D.H. LAWRENCE
ÖLEN ADAM /
ROMAN / CAN / 2010 / 78 sayfa
DHL’in yazmış
olduğu değişik kitaplardan biri. Ölen Adam İsa’dır. Hıristiyan inancına göre
öldükten sonra Tanrının yanına aldığı İsa, Mesih olarak geri dönecek ve
insanlığı kurtaracaktır…
DHL metninde
ise İsa ölmemiş ve mezarından kaçarak önce fakir bir ailenin yanına yerleşmiş
ve orada yaralarını sağalttıktan sonra, kitabın ikinci bölümünde ise bir İsis
tapınağının rahibesi ile birlikte olur ve hatta rahibenin hamile kalmasına
rağmen burada da rahat bırakılmadığından dolayı meçhule doğru giderek ortadan
kaybolur…
Kitapta
Hıristiyanların bakış açısı “bir şekilde” sorgulanır. İsa yani Ölen Adam
öncelikle bir insandır. Bu bakış açısı ile yazılmıştır kitap…
Kitabın
çevirisi çok sade bir dille Bilge Karasu tarafından yapılmıştır ve bu çeviri
kendisine 1963 yılı TDK Çeviri Ödülü’nü getirmiştir.
Son olarak DHL
sevdiğim bir yazardır. Bu kitabını da tavsiye edebilirim.
Taylan Köken
d.h. lawrence etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
d.h. lawrence etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Temmuz 2012 Perşembe
26 Mart 2012 Pazartesi
adaları seven adam...
d.h.lawrence
adaları seven adam/öykü/k kitaplığı/2002/63 sayfa
Benim için önemli bir saplantı olan bir adada yaşama fikri için farklı bir bakış açısı oluşturabilecek, bir D.H.L. klasiği. D.H.L. adada yaşama saplantısını ve düştüğü hayal kırıklıklarını, üç ada değiştirerek yaşadığı farklılıkları aktarıyor. Bir adada yaşamak önemli, ama daha önemlisi nasıl bir ada!
Notlar:
Güz yağmurla sona erdi ve kış geldi; gökyüzü karardı, ortalık yaşardı, yağmurlar boşandı, ama pek don yapmadı. Ada, adan, karanlığa gömülerek senden uzaklaştı. Islak, gün görmez çukurlarda, umarsızca kıvrılıp yatmış sırılsıklam bir köpek ya da uyur uyanık bir yılan gibi kendi üstüne çöreklenmiş öfkeli ruhu duyumsadın. Sonra geceleyin, rüzgâr, denizdeymişçesine esip gürleyerek çekip gittiğinde, adanın, bir evren olduğunu duyumsadın, karanlık kadar sonsuz ve yaşlı; bir ada değildi artık, tüm yitik gecelerin tüm ruhlarının yaşayadurdukları sonsuz karanlık bir dünyaydı ve sonsuz uzaklık yakınlaşmıştı.
Tuhaftır ki, uzaydaki küçük adandan, asla ölmeyen tüm ruhların gönderildikleri engin, yabansı yerlerde dönenip durdukları zamanın karanlık, yüce krallıklarına ilerledin. Bu küçük dünyevi ada, bitim noktasındaymışçasına, ufalıp hiçliğe dönüştü; çünkü sen, nasıl olduğunu bilmeden, geçmişin alabildiğine yaşadığı, geleceğin de ayrı kalmadığı zamanın göz alabildiğine karanlık gizemine atladın.
Adalı olmanın tehlikesi budur. Kentte, tozluklarını giyip iliklerine kadar duyduğun ölüm korkusuyla trafikten canını kurtarmaya çabalarken, sonsuz zamanın yılgılarından çok uzaktasındır. Oysa küçük adan zamanın içine girdiği an, uzaydaki evren çevrende hızla dönmeye başlar.
