şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Aralık 2020 Pazar

râbia hatun...

 


            ENİS BATUR         

RÂBİA HÂTUN / ARAŞTIRMA-ŞİİR / YKY / 2000 / 174 sayfa

Enis Batur’un –geçte olsa- keşfettiği bir başka konu bir başka edebi tartışmadır, Rabia Hatun meselesi. 1948 yılında ortaya çıkan bu tartışmada özellikle İsmail Hami Danışmend ile Nihad Sami Banarlı arasında başlayan edebi tartışmanın, karşılıklı hakaretlerle amacından uzaklaşarak mahkemelere gitmesi de konuyu bir hayli ilginç kılmaktadır. Konuyu uzatmaya niyetim yok; sadece gelişimi hakkındaki bilgileri çok kısa olarak sizlere aktaracağım. Ayrıntıları detaylı incelemek isteyen kişiler bu kitabı satın alarak konuya vakıf olabilirler.

Rabia Hatun, İsmail Hami Danışmend’in erken yaşta ölen eşi Nazan (Danışmend) Hanıma ait şiirlerdir. İsmail Hami Bey, isim vermeden –eşinin isteği üzerine- bu şiirlerden birkaçını dost sohbetlerinde “bakın ne buldum” diyerek arkadaşlarına okur. Birkaç beyitlik bu divan tarzında yazılan şiirler beğenilir ve kulaktan kulağa yayılır. Piyasada Rabia Hatun hakkında hiçbir bilgi, şiir ve tanım yokken gizli bir üne kavuşur. İsmail Hami Bey de sesini çıkarmaz. Hatta Rabia Hatunun piyasada dolaşan bu birkaç şiiri Erzurum Şairleri seçkisine dahi girer. Bu –gizli- şair 15. yüzyıl şairi olarak dahi nitelenir. 1947-1949 yıllarında yayınlanan Aile Dergisi’nde bu şiirler diğer ilave şiirlerle birlikte neşredilince kızılca kıyamet kopar. Nihad Sami Banarlı: “Bu şiirlerin değil 15. yüzyıl bugünün şiiri olduğunu ve kafiye bakımından da eksik olduğunu” iddia eder. 1948 ve 1949 yıllarında bu tartışma bir hayli sertleşir ve uzar. Sonuçta İsmail Hami Danışmend: “Şiirlerin erken yaşta vefat eden eşine ait olduğunu ve bunu daha önce de dost toplantılarında söylediğini” belirterek kapa(t)mak ister. İddialara şiirleri karısının değil İsmail Hami beyin yazdığı savları da bu açıklamadan sonra eklenir. Nihayetinde konu kapanır kapanmasına ancak hala Rabia Hatunun yaşadığına inananlar yok değildir…

Sonuç olarak belli bir dönem edebiyatımızda yer alan bu tartışma-lar- aslında geleneksel şiir tartışmalarından kopuşun son sesleridir. Tartışmayı yapan kişilerin Osmanlı tarihi ve edebiyatı üzerine tartışan konuşan son değerli müellifler, hocalar olması da konunun diğer dikkat çekici tarafıdır.

Kitapta: Dönemin tartışmalarını ve şiirlerin tamamını görebilirsiniz. Bu tartışmalar üzerinden yukarıda bahsetmiş oluğum analizleri sizler de yapabilirsiniz. Kitabın alt başlığı “Tuhaf Bir Kıyâmet” + Kırkbir Şiir şeklindedir. İlk yazıyı hazırlayan Enis Batur’a aittir.

Kitaptan:

Bir kâsedür alav dolu gönlüm, yanâ yanâ

Men tâ senün yanunda dahî hasretem sanâ

Yaşlar dökende söndüremez âteşîmi sû:

Sunsan elünle kaanumu içsem kanâ kanâ! S.134

*

Bûy-i gül bir peyâmdır andan,

Dem-i bülbül selâmdır andan;

Yüreğin sîne içre dem çekişi!

Bir nihânî kelâmdır andan! S.156

*

Aslı yok bir hayâldir cânân,

Şekl-ü-reng-î muhâldir cânân!

Bulamazsın cihânı devr etsen:

Bir görünmez cemâldir cânân! S.168


Taylan Köken

16 Aralık 2020 Çarşamba

çocukluk...

DÖRT YAPRAKLI ÇİÇEK

Çıkamaz çocukluğundan dışarı;
Kimse.
Kardeşliğimiz bundandır,
Mavi sularla binlerce yıl.
Fazıl Hüsnü Dağlarca

taylan köken


 

20 Kasım 2020 Cuma

gün gelir...

 

            MEVLÜT ASAR

GÜN GELİR / ŞİİR / KANGURU / 2020 / 64 sayfa

Konya doğumlu Mevlüt Asar, Ankara’da okuyup, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Almanya yolunu tutar. İlk işi Düsseldorf Başkonsolosluğu’ndadır. Bu görevinden ayrılarak Duisburg kentinde öğretmen ve eğitim danışmanlığına başlar. Kendisi de öğretmen olarak 30 yıl görev yapar ve bu görevinden emekli olur.

