oktay akbal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oktay akbal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2025 Cumartesi

geçmişin kuşları...

 

OKTAY AKBAL

GEÇMİŞİN KUŞLARI / GÜNLÜK / ALKIM / 2004 / 280 sayfa

 

Romanları, öyküleri, deneme-eleştiri kitaplarının yanı sıra, diğerlerine göre az olsa da anı-günce kitapları yayınlamıştır. Edebiyat çevresiyle yakın ilişkileri nedeniyle, bu grubun şair ve yazarlarıyla anıları hayli dikkat çekici olup, edebiyat tarihi açısından önemli tespitlerdir.

Oktay Akbal’ın bu kitabı, 1970 ile 1983 yılları arasındaki düzensiz günlüklerden oluşmakta. 1970-71-72-73-74, 1943, 1975, 1980-81-82 ve 1983 yıllarının –muhtemelen seçilerek yayınlanan- günlükleri.

 

Bu günlükler sade şekilde yazılmış olup; o gün yapılan işleri, ziyaretleri ele almış, edebiyat tarafı ise geri plana itilmiştir.

 

Beni ilgilendiren tarafı, Akbal’ın iki yaz Ayvalık’a gelmiş ve yaz tatilini burada geçirmiş olmasıdır. Ayvalık’a uğramayan bir yazı insanın olduğunu sanmıyorum, ama buradaki yaşamlarını eserlerine, kitaplarına aktaran kaç yazar, kaç şair var bilemiyoruz. Önümüze geldikçe, biri bizi uyardıkça, çalışmalarımızı bilenler ikaz ettikçe, öğreniyor, paylaşıyoruz.

 

Akbal’ın 19 Temmuz 1981 tarihli günlüğünün başlığı, Kumsalda Malraux’yla… Sarımsaklı’da kalan yazarın devlete ait bir kampta veya küçük bir pansiyonda kaldığını düşünebiliriz. Yazar dinlenirken de çalışmaya devam ediyor; Malraux’nun Antimémories kitabı yazar tarafından “Anti-Anı”lar olarak tasnifleniyor.

 

22 Temmuz 1981 tarihinin gecesinde hava kararınca Karşısı Midilli’yi yazıyor Oktay Akbal. Bir denizin ayırdığı iki toplumun ayrılığını anlamaya-anlamlandırmaya çalışıyor.

 

25 Temmuz 1981 tarihindeyse minibüsle Ören’e geçiyor yazar. Burada Salah Birsel (büyük olasılık onun evinde) ve diğer dostlarıyla buluşuyor…


4 Ağustos 1983 tarihinde de Ayvalık Sarımsaklı’ya gelir. Sıcak, güneşli günler geçip geçip gidiyordur. 26 Ağustos’a kadar Ayvalık’ta kalacağını belirtiyor. Sonra Mumcu’lar geliyor ve güneşi batırmak için Ören’e geçiyorlar…   

 

Taylan Köken – 2025

8 Ocak 2014 Çarşamba

ilkyaz devrimi...

OKTAY AKBAL
İLKYAZ DEVRİMİ / ÖYKÜ / CAN / 1999 / 111 sayfa

Oktay Akbal Türkçemizin temel yazarlarından biridir. Sade, duru diliyle sıkmayan tarzıyla harika bir yazardır Oktay Akbal. Benim tarafımdan sevilmesindeki sır onun kısa, net cümlelerle anlatmasıdır. Sanırım bir de kendi yaşamından, izlenimlerinden aktardığı için etkilidir yazıları.
Oktay Akbal öykülerinde hayal gücüne bol bol başvurur. Hayalleri yönlendirir düşüncelerini, yaptıklarını. O her öyküsünde hayal gücünden gerçeğe bir geçiş yaptırır… “Gidiyoruz Hep Birlikte” öyküsü çok güzel…
Kitaptan kısa notlara gelirsek:
Kıyamet ne zaman kopar? Nedir kıyamet dediğimiz? Düşsel bir şey bu. Kişinin hayal gücünü aşan. Oysa nice kıyametler her an kopmakta. İçte dışta. Çoğunu anlamayız bile. Sf:15
*
Kimse mutlu anlarını anlatmıyordu. Yaşamış, tatmış olsa bile mutluluğu. Sevinçlerini kimse, başkasına vermiyordu. Yalnız üzüntüler: Bırakılmışlıklar, kötülükler, yenilgiler, yenen tokatlar. Herkes böyleydi demek. Sf:17
*
Ben mi yazdım, bir başkası mı? O içimdeki sayısız kişilerden biri yazıyor. Yazar olanı. Sf:18
*
“Ben, bir başkasıdır.” André Gide sf:34
*
Yer değiştirmekle, bir anlığına başka birinin katına çıkmakla, kendi gibi olanlara tepeden bakmakla mutlu olan nice nice insan vardı yeryüzünde, özellikle az gelişmiş toplumlarda… En acımasızlar, en hainler, tehlikeliler bunlardan çıkıyordu. Ezenler, kıyanlar, vuranlar, öldürenler hep ‘kraldan çok kralcı’ olanlardı. Sf:51
*
Aşk ile ölüm niye iç içedir? Sf:52
*
“Doğan gün yalnız senin değildir, yalnız benim de değil” Sofokles sf:53
*
Yaşam türlü acılar duyurur bize. Kişilerin, zamanın elinde paramparça olmalarını, yozlaşmalarını görmek en başındadır bu acıların. Ne bıçak yarasına, ne kurşun izine benzer. Tanımı yoktur, olsa olsa yitik dost acısı denir bunun adını. Sf:70
(Gençlik biter, masumiyet biter… TK)
*
“Yaşamı anlamak için yaş kırka gelmeli, derlerdi, işte geldim geçtim, yine yaşamı anlayamadım.” Eric Satie sf:85
*
Herkes çağının insanıdır. Sf:89