Denizin ortasındaki küçük bir adada kendini yalıtmaya gör, zaman büyük çevrimler halinde yükselmeye ve genişlemeye başlar, üstüne bastığın toprak kayıp gider ve elle tutulmaz, çıplak, karanlık ruhun kendini zamandışı bir dünyada bulur, ölülerin savaş arabalarının yüzyılların eski sokaklarında koşturdukları, ruhların yitip gitmiş yıllara benzettiğimiz daracık yollara yığıldıkları zamandışı bir dünyada. Artık ölülerin ruhları yeniden canlanmış, çevrende dönenip durmaktadırlar. Öteki sonsuzluktasındır artık. Syf:14-15
İçlerinden herhangi birinin onu gerçekten sevdiği kuşkuluydu. Ama onun da onlardan herhangi birini gerçekten sevdiği su götürürdü. Onların mutlu olmalarını ve küçük dünyanın kusursuz olmasını istiyordu. Ama dünyanın kusursuz olmasını isteyen birinin, gerçekten sevdiği ve sevmediği şeylerin olmamasına dikkat etmesi gerekir. En fazla, genel bir iyi niyet gösterebilir. Syf:22
Kendisi gibi herkesin de böyle bir adanın özlemiyle yaşadığını sanmıştı... Syf:33
Ne kadar çok sesi vardı denizin! Syf:36
Ada bir gölgeydi. Syf:37
Tüm isteklerden arınmış bu yabansı dinginlik, adalının gözünde bir tür tansıktı. Canı hiçbir şey istemiyordu. En sonunda, ruhu, bedeninde duruyordu artık; garip bir bitki örtüsünün yayılıp ara sıra bir oraya bir buraya salındığı, suskun bir balığın bir görünüp bir kaybolduğu su altında yarı aydınlık bir mağara gibiydi ruhu. Durgun, yumuşak, yakınmasız, ama kök salmış yosunlar kadar canlı.
Adalı, "Bu mutluluk mu?" diye sordu kendi kendine. Sonra kendi kendini yanıtladı: "Bir düşte gibiyim. Hiçbir şey duyumsamıyorum ya da ne duyumsadığımı bilmiyorum. Gene de, mutluymuşum gibi geliyor bana." Syf:39
Kitap yazmayı bırakmıştı. İlgisini yitirmişti. Adasının alçak tepesinde oturup denize bakıyordu; görünürde başka hiçbir şey yoktu, yalnızca soluk, sessiz deniz. Ve puslu okyanus gibi, zihninin puslu bir dinginliğe büründüğünü duyumsayışı. Kimileyin, bir serap gibi, bir kara parçasının gölgesinin kuzeye doğru uzandığını görüyordu. Gölgenin ötesi koca bir adaydı. Ama neredeyse cisimsiz bir ada. Syf:50
Taylan Köken
14 Mart 2012 Çarşamba
harman yerinde aşk...
d.h. lawrence
harman yerinde aşk / öykü / varlık / 1994 / 174 sayfa
İngiliz edebiyatının önemli bir yazarıdır D.H. Lawrence. Romanlarının yanı sıra yaklaşık yetmiş öykü ve anlatıya imzasını atmıştır.
Bu kitabında Harman Yerinde Aşk, Uğur Böceği ve Tilki adında üç uzun hikayesi bulunmaktadır.
Kitaptan devam edelim:
“Bununla birlikte, pek çok ilişki türleri vardır,” dedi Dionys.
“Ama biliyor musunuz,” dedi binbaşı, “bana öyle geliyor ki aslında yalnız bir yüce ilişki vardır, sevgi teması. Dikkat edin, sevgi sonsuz değişik şekillere girebilir. Kanımca gerçekten sevgi olduğu ve siz kendiniz yaptığınız şeyi onurlandırdığınız sürece, sevginin hiçbir şekli yanlış değildir. Sevginin olağanüstü çeşitli şekilleri vardır! Ve bana öyle geliyor ki, hayatta var olan tek şey budur. Fakat şunu kabul ediyorum: Sevginin çeşitliliğini inkar ederseniz, sevgiyi tamamıyla inkar etmiş olursunuz. Sevgiyi kabul edilmiş bir dizi duyguyla kısıtlamaya çalışırsanız, sevginin ruhunu yaralamış olursunuz. Sevginin çok şekilli olması gerekir, yoksa yalnızca zorbalık, yalnızca ölüm olur.” Sf:86-87
Taylan Köken
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