Bu arada Duisburg’ta Fakir Baykurt’un başlatmış olduğu Edebiyat İşliği’ne devam eder. Almanya Yazarlar Birliği üyesi olan Mevlüt Hoca Baykurt’un vefatı üzerine hem Duisburg Edebiyat Kahvesi hem de Edebiyat İşliği görevini sürdürmeye davam eder.

2012 yılına gelindiği zaman Avrupa Türkiyeli Yazarlar Girişimi’nin sözcüsü olur.

Türkiye’de çıkan değişik dergilerde, şiirleri, öyküleri ve çevirileri yayınlanır. Çok kültürlü yaşama katkılarından dolayı 2016 yılında Fakir Baykurt Kültür Ödülü Duisburg Belediyesi tarafından kendisine takdim edilir.

Mevlüt Asar ve eşi çok uzun zamandır geldikleri Ayvalık’ta birlikte yaşamakta ve birçok etkinlikte yer almaktadır. Türkiye’de olduğu zamanlarda Ayvalık’ta kalırlarken, Almanya ile olan bağlantıları ve çalışmaları devam etmektedir. Son dönemde yazın ve yayım işlerine daha çok önem vermektedir.

Mevlüt Hocamız 2020 yılının Temmuz ayında Ayev’e gelerek imzalamış olduğu kitabını kitaplığımıza teslim etti. Sağ olsun. Kendisiyle birlikte uzun bir sohbet gerçekleştirdik. Yaşar Kaynar, Reyhan Kaynar ve Türkan hanımdan konuştuk. 

İçinde Ayvalık şiirleri de olan kitapta, birçok şiirinde Enver Gökçe tarzını gözlemlemek hoş bir tesadüf oldu. Güzel bir kitap. 

Taylan Köken

5 Kasım 2020 Perşembe

papağana silah çekme!

KÜÇÜK İSKENDER          

PAPAĞANA SİLAH ÇEKME! / ŞİİR / YKY / 2000 / 190 sayfa

Küçük İskender’in şiir serüveninin başındaki kitaplardan bir tanesi olduğu belli oluyor. Biraz acele, biraz söylemek istediğim ne çok şey var havası belli oluyor şiirlerde. Kelimelerle, cümlelerle ve şiirlerin tümünde yapılan oynamalar, oynaşlar temel şiir kurallarını –kendi öznelinde- bozan tavrı onu özgün kılıyor.

Papağan takılmış plak gibi hep aynı şeyi tekrar eder. Şair ana temalarının topladığı şiirler demeti olarak kurgulamış olmalı kitabı.. Et(ler)e, intihara, ölüme, kana, kasıklara, peygamberlere, aşka özel zaafı var: Sataşmadan edemiyor…

Kitaptan devam etmek en iyisi:

 

pil


otomobilin altında kalmış

peygamber.

 

bir delikten içeriye sızmaya çalışmış

hayatı boyunca kan.


kapan kapanmadan önce kararan hava

şişirmiş komik cinlerin etli ciğerlerini.

 

istanbul’a inen uçak

avcunda su içmiş karanlığın.

 

öyle yazmışsın mektubunda

öyle dedi akıl hastanesine yatırılan postacı. Sf.11

*

‘beni sevmene asla izin vermeyeceğim’

diye yazmışsın kapımdaki not defterine;

kendi kapımı çalmak zorunda kalmıştım

içerde olmadığımı bile bile! Sf.12

*

bir tahta masa iki iskemleyle sınırlıydı ülkemiz sf.13

*

‘aşkı dövmek lazım

kalbe terbiyesizlik ettiğinde!..’ sf.14

*

korkma!

yalnızca iki el ateş edeceksin

çünkü intihar, menzil değil! Sf.17

*

aşka bağışladım organlarımı sf.21

*

yorgunum pir sultan’dan beridir bu ülkede sf.26

*

ama uzun yola çıkarken

yanına insan almalı bir deli. Sf.27

*

bildir; tanrının ağlattığı gecelerde

nasıl utangaçtır yıldızlar

ay azarlarken onları. saklıyorsun;

bir, yalnızlığa fısılda bari suçunu. Sf.30

*

ikimizden birinin ölçeği incil’de yazıyordu

öpmek, karanlık bir sokakta bıçaklanmaya benzer sf.37

*

senin uzun saçlarına sardılar cesedimi sf.38

*

bir devrin dünyayı ayaklandıran dağınık gözlü atları

uğultular içerisinde gittiler kendi solgunluklarına..

