

Gökyüzünü bir sabah beni beklerken bulurum. S:200

İşit beni, diyordu gece. S:204

Tamamlanmamıştı hiçbir şey bana bakmadan önce. Rilke. S:204

Yaşam bir düş değil, ama düşe dönüşebilir. Novalis. S:204

Belki saçlar taranırdı bir sevişmeden sonra. S:206

D harfi bak dedim, nasıl da soylu duruyor kelimenin sonunda. İsmet Özel. S:206

Kendi ölümünü gören biriyim ben. Ali Cengizkan. S:209

Dil, sözün hem ürünü, hem aracıdır. Barthes. S:209

Ormandınız, içinizde buluşurduk. H.Ergülen. s:209

Dünya kadınlara ait, yani ölüme... Philippe Sollers. S:209

Ölülerin anlatacak öyküleri yoktur. S:210

Şöhret bir arıdır.
Bir şarkısı var-
Bir iğnesi var-
Ah, bir de, bir de kanadı var. S:212

Ağaçlar gökyüzünü soru yağmuruna tutuyorlar. S.212

Orgazm, o küçük ölüm! S:213

Ölmekten ölüyorum. Azize Thérése s:213

Kediler kadınlar gibi tuvalete düşkündürler. S:214
Ölümün korkunçluğu bizi tek başına yakalamasındadır. Anday. S:214

Denizle buluşan kentler dişidir hep. Taşkın, çılgındırlar. Evet’in kentleridir. S:224

Uçurum seyreder. Nerde olsa tek süsü bu. S:253

Kışları büyüyen iki ela çocuk. S.253

...Nice yıldız
bekler dururdu sen göresin diye. S:259

Varlık=yazı s:259

Cinler fillerle yolculuğa çıkmışlar, kente doğru. S:260

Sonra gezginci bir akşamla buluştuk. S:260

Sokakta bir körün gülüşüne rastladım. S:260

Şiir hiçle yaşar, ya da ölümle arzuyla. Jacques Dupın. S:260

Ben bir anıyı ağırlamakla geçen hayatlardanım. H. Ergülen. S:260

Sonsuzluk çok uzun bir zaman. F. Mitterand. S:260

Her anlamın arkasında, anlamsızlık (saçma) vardır. C.Lévi Strauss. S:260

Dün bazı ölümlere eğildim. S:261

Ben belki de öldüm. S:261

Çocuklar gibi büyür ırmaklar. S:263

Ceset, o yakışıklı köstebek. S:263

Çamurdan giysili...
Gökyüzünden yaşlı... s:264

Yetişemedim sese... s:264

Her şiir kendinden öncekilerle hesaplaşır, öyle var olur. S:264

Borges=Kâbusun vak’anüvisi. S:265

Su içerken eşitiz. T. Fişekçi. S:267

Yazmak ölümle burun buruna gelmektir. S:267

İnanç, doğruyu bilmeme isteğidir. Nietzsche. S:267

Ölüm bir buluntudur. Dar alınlı, uzun bıyıklı. Akşamları sokaklarda yürür. S:268

Ev ölünen yerdir: Ölümü görür. S:268

Devlet: gelmiş geçmiş en soğuk canavar. Foucault. S:269

En iyisi konuşmak. Böyle dedim duvardaki böceğe. Sina Akyol. S:269

Dünya düşündüğüm şey değil, yaşadığım şeydir. Merleau  Ponty. S:269

Haşim’lik bir akşam iniyor. A.A.Barut. s:274

Gölgelerdir yeryüzü dediğimiz. S:274

Ses görülmez. (Bunu bilir ses.) s: 274

İnsan daha sözcüklerin gizine varmış değildir. Anday. S:274

Şair her şiirde doğar ve ölür. Anday. S:275

Düş öte yolculuktur. S:280

Oluş bir yokluğun yokoluşu ve yokoluş bir yokluğun varoluşudur. Aristoteles. S:292