Taylan Köken 

7 Ocak 2014 Salı

bizans definesi...

OKTAY AKBAL
BİZANS DEFİNESİ / ÖYKÜ / CAN / 1990 / 96 sayfa

Oktay Akbal’ın ilk kitaplarından biridir. İlk basımı Yeditepe Yayınlarında 1953 yılında yayınlanmıştır. Öyküler ilk gençlik yıllarından süzülen anılardır, yaşanmışlıklardır.
Öyküler için aldığımız notlar şöyledir:
Bizans Definesi: Çocukluğumuzun gizli kalmış hayalleri, güçlü duyguları, hırsları anlatan bir öykü.
Kızkıran Haydar: İlk gençlik dönemlerinin zamparası. Hayaller içinde yaşayan, elde edemediği kızların hayalleriyle yaşayan bir zampara.
Ester ile Roza: Yeni kurulacak İsrail için hayalleri olan iki İstanbullu Musevi’nin hangi gözle görüldüğüne ilişkin çarpıcı bir hikaye.
Cambazlar: Yine gençlik tutkularının sarıldığı hayaller, yalanlar, yanlış anlamalar.
Gar: Çoğu seyahat için değil, zorunluluktan göç edenler ve fakirliğin gözleri.
İlk Gençlik Sevdaları: Kanın deli aktığı dönemde ilk arzular ve dünyaya farklı bir bakış.
Parktaki Kanepe: Yine hayaller üzerine bir hikaye. Öykü kahramanının hayalleri parktaki kanepe üzerinde, yazarın hayalleriyle çakışır.
Havuzlu Ev: Yaşamımızla, mahallemizde izlediğimiz ilgi duyduğumuz yaşamlar ve beklemediğimiz sürprizler.
Sonra Tren Kalktı: Tren istasyonundaki trençkotlu gizemli adamın düşündükleri.
Keçi: Çocukluk çağından çıkarken eve gelen bir keçinin yazar üzerinde yaratmış olduğu iz düşümler. Keçi bir yan nesne, önemli olan onun yaratmış olduğu olaylar. Daha ortaokula giden ağabeyin evden kaçarak iç güveyi olarak sevgilisinin evine sığınması. İlk sevdalar ve hayatın gerçekleri üzerine başa gelenler.

Kitaptan kısa notlara gelirsek:
Ama yol boyunca o iki genç kızın şu koskoca dünya içindeki didinmelerini, çırpınmalarını, insanlara, onların kötülüğüne karşı, gece gündüz çarpışarak, arzuladıkları bir mutluluğun ardı sıra koşuşmalarını düşünüyordum. Bir daha ne Roza’yı ne Ester’i görebilirdim. Sf:33
*
Hayallerimle gerçek hep böyle uygun sürüp gidecek sandım. Oysaki hep aldandığımı unutmamalıydım. Böyle kolay, yalın görünüşlere kendimi kaptırmamalıydım. Ama olan oldu. Hayallere gerçekten ötede bir anlam ve değer vermek alışkanlığım beni öteden beri tatsız kırgınlıklara, acı bezginliklere sürüklemişti. Bu defa da böyle olacağını nasıl bilemedim! Belki de bilmek, anlamak istemedim. Sf:68

Taylan Köken