oradaydım

ayağa kalksam ihtilal olurdu sf.42

*

hiçbir kuş, hiçbir kuşa adres sormaz sf.43

*

çiçek açsanız baharla aram bozulur

sizi bana bırakmaz bu yalnızlığınız sf.47

*

mutlaka kaymış bir yıldız takardı yakasına! Sf.52

*

bulanık, boktan bir sudur aşk

insanın kendini görmek için eğildiği! Sf.53

*

bugün kuşlarla senden, senin

o çok efkârlı ellerinden konuştuk uzun uzun sf.63

*

adımı ilk söylediğin gün

kan geldi kulaklarımdan o gece sf.66

*

seni ilk gördüğüm gün

bir martı oydu iki gözümü de sf.67

*

-öncesi, tende durmaz ki.. diyor, ben sf.78

*

gözgürültüsünün sf.89

*

zamanda bir an bir parantez açtı kendine herkes sf.91

*

cennet!

cennet, cehennemin tırnağı olamaz!

ve kaçınılmaz

ve karşı konmaz bir intikam hissiyle sf.93

*

neyse ki sevdim

neyse ki incindim

çok yıkılmadım

sadece yoruldum sf.94

*

Nar: Kalp Toplama Kampı! Sf.95

*

ölen kuşlar şiir olur / kuş öldürenler şair olur /

kuşların ölümü hep kuşkuludur! Sf.103

*

Sayfa 121 Kaknus şiiri muhteşem. Meraktaysan kitabı alabilirsin…

*

kelimelerin kifayetsizliğiydi zaten bir şairi darıltan sf.123

*

delirmek, abartısız bir terk ve göç biçimidir sf.124

*

seksek oynarken yerde sürüp fırlattığın taşım ben! Sf.127

*

cehennemde yüz yok

bitkiler, hayvanlarla konuşmuyor.

-

eriyen sadece kemik.. kalplerim kalacak..

ölümümden zırnık koklatmam toprağa!

kanamalı bir hasta için acele kin aranacak.. sf.130

*

telifi ödenmemiş hayatlar adına. Sf.168

*

bir ölüm, bir ölüme düş diye göründüyse sf.170

*

ben, sütüne hırs karışmış bozbozuk bir acıyım. Sf.171

*

-“denizin hangi yaralarından

düşmüştür deniz kabukları” sf.179

*

parçalanmış bir cesede tabut oldu valiziniz sf.185

*

o zaman karşı konulmaz ruhlarla

                       değişiriz üstümüzdekileri sf.186

Taylan Köken

3 Eylül 2020 Perşembe

son duraktan bir önce...

CEVAT ÇAPAN      

SON DURAKTAN BİR ÖNCE / ŞİİR / YKY / 2017 / 62 sayfa

1933 doğumlu üstadın bu kitabına 2019 yılında Ayvalık’ta düzenlenen şiir günleri kapsamında ulaşabildim. Sevgili Turgut Baygın’ın organizasyonunda yapılan şiir günleri uzun soluklu bir proje olmasına rağmen sık sık kesildi, eksik yapıldı, devam edemedi. Şimdi belediyenin ekonomik sıkıntıları üzerine bir de virüslü günler başlayınca bu sene de yapılacağı kesin değil…

Son toplantıya katılan değerli katılımcı ve şairlerin yanı sıra baş konuklardan biri de Cevat Çapan’dır. Şiirler okundu, sohbet yapıldı ve sonra şairler kitaplarını (muhtemelen belediye desteğiyle katılımcılara, izleyicilere hediye edildi) imzaladı. Cevat Hocaya yanaşıp, Ahmet Yorulmaz günlerinde kulaklarını çınlattığımızı söyledim: Ahmet Yorulmaz ve Cevat Çapan çağrılı oldukları bir Girit etkinliğinde bir araya gelmiştir. Değerli büyüğüm Ersin Taş ev eşi Servet Taş ile birlikte Girit’e beraber giderler. Orada edebiyatçı kimliğiyle yer alan rahmetli Ahmet Yorulmaz yapmış olduğu konuşmalarda isteğe göre Yunanca ve Giritçe’ye geçmesi salonda yoğun olarak alkışlanmasına sebep olur. Bu toplantılardan sonra veya Girit’i dolaşırken bol miktarda fotoğraf çekilecek, Cevat hoca birçoğunda yer alacaktır. Bu fotoğrafların hepsinde, yüzlerinde görülen ifadenin hep mutluluk olduğu kesindir.