Ağaçlar düş gören kişilerdir. Aristoteles. S:292

Yalnız uyunur. S:299

Ölüm ilerlemez, gerilemez. S:302

Kuşlar uçtukları yeri hep aynı sanırlar. S:302

Tanrının hiç masrafı yoktur. Leibniz. S:325

Sonsuz, ötekinin yüzüdür. Levinas. S:327

Uzanıp kalalım aşkım. Ölümün hizasındayız. E. Jabes. S:327

Felsefenin ereği nedir?
Sineğe, içinde bulunduğu şişeden çıkış yolunu göstermek. Wittgenstein. S:330

Tragedyada her şey şüphe, korku, tehdit, sürgün... ve ölüm kokar. Escyle. S:331

Karışımı eşit olmayan her şey ölmek zorunda. John Donne. S:331

Yaşam için değil, önce ölüm için hazırlanalım. Seneca. S:334

Portrenin kaynağı ölümü yenme tutkusudur. Michel Tournier. S:334

Akşamdı, kadın. Her kadın, biraz akşamdır. S:339
Felsefe yapmak, ölmesini öğrenmektir. Jasper. S:342

Bir gölge de amaçsız yerini almaz. S:342

Bir dal yalnızlığın elinde eğildi, büküldü. S.342

Burda kal. Öğlen uykusunda. Sina Akyol. S:342

Gömmeden önce biraz gezdirin beni. Cemal Süreyya. S:351

Bir sözcüğe ne denli yakın bakarsanız, o da size öylesine uzaktan bakar.
W. Benjamin. S:352

Yeni bir korse aldım. Onu görecek kimsenin olmaması ne kadar üzücü.
K. Mansfield. S:353

Koyun çobanlığı yapmamış hiçbir peygamber yoktur. S:354

Geveze güneş, anlatma bana ölümü. S:357

Yaşadım, talihin bana yürüttüğü yol bitti. Vigilius. S:357

Tanrısal yaşamak için ölmek gerekir. Peter Tesson. S:359

Fotoğraf ölümle yüzyüze gelmektir. S:360

Gri mistiktir, nesneler ise daha mistiktir. S:368

Vakit işte ölümü düşünmeli. Anday. S:368

Sadece ses kalıcıdır. Furuğ. S:368

Sürekli bir kesiklikler yaşıyorum. S:369

Durduğum yer varamadığım. S:370

Ve ölüm,
Ve bakilik sunmuştu odalara. S:370

Zaman ki aynı kılar her şeyi. S:370

Rüzgar senin ellerinde görülmeli. V. Aleixandre. S:371

Söyle, kimin için öreceksin saçlarını. S:372

Yürüyorum, önümdeki boşluğu boşluğa iterek. Özer Aykut. S:373

Her kim denizden geliyorsa hırsızdır. İtalyan atasözü. S:376

Ölüm ve Tanrı=Ortaçağ s:379

Ey amazonlar, dişi süvariler! At –kadınlar!.. s:391

Cuma adında bir kuş dama vurdu. S:391

Taşları okuyun. 
Sözünü, sessizliğin. S:392

Taylan Köken

17 Temmuz 2011 Pazar

hoşça kal...

ece ayhan
hoşça kal / mektup / yky / 2004 / 188 sayfa

hoşça kal ece ayhan’dan ilhan berk’e mektuplar kitabı. ece ayhan dostu, arkadaşı ve yoldaşı ilhan berk’e mektuplarında açıyor kendini. yazından çok, özel serzenişler, kişisel yargılar ve saydırmalar var mektuplarda. ilk mektup 7 ocak 1969, son mektup 18 aralık 1990 yılında gönderilmiş. bunlar seçilenler. ece ayhan 21 yıllık seçkide, hep benzer sıkıntıları yaşamış. genel mektup seçkisinde bu açık seçikken, altını çizdiğim satırlarda aynı sıkıntılar görülmeyebilir.

