alpay kabacalı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alpay kabacalı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Haziran 2012 Cumartesi

talat paşa'nın anıları...

ALPAY KABACALI
TALAT PAŞA’NIN ANILARI / ANI / İŞ B.Y. / 2000 / 185 sayfa

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin önderlerinden olan Talat Paşa Osmanlı’nın son dönemlerinin politikalarında çok önemli yer alan şahsiyetlerden birisidir. 1874 yılında Edirne’de doğan Talat Paşa’nın ömrü 1921 yılında Berlin’de Ermeni Sogomon Teyleryan’ın suikastı ile sonlanmıştır.

2015 yılına geliyoruz yavaş yavaş. Ermeniler 1915 olaylarının 100.yılında muhakkak dünya çapında çok büyük olaylara ve eylemlere kalkışacaklardır. Ermeni sorunu ise Türkiye için hep bir problem olarak varlığını sürdürecektir. Tarihi gerçekler devletler tarafından politika unsuru yapıldığı sürece aydınlanamayacak ve tartışmalar kuşaklar boyunca devam edecek gibi görünüyor.

Tam da bu noktada Ermeni göçünü yapan kadrolarda olan ve yönlendiren, Ermeniler tarafından da baş sorumlulardan biri olarak gösterilen, Talat Paşa’nın anıları çok önemli olmaktadır. “Neyi, niçin yaptık” noktasında Talat Paşa bence tüm sorumluluklarının bilincinde bir siyasetçi olarak anılarını içtenlikle yazmıştır. Muhakkak pişmanlıkları vardır. Fakat bunların oluş sebeplerini de içtenlikle paylaşmaktadır.

Bir parantez Alpay Kabacalı’ya açılmalı. Bu kitap başkası tarafından ele alınsaydı sanırım bu kadar temiz(!) olmazdı… Onun tebrik etmek lazım hem duru Türkçesi için, hem de objektifliği için…

Her Türk’ün boynuna asılmak istenen ve Batı tarafından özellikle işlenen “barbar” kavramının boyutları sanırım bu kitapla barbarlığın bir ırk meselesi, din meselesi olduğu değil, bir insanlık meselesi olduğunu bize açıkça gösteriyor.

Kitapta altını çizdiğim o kadar çok satır var ki, onları buraya aktarmam imkansız. Eminim sizlerde bu kitabı okuyunca Ermeni Meselesine daha farklı bir gözle bakacaksınız. Bu kitap, önemli bir kitap. Muhakkak okunmalı…             

Taylan Köken

21 Mart 2012 Çarşamba

tarihimizde kürtler ve ayaklanmaları...

alpay kabacalı
tarihimizde kürtler ve ayaklanmaları/araştırma/cem/ 1991/96 sayfa

Tam da Cumhuriyet öncesi, Kürt ayaklanmalarını resmi söylem bazında inceleyen bir araştırma. Tarihe baktığımızda Kürt’ler hep ayaklanmış. Bunda ekonomik sebepler birinci derecede rol oynuyor. Türk Devleti’nin tavrı ise hep ‘bastırmak’ üzerine olmuştur... Zaten ‘ayaklanma’nın karşıtı ‘bastırma’dır, değil mi? Bu günde yine bastırılmış bir ayaklanma söz konusudur. Şimdilik Apo İmralı’ya, sorunlar bir başka bahara çözülmek üzere rafa kaldırılmıştır...

Kitapta incelenen başlıklar ise şöyle;
Kürt tarihine kısa bir bakış
1918-1922 yılları ayaklanmaları
1923-1925 yılları ayaklanmaları
1926 yılı ayaklanmaları 
1927-1929 yılları ayaklanmaları
1930 yılı ayaklanmaları

Taylan Köken

18 Mart 2012 Pazar

arap çöllerinde türkler...

alpay kabacalı
arap çöllerinde türkler / araştırma / cem / 1990 / 78 sayfa

Türkiye kurulmadan önce, yani son Osmanlı paylaşımından önce; 1914-1917 yıllarında Arap cephelerinde Osmanlı’nın kaybedişi üzerine kısa bir tarih analizi diyebiliriz. Nedenler çok olabilir, sonuçlarıdır önemli olan. A. Kabacalı’nın dili ve sorunları ortaya koyuşu, kitap detaylı olmamasına rağmen güzel.