Bu anıları kısaca konuştuktan sonra iki ödül alan son kitabını imzaladı. Uzun yıllar önce yapmış olduğu bir çeviri kitabını da Tüyap Kitap Fuarında imzalamıştı yine…

Cevat Çapan’ın gayet hafif(!) ve sade şiirleri zevkle okunuyor. Bunu sık söylerim; böyle yazmak için çok uzun yılların geçmesi gerekiyor. Artık ömrünün son dönemine geldiğini düşünen Cevat hoca kitabının adını Son duraktan Bir Önce olarak koymuş. Oysa bunu düşündüren hiçbir emare olmadığı gibi kendisini gayet dinç ve sağlıklı gördüm… Başımızdan eksik olmasın… Şiirleri de bu başlığa uygun olarak anıları sorgulayan, çoğu zaman kendi nostaljisini yaratan bir tatta devam ediyor… Uzaktan Yakına, Kıyılarda Mevsimler ve Ezberimde Rüzgârlar simli üç bölümden oluşan kitaplardaki şiirlerdi, özlem var, nostalji var, deniz var, eski gayrimüslim komşular var, bazı ufak tefek adetler var, Cevat hocanın çocukluğu, gençliği var…

Kitap 2017 yılında yayınlanmış, 2017 Erdal Öz Edebiyat ve 2017 Sedat Simavi Edebiyat ödüllerini kazanmış…

Taylan Köken 

22 Ağustos 2020 Cumartesi

avluda...


SİNA AKYOL         
AVLUDA / ŞİİR / YKY / 1996 / 76 sayfa

 
            Sina Akyol, 1950 yılında Ankara’da doğdu. Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu'nu bitirdi. Çeşitli reklam şirketlerinde yazarlık yaptı. TRT’de program yapımcısı olarak çalıştı, klasik batı müziği programları hazırladı.
            İlk şiiri 1967 yılında yayınlanan şair, ilk kitabı Su Tadında'yı 1972 yılında yayınladı. Şiirleri Adam Sanat, Dost, Forum, Güney, Meltem, Öküz, Varlık, Yansıma, Yazko Edebiyat gibi dergilerde yayınlandı.
            Birçok şiir ödülü sahibi olan ve bazı şiirleri İngilizce, Fransızca, Yunanca, Bulgarca ve Litvanyacaya çevrilen Sina Akyol, 2017 yılında 22 ncisi düzenlenen İzmir Kitap Fuarının onur konuğu oldu. TÜYAP tarafından “50. Edebiyat Yılında Sina Akyol” armağan kitabı hazırlandı, “50. Edebiyat Yılında Sina Akyol Şiiri” paneli düzenlendi ve “70’lerden Günümüze Sina Akyol Şiiri İçin Dipnotlar” söyleşisi gerçekleştirildi.
            Yukarıda italik olarak verilen bilgiler www.siirparki.com adresinden alınmıştır, teşekkür ederim. Avluda kitabı şairin beşinci şiir kitabıdır. Daha sonra üç baskıyı da yaptığını öğrendim. Yalın şiiri seviyorum. Kitaptan:
 
ESKİDEN TERZİ”
(1)
Zaten,
melekler de eskidendi!
 
-Nerde benim
ejderha başlı
kırlentim, dedim.
 
(2)
Yok, dedim.
 
(3)
Teyelledim
bana aklımı.
Olmazsa sökerim,
dedim.
 
(4)
Çuvaldızım.
Kayıp. 
Ah. Sf.32-33
 
*
Susmak için nereden başlamalı?
İsabetle, Arkadaş’ın anlından!
 
-Rastgele dikilmişti, sol kaşında
otopsi izleri: özensiz teyeller… sf.62
 
*
HÜSEYİN VE DENİZ VE YUSUF
FAZLADAN NELER DEDİLER?
 
Aptal çınarın üryan dalı!
 
Senden niçin kurtulmalı?
 
Çünkü Mayıs göğünde
taze rüzgâr var.
***
Peh! Boğazımda urgan.
Kırıldıkça dönerim.
Döndükçe gövdem
bana asılı. Sf.65
 
*
 
BABAM  İÇİN…
 
Yaz bahçesi! Sefalı vakitler!
Rüzgâr narin! Hayat ince!
 
Zamanın rengi
kıvamına erince,
 
sofraya ardıç
dalı değerdi.
 
Sen, olgun kavun!
Ben, delikanlı peynir!
Hemhal olur söyleşirdik.
Genç babam, gencecik babam. Sf.71
 
*
 
YÜZÜN DİYORDUM
                       -Olcay için-
 
Sevinçler!
Ve sevinçler!
Di yüzün.
 
Kaygısız, küçümen…
 
Ama patlıcan kızartırken anne, n’olur?
 
Baba ölür. Sf.72

Taylan Köken

20 Ağustos 2020 Perşembe

tk1980...


RONİ MORGULİES
TK1980/ŞİİR / YKY / 2006 / 60 sayfa

 
Bir başka Roni Margulies kitabı. Aynı tonda, aynı şekilde devam ediyor şiirine. Okumak düşüyor, geriye…
 
Nereden kalmış aklımda, bilmem,
ama biliyorum, sakalıyla tırnakları
uzarmış ölülerin bir süre.
Ne kadar sürer ama?sf.18
*
TELKİN
Yağmur sandım karanlıkta bahçeden gelen hışırtıları duyunca.
Değilmiş. Baktım, yağmur dinmiş. Yaz yaprakları dökülüyor
rüzgarın salladığı ıslak dallardan. Gözlerim daldı. Dinledim…
Sabaha eminim hiçbir şeyim kalmayacak. İyiyim… İyiyim. Sf.31
*
DİLE KOLAY
Ne kadar çok şey sığarmış gibi geliyor bazan;
dile kolay, yetmiş yıl, seksen hatta, doksan.
İyice az yaşadıklarımız oysa,
çok zaman düşleyip de yaşayamadıklarımızdan. Sf.33

Taylan Köken

19 Ağustos 2020 Çarşamba

bilirim niye yanık öter ney...