adalara, gemilerin binde bir uğradığı, insan ayağının binde bir bastığı adalara benzer ece ayhan.
aslında kapıları ardına kadar açık biridir o: beşiktaşlı kuşçular, kantocu peruz’lar, orta ikiden ayrılan çocuklar, mor külhaniler, pantolonları kostak delikanlılar, devlet derslerinde öldürülmüş öğrenciler, kendi kendisinin terzisi kamburlar, zumlun çocuk yurtları, fakir kuşlar, yeniyetmeler en yakın arkadaşları değil midir? sf:5 ilhan berk

hoş çakal, hoş tilki. arkadaşlıklar. sf:7

ben yine bildiğin gibi yalnızca ‘insanlarla’ görüşüyor ve konuşuyorum; kesinkes. sf:17
sen bodrum’a gideli ömrüm ortaköy’le büyükada arasında geçti diyebilirim. büyükada’da, yani eski adıyla kızıl ada, senin evliya çelebi’de ‘üsküdar’a yakındır’ diyedir geçiyor… sf:19

sıfır her anlamıyla çoktan tükenmişti zaten. oğlum ege’yi ankara’ya gönderince ver elini ister istemez köy, annemin yanı, bir oda. sf.25

insan kendisine çarpanları yansıtabiliyor. sf:32

benim de yanlışlarım olmuş geçmişte, sözgelimi hiçbir önlem almamışım her konuda. sf:33

bulabildiğin “aykırı dallar” var mı? eskide, yenide. o kadar az kitabım var ki benim; açılamıyorum. sf:55

akşam eve dönünce düşündüm bir; kurulda profesörler var bir kez (berke vardar gibi, tahsin yücel gibi), iki de yazar var (salah birsel, sami karaören gibi) bunların (…, …, …,…) yaratıklarından farkı olamaz dedim kendi kendime. ali de ‘güvenme’ demişti bunlara ‘vurdumduymaz görünmeye alışkındırlar’. sf:57

enis “verenler de alanlar da dörtbaşı ‘laik’tirler, sana vermezler” demişti bana. sf.60

ferman okunur ve ‘intihar’ sözcüğü yürürlüğe girer; daha önceki osmanlıca sözlüklerde bu sözcüğü hiç arama, çünkü yok! bence, toplum devlet ya da devlet toplum ikiliği gerçekte tanzimat’la başlıyor. sf:64

‘hurde nakış’mış ‘minyatür’ün karşılığı. sf:66

20-30 yıldır içimde (karşılıklarını bulamadığımdan) sakladığım sorular var. sf:68

kışa bir kitap daha hazırlarım diyorum, parasızlık bir yana, her bir şey iyi gidiyor nedense. evet, nedense. sf:106

belli bir dönem mektuplarında ilhan berk’e de kızar ece ayhan. kavgacıdır. ama gerçek dostluklar kolay yıkılmaz, yıkılmamalıdır.

sana bu mektubu öyle bir aceleyle filan yazmadım; iki üç kez okudum mektubunu, değer yargılarının çoğunu doğru bulmadım ben, sağlam ama kıytırı boktan şeylerdir bunlar. dikkat et, sarışınlaşıyorsun, sarılıkla başlar her şey önce. sarılık olmaktan çekineceksin.
yukardan yukardan konuşuyorum sanma sakın, boyumu bilirim ben. ama unutma ki şiirler yazılırken, kentler de geceleri, genişler. sf:114

atheke’nin yardımıyla epeios yapar tahta atı, troya.
asfodel çayı troya çevresinde.
tahta attan, atın içinden ağlıyarak inmek isteyen kim? sf:120
sıkışıklıktan sıkılan bir savaşçı…
                       
“edirne bizde mi?” sultan öküz reşat demiş derler bunu. sf:124

hiçbir kaygım yok, canım da sıkılmıyor hiç. kısacası iyiyim diyeceğim; yutulmaz bir lokmayım ve yenilmez. geçmişte belki sana yazmış olabilirim; benimle başa çıkılamaz çünkü sapına dek haklıyım! sf:158

yahudi züğürtleyince eski defterleri karıştırırmış derler (cemal bana yine ‘yahudi’ diyor, kendisine de kürt, ben de sana; sen olsan olsan benim gözümde ya hititli olursun ya mezopotamyalı.) sf:172

kimi kavramlar biraz yükleminden arındırılsın için ‘ideoloji’ sözcüğü yerine ‘işletilen yürürlük’ sözcüğünü kullandım. sf:181

taylan köken