Şu manzara, cehaletin ilme verdiği hesabın faturasıdır. S:21

Bu savaşlara katılan Osmanlı subaylarının hepsi de hiç kuşkusuz ki gerçek birer kahraman ve yurtseverdiler. Ama yaşadıklarının “ Yarı sömürge durumuna düşmüş bir imparatorluğun paylaşılması üstüne savaşların uçsuz bucaksız cephelerinde bir o yana bir bu yana koşuşan subayların dramı” olduğunun bilincinde miydiler? S:24

Yemen’de
- Burada pek az binada kapı, pencere bulunur, çoğunda yoktur.
- Sebep?
- Çünkü menteşe, kulp, mandal gibi demir bölümleri dayanmaz, erir. Sık sık yenilemek gerekir. Yenileyemezler...
- Demir bölümleri erir mi, neden?
- Rutubetten... Burada o kadar rutubet vardır ki, demirler dayanmaz. S:45

Ertesi günü köye gittiğimde, asileri yöneten kabile reislerinin cesetleri birbirlerine bağlanmış ve her biri sıcaktan parıl parıl, davullar gibi şişmiş olarak yerlerde yatıyor buldum. O zaman öğrendik ki, bunlar ölünceye kadar savaşacaklarına, yerlerinden kıpırdamayacaklarına, birbirinden ayrılmayacaklarına ant içmişler ve herhangi birinin kaçmasına olanak bırakmamak için de birbirlerini iplerle sımsıkı bağlanmışlardı. S:52

Türklerin Yemen’e ayak bastıkları günden başlayarak geçen dört yüzyıl içinde bilgili, ölçülü hareket eden Batı dünyası yurtlarına her gün bir ışık, bir yeşillik daha eklerken biz, bunu yapacak elleri Yemen’e göndererek yurttaki önemli bölümünü birer birer söndürmüş, yeşillikleri kurutmuşuz. S:53

Çekirgenin serçe kuşundan ne farkı var? !!! s:60

Araplar da İngilizlerin yanında savaşıyorlardı. Ancak İngilizler yenilince öbür tarafa geçip yağmaya katıldıktan sonra yine karşı tarafta yer alıyorlardı. S:69

Anadolu’da buruk bir istasyon... Trende, İstanbul’a dönen Falih Rıfkı... Bir kadın durmuş, gelene geçene:
- Benim Ahmet’i gördünüz mü? diyor.
- Hayır... Hiçbirimiz Ahmet’ini görmedik. Fakat Ahmet’in her şeyi gördü: Allah’ın Muhammet’e bile anlatamadığı cehennemi gördü. (...) s:74

Ah o Yemen’dir, gülü çimendir
Giden gelmiyor, acep nedendir?

Taylan Köken

18 Haziran 2011 Cumartesi

bir destan rüzgarı...


alpay kabacalı
bir destan rüzgarı / yaşam / sel yayınları / 1997 / 167 sayfa

 alpay kabacalı dostu arkadaşı yoldaşı yaşar kemal’in yaşamını resimler eşliğinde bize aktarıyor. sel yayınlarının temel taşlar serisinin dördüncü kitabıdır, bir destan rüzgarı…

“anam dedi ki, yuvasından atılmış kuşun yuvası başka kuşa hayretmez.” sf.35

“anasının avutamadığı, babasının büyütemediği hep gelmiş.” sf:60

yaşar kemal, romanlarını önce elyazısıyla yazar. iri harflerle. kurşun kalemle. bir iki sözcüğü değiştirmesi gerektiğinde, silgiyle siler. daha fazla değişiklik yapmak istediğinde o sayfayı yırtar atar, yeniden yazar. sf:84
yaşar kemal titizliğini belirten satırlar bunlar…

ilk geldiklerinde basınköy köy bile değildi. on dakika yürüyor, gecekondular arasından geçip menekşe’ye iniyordu. menekşe’de çok dostlar edindi. balıkçılar, yoksul ama onurlu insanlar. balığa çıktı. Bir tekne bile aldı. menekşe’yi yoğun yaşadı. ve menekşe, menekşe’nin insanları romanlarına, hikayelerine, röportajlarına girdi. sf:95
'kuşlar da gitti' romanında menekşe’nin üstünde yer alan florya koruluğunda saka avlayan avcıları anlatır. zamanında belki bizim başımıza da gelmiş ve incelemişti bizi…

ezme ile süzme ile
yar bulunmaz gezme ile
mezarımı kızlar kazsın
altın gümüş kazma ile sf:105

“son sekiz ay içinde evim üç kere kitap kitap, delik delik arandı. türkiye’de hiçbir kanun artık beni koruyabilecek durumda değil. türk egemen sınıfının kanunları benim lehime işlemiyor. türkiye’de bana her şey yapılabilir, bu kanunsuzluk değildir. çünkü ben halkın yazarıyım.” sf:128

“söz, insanın kendisidir.” sf:143

son söz olarak yukarıdaki satırı seçmiştim. Ama bu kitabın bütününü, yani yaşar kemal’in mücadelesini düşündüğümde, türkiye’de yazarlık yapmanın getirileri ve götürüleri üzerine, sanırım bir mahkeme çıkışı yargıçlara seslenmesi, onun isyanını anlamlandıran, daha belirleyici bir cümle olacaktır...

“ben de sizi mahkum ediyorum!” sf:163

taylan köken