        RONİ MARGULİES
        BİLİRİM NİYE YANIK ÖTER NEY / ŞİİR / YKY / 1996 / 47 sayfa

 
        Roni Margulies şiiri hakkındaki düşüncelerimi daha önceki paylaşımlarımda belirtmiştim. Tekrar            etmek istemiyorum. Hem siz de etiketten bularak reytingimi arttırmış olursunuz… J Kitaptan:
 
        Bir gün babam “Sıkıntılıyken içki içme” demişti,
        “keyifsizken daha kötü eder insanı içki”. Haklıyımış. Sf.16
        *
        Ne kaçmak mümkün, ne erişmek;
        Yaptığımız tek şey kaçınılmazı belki biraz ertelemek. Sf.18
        *
        MUHASARA
 
            Gökçeada’nın terk edilmiş bir Rum köyü
            Nüfus kırk sekiz, en genci yetmiş yaşında.
            Oturmuş bir kahvede masalar etrafında,
            Çay içip tavla oynarlar takır takır,
            Herkes buradaymış, her şey aynıymış gibi.
 
            Köşede balkonu çökmüş o büyük ev
            Boş değilmiş, yemek pişiyormuş gibi;
            Oğullar Atina’da, kızlar Almanya’da,
            Avustralya’da değilmiş gibi yeğenler,
            Oyun oynuyormuş gibi çocuklar meydanda.
 
            Bir balkon daha da çökse, biri daha gitse,
            Çay içip tavla oynayacaklar takır takır.
            Direnecekler. Elden başka ne gelir ki.
            Erkekler her an dönebilirmiş gibi tarladan,
            Herkes buradaymış, her şey aynıymış gibi.
 
            Bir garip karanlık var ama gözlerinin ardında,
            Her an düşebilirmiş gibi tüm savundukları,
            Çok uzak değilmiş gibi artık son yenilgi.
            Dört bir yanına ulak yollamışlar da dünyanın.
            Umutsuzca yıllardır haber bekliyorlar sanki. Sf.34
            *
            Sokaklarında vor denilmiyorsa bir kentin,
            İstanbul değildir, kentim değildir benim.
            Beni yaratan bir başka kenttir.
            Onu bilir ben, onu söyler,
            onu özlerim. Sf.36
            *
            TOM’UN KEDİSİ
            
            Tom'un kedisi
            kalp krizi geçirdi
            iki ay kadar önce.

            Daha doğrusu,
            veteriner öyle dedi.
            Ağaçtan düşmüştür bence.

            Sağ ön ayağı felç,
            aklı hep başka yerde gibi.
            Zaten yaşlı bir kediydi.
            kalp krizi geçirdi
            iki ay kadar önce.

            Daha doğrusu,
            veteriner öyle dedi.
            Ağaçtan düşmüştür bence.

            Sağ ön ayağı felç,
            aklı hep başka yerde gibi.
            Zaten yaşlı bir kediydi.
 
            Yürüyebilsin diye,
            o bacağı kesmek gerekti.
            Ağır ağır geziniyor şimdi.

            Yine çok zaman dalgın sanki,
            hareketleri yavaş, kendince,
            bazen de ama belli ki keyifli.

            Dün gördüm bahçede,
            bir kuşa doğru seğirtti,
            yalpaladı biraz, doğruldu.
 
            O bacağın yokluğu
            hiç aklında değildi belli ki.
            Birden aklıma geliverdi:

            Kediler de insanlar gibi
            çabuk alışıyor demek eksikliğe
            eskiden varken artık olmayan şeylere.

            Gençlik. Ölen dost. Eski sevgili.
            Kediler de bizim gibi
            yaşayabiliyor demek eksile eksile. Sf.41-42

            Taylan Köken

14 Ağustos 2020 Cuma

apollo yılları...


RONİ MARGULİES           
APOLLO YILLARI / ŞİİR / YKY / 2010 / 80 sayfa
 
Roni Margulies’in şiir serüvenini zevkle izliyorum. O kendi çevresine oluşturmuş ve gün geçtikçe, yetkinleştikçe, ustalaştıkça yani çapını büyüttükçe çevresini de çerçevesini de büyütüyor. Şiirlerini okuyunca hatta tekrar tekrar okuyunca ve daha da bakınca onun şiirinin hep aynı tonda ancak biraz daha saflaşarak gittiğini görebiliyor.
 
R.M. şiiri size daima bir şey anlatır, elbet çalışılmış ve araştırılmış konusu olduğundan. Şiirin öyküleri birbirini izlerken, kafa yorulduğunu görürsünüz. Poetika diyorlar ya şairin bu bakışı, üslubu olmuş ve kitap kitap günümüze gelmiş.
 
Şair Apollo Yıllarında belli bir dönemi mercek altına almış. Yer yer zamansal sapmalar olsa dahi yine de birçok şiirinde o günlerin önemli olaylarını analiz etmiş.  
   
Kitaptan birkaç parça aktaracağım ve sonda sürpriz bir şiir paylaşacağım:
 
Hem zaten özlem, sen de bilirsin,
bitmek bilmez bir bitkinliktir bazen,
ısırınca aldığı renktir bir elmanın,
gücenmiş sanki, sararır. Sf.9
*
 
Öfke ve sabır
 
Sol tarafı boylu boyunca çatlaktı.
Aynada kısaca kendine baktı.
Su çarptı yüzüne. Ayılamadı.
Biri girdi arkasından tuvalete.
 
Kravatına uzandı eli. Çözemedi.
Nefret, mide bulantısı ve öfke
felç ediyordu parmaklarını sanki.
Süzülüp geçti arkasından öteki.
Toparlanabilse, masaya dönecekti.
“Ben”, dedi, “bu ilkesiz heriflerin
yaşadığı yerde yaşayamam ki…”
Kızardığını sezdi gözlerinin.
 
Ağlamadı. Zor bela tuttu kendini.
Dayadı ağzını yarısı paslı musluğa,
uzun uzun içti. Kendine geldi.
Hiç sallanmadan gitti yerine oturdu.
 
“Bakın”, dedi, “baştan anlatayım.
Size hiç Ermeni dölü diyen oldu mu?...” sf.63
*
Kendisi bir Musevi olmasına rağmen, İsrail’e ve siyonizme karşı durmuş bir şairdir. Zeytin Ağacı şiirini bu fikirle okumalıyız.
 
Zeytin Ağacı
                                       Zeytin ağacının ömrü normal koşullarda 1000 yılı aşar.
                                               Duvar’ın inşası için İsrail devletinin şu ana kadar
                                               8000 zeytin ağacını köklerinden söktüğü tahmin ediliyor.
 
Her geçtiğimde yanından bir zeytin ağacının
sormak gelir içimden: Anlatsana ihtiyar,
küçükken daha sen nasıldı bu topraklar,
kimler geçer yanından, kimler giderdi?
küçükken daha sen nasıldı bu topraklar,
kimler geçer yanından, kimler giderdi?
 
Fenikeliler getirmiş diyorlar buralara seni.
Tuzlu muydu Akdeniz'in suları o zaman da?
Yakıcı mıydı böyle yine öğle güneşi?
Neye benzer, neler düşünürdü Fenikeliler?
 
Uzun yaşamak kolay. Ya hatırlamak her şeyi?
Sallayıp gövdeni zeytin toplayan insanların
değiştiğini görmek yaklaşık otuz yılda bir,
babadan oğula, izledikçe nesiller birbirini?
 
Her geçtiğimde yanından bir zeytin ağacının,
düşünmeden edemem: yaslanıp yaşlı gövdesine
kimler dinlenmiş, kimler uyuklamıştır acaba
ılık bir yel eserken yapraklarının altında?
kimler dinlenmiş, kimler uyuklamıştır acaba
ılık bir yel eserken yapraklarının altında?
 
Sorasım gelir her defasında: Anlatsana ihtiyar,
neler gördün, neler kaldı yüzyıllardan aklında?
Nasıl insanlardı Haçlılar? Eski Yunanlılar?
Korkunç muydu Aksak Timur denildiği kadar?
neler gördün, neler kaldı yüzyıllardan aklında?
Nasıl insanlardı Haçlılar? Eski Yunanlılar?
Korkunç muydu Aksak Timur denildiği kadar?
 
Evet, diye fısıldar yemyeşil yapraklar adeta:
"Koca koca ordularıyla geçtiler önümden hepsi,
gümüş kakmalı kılıçları, ipek takımlı atlarıyla.
Geçtiler... ve gittiler ama işte, yoklar artık hiçbiri.
Buradayım ben hâlâ." Sf.64-65
*
Ve son şiirde hem Ayvalık geçiyor ham de bir zamanlar yolu Ayvalık’tan geçen Fikret Mualla’ya gönderme yapılıyor, adı anılmadan. Buyurun.
 
Ars longa, vita brevis
                                   (Sanat uzun, hayat kısa. T.K.)
 
Genç bir adam uğrardı bizim oraya,
otuzlu yıllardı sanırım, saç baş dağınık,
gün ortasında içmiş, yarı sarhoş,
kolunun altında koca bir dosya.
 
Masa masa gezer, en son bana gelirdi.
Döker dosyanın içindekileri önüme,
“Bir resim alsana arkadaş”, derdi,
“bir bardak şarap fiyatına?”
 
Soluk renkli, kötü suluboyalar.
Acıdım, iki tane aldım bir defasında:
Bir Ayvalık manzarası, bir balerin.
Duvardakiler işte, şu gördüklerin.
 
Geliverdi yine hemen ertesi gün.
“Gel”, dedi, “portreni yapayım senin.
Yağlıboya. Bir şişe rakı fiyatına”.
Gerek yoktu gerçi; kıramadım ama.
 
Kendi resmimi yaptırmadım elbet,
eve çağırdım, babaannemi çizdi.
Bir şeye benzemeyen, yemyeşil,
berbat bir resim çıktı ortaya.
 
Zor yatıştırmıştım rahmetliyi,
 “Çirkin miyim ben böyle!” diye
atmıştı tabloyu şu dolabın üstüne.
Yıllar sonra baktık, kaybolmuş.
 
Adam gitti meşhur oldu Paris’te. 
Hastaymış ama, mutsuzmuş.
Girip çıkarmış tımarhanelere.
Çok oluyor zaten oralarda öleli.
 
Kim bilir ne oldu o tabloya? 
Ne kimin resmi olduğu,
ne kimin yaptığı belli,
asılı duruyordur belki de bir duvarda. Sf.32-33
 
Taylan Köken

7 Ağustos 2020 Cuma

soldan dördüncü aralık...


NURİ DEMİRCİ     
SOLDAN DÖRDÜNCÜ ARALIK/ŞİİR/YKY/2003/78 sayfa
 
Kars doğumlu şair eğitim hayatını İstanbul’da tamamlar. Aslen diş hekimi olan Nuri Demirci Bursa’da hem yazın hayatını hem de geçimlik mesleğini(!) icra etmeye devam ediyor. Bursa da uzun yıllar sürmüş dergicilik geçmişi de var. Soldan Dördüncü Aralık kitabı şairin dördüncü şiir kitabıdır. Şair 2002 yılında Ahmet Hamdi Tanpınar Şiir Ödülünü kazanmıştır.
Kitapta şair doğayı, şehirleri ve nihayetinde insanı çok iyi izlemiş ve aktarmış şiirine. Anlamı arayan şair bu kitapta bulmuş olmalı. Kendince bulamadıysa eğer aramaya devam etsin, arayış da güzel…
 
gece
 
karşımdaki koltuğa
bıçağın ucunda uzattığım elma
geri dönüyor bana
sırtındaki bıçakla sf.46
*
yolcu
 
aynalı dolabı aç
yüzlerden yüz seç yüzüme
 
tuttum yenilgilerin ağır nöbetini
daha ne
 
yönüm ol
düş önüme
avluda hazır atım
sır atım
 
kapadık bir kapıyı usulca
gidiyor muyuz
döndük mü yoksa sf.57
*
dip ses II
 
…yavruağızı olacak kadifeler
köşeye üç ayaklı bir sehpa, porselen kuşkonmaz
bir de boy aynası girişe, evet, bir de boy aynası
grek sütunlar iki yanında, üstünde dor kapısı
ege’ye karşı oynayan bir amerikan filminde
bir evin, okyanusa açılacak verandası sf.65

Taylan Köken

5 Ağustos 2020 Çarşamba

101 bir dize...


GÜVEN TURAN   
101 BİR DİZE / ŞİİR / YKY / 1996 / 105 sayfa
 
Güven Turan şiiri sade, adeta imbikten süzülmüş gibi. 101 bir dize, üç kere distile edilmiş mübarek. Baş ucuna koymak gerek bu kitabı, bir amentü gibi…
 
Kitaptan:
Bir nisan bulutunu öpüyorum; yüzün değiyor. Sf.9
*
Çabuk büyür ilkyaz… Dün doğmuştu, bugün anaç. Sf.31
*
Sen aşksın, bilirsin, yalnızlığın gözleri ne renk. Sf.46
*
Herşeyin bir sessizliği vardır; aşkınki gümbür gümbür. Sf.53
*
Sen gelsen de, sussa şu kalem. Sf.73
*
Rüzgârın söylediğiyle yetin, söz dilsiz. Sf.94  

Taylan Köken

28 Temmuz 2020 Salı

celaliler isyanı...


GÜLTEN AKIN      
CELALİLER İSYANI/ŞİİR/YKY/2007/46 sayfa
 
1933 Yozgat doğumlu şair 1950’li yıllardan itibaren şiir üretmeye başlamıştır. İkinci Yeni etkisinde olan şiirleri 1970’li yıllardan sonra Toplumsal bakış açısına evrilecektir. Sessiz sedasız birçok ödül kazanan şair, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın 2008 yılındaki vefatından sonra okur tarafından “Yaşayan en büyük Türk şairi” unvanını da okurlarından alacaktır. Sanırım bu onun en büyük ödülüdür.
2015 yılında aramızdan ayrılan Gülten Akın’ın bestelenmiş 50’ye yakın şiiri, 10 tane edebiyat ödülü ve onlarca kitabı bize emanet edilmiştir.
Celâliler İsyanı kitabı YKY’da 2007 yılında yayınlandıktan hemen sonra ikinci baskısını yapmıştır. Şair kitabın sunu bölümünde destanı 1980’lerde yazdığını belirtiyor. Ve kitabını şöyle tanıtıyor: “Celâliler Destanı ise koca Osmanlı Mülkü’nün ayakta olduğu bir dönemde, zulmün ve buna karşı kalkışmanın, büyük ve uzun isyanın destanı olsun diye yazıldı.” Kitaptan anlayacağınız üzere, Osmanlı’da gerçekleşmeyen, Cumhuriyetle denenen ancak onda da gerçekleş(e)meyen, İmtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kitle oluşturma çabası, ancak gerçek bir demokrasinin koşulları sağlanmasıyla gerçekleşebilirdi: Olmadı. Bu destan yine yeniden isyan eden Celâlileri yazmıştır. Kitaptan:
 
leventler sekbanlar suhte kovaladı
devriye bölükler…
sonra asi oldu kendiler
celâli yanına yerleştiler
ehl-i örf hepsine kıydı sefer sefer
yani öldürenler ve ölenler
kendi kanlarını döktüler
beylerle ümera bir onun arkasında
bir ötekinin
açıktan celâli, açıktan asi
et kokunca tuz gerek
ama tuz da koktu… sf.20

Taylan Köken

23 Temmuz 2020 Perşembe

içeri sait faik...


FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA       
İÇERİ SAİT FAİK / ŞİİR / YKY / 2008 / 43 sayfa
 
Fazıl Hüsnü Dağlarca uzun yaşadı. Bu uzun yaşamı boyunca, o hakikaten kendi yolunu açmış, kendi şiiri olan bir dağdır Türk şiirinde. İlhan Berk bir kitabında Dağlarca için söyle der: Şiiri bozulacak diye düz yazı yazmazmış, doğru yapıyor.
 
Dostu, arkadaşı Sait Faik’i anlatmış. Anılarını, edebiyatını, dostluklarını ama hepsini yine şiirle aktarmış. Gerçekten büyük bir şair Fazıl Hüsnü Dağlarca. Onun yaşamı şiire adanmış bir yaşamdır, vesselam.
 
Kitaptan aktarıyorum:
Başka arkadaşlar geldiler masamıza
Sözcükler gibi ortada kaldı Sait sf.9
*
İÇKİDEN ÇIKANLAR
 
Sait Faik yanınızdayken
Onu göremezdiniz
Konuşurdu gülerdi
Onu göremezdiniz
Karşı koymalarıyla şaşırtırdı sizi
Onu göremezdiniz
 
Siz koca şişeyi içerken
Karşıki kalın camda
Dururdu bakardı size
Gel derdiniz elinizle
Gelemezdi ki
 
İçkinizi bitirirdiniz
Sendeleyerek giden o olurdu siz değil sf.10
*
Bir eski İstanbul’du İstanbul içinde
 
Bir gün bile İstanbullu olamamıştı o
Başka bir yeri de bilmeyen
Gideceği yeri arayan bir mektuptu o
Okunacağı yeri bulamayan sf.11
*
BOŞLUK
 
Dört dizeyle Sait’i anlat deseler
Bir dikdörtgen çizerdim
Sonra bütün çizgileri kaldırırdım
Derdim geride kalan boşluktadır sf.29

Taylan Köken

21 Temmuz 2020 Salı

ionia şiirleri...


ERSİN DOĞER       
İONİA ŞİİRLERİ/ŞİİR/EGE/2011/87 sayfa
 
Prof. Dr. Ersin Doğer hocamın, Ayvalık Tarihi Üzerine Notlar sunumu için geldiği Ayvalık ziyaretinde hediye ettiği kitaplarından bir diğer, imzalı kitabıdır İonia Şiirleri. Serinin ilk kitabı Aiolis Şiirleri’nde olduğu gibi, içinde hem bilmeceler saklayan hem de gizli bir şairi barındıran dizeler bunlar. Ayrıca yine meraklısına notlar bölümünde bu kentler hakkındaki anılar çok değerli.
 
XIII.
Küçüktün, küçücüktün farecik,
Latmos’un kıyısında yoksul ve sıtmalı.
İyi bir Demokrat’ın rızkına el koyduğu,
kötü Bir Kral’ın bir sepet incire sattığı!
Aramızdan kuma kapılıp
ilk boğulan sen oldun farecik.
Seni koruyacak tanrıyı da
yanlış seçtin!
O sakız ağacının peşindeydi,
sen kaderinin farecik.sf.33
 
Şiir hangi kenti mi anlatıyor?
Kitabı satın alan öğrenir…

Taylan Köken