ayvalık postası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ayvalık postası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2025 Cumartesi

geçmişin kuşları...

 

OKTAY AKBAL

GEÇMİŞİN KUŞLARI / GÜNLÜK / ALKIM / 2004 / 280 sayfa

 

Romanları, öyküleri, deneme-eleştiri kitaplarının yanı sıra, diğerlerine göre az olsa da anı-günce kitapları yayınlamıştır. Edebiyat çevresiyle yakın ilişkileri nedeniyle, bu grubun şair ve yazarlarıyla anıları hayli dikkat çekici olup, edebiyat tarihi açısından önemli tespitlerdir.

Oktay Akbal’ın bu kitabı, 1970 ile 1983 yılları arasındaki düzensiz günlüklerden oluşmakta. 1970-71-72-73-74, 1943, 1975, 1980-81-82 ve 1983 yıllarının –muhtemelen seçilerek yayınlanan- günlükleri.

 

Bu günlükler sade şekilde yazılmış olup; o gün yapılan işleri, ziyaretleri ele almış, edebiyat tarafı ise geri plana itilmiştir.

 

Beni ilgilendiren tarafı, Akbal’ın iki yaz Ayvalık’a gelmiş ve yaz tatilini burada geçirmiş olmasıdır. Ayvalık’a uğramayan bir yazı insanın olduğunu sanmıyorum, ama buradaki yaşamlarını eserlerine, kitaplarına aktaran kaç yazar, kaç şair var bilemiyoruz. Önümüze geldikçe, biri bizi uyardıkça, çalışmalarımızı bilenler ikaz ettikçe, öğreniyor, paylaşıyoruz.

 

Akbal’ın 19 Temmuz 1981 tarihli günlüğünün başlığı, Kumsalda Malraux’yla… Sarımsaklı’da kalan yazarın devlete ait bir kampta veya küçük bir pansiyonda kaldığını düşünebiliriz. Yazar dinlenirken de çalışmaya devam ediyor; Malraux’nun Antimémories kitabı yazar tarafından “Anti-Anı”lar olarak tasnifleniyor.

 

22 Temmuz 1981 tarihinin gecesinde hava kararınca Karşısı Midilli’yi yazıyor Oktay Akbal. Bir denizin ayırdığı iki toplumun ayrılığını anlamaya-anlamlandırmaya çalışıyor.

 

25 Temmuz 1981 tarihindeyse minibüsle Ören’e geçiyor yazar. Burada Salah Birsel (büyük olasılık onun evinde) ve diğer dostlarıyla buluşuyor…


4 Ağustos 1983 tarihinde de Ayvalık Sarımsaklı’ya gelir. Sıcak, güneşli günler geçip geçip gidiyordur. 26 Ağustos’a kadar Ayvalık’ta kalacağını belirtiyor. Sonra Mumcu’lar geliyor ve güneşi batırmak için Ören’e geçiyorlar…   

 

Taylan Köken – 2025

26 Ekim 2025 Pazar

markopaşa yazılar ve ötekiler...


SABAHATTİN ALİ

MARKOPAŞA YAZILARI VE ÖTEKİLER/YAZILAR/YKY/2019/226 sayfa 

Sabahattin Ali’nin bu eseri Hikmet Altınkaynak tarafından hazırlanmış, ilk kez 1986 yılında Cem Yayınları tarafından neşredilmiştir. YKY’na geçişi ve ilk baskı Ekim 1998’de olmuştur. Benim elimdeki nüsha ise YKY’deki 17. baskıdır. 

Kitabı derleyen Hikmet Altınkaynak’ın tekrar baskılar için yazdığı dört önsözle başlıyor çalışma. Anket Yanıtları/Konuşmalar bölümünde Yücel, Varlık, Yeni Adam, Akşam, Yeni Edebiyat isimli dergilerde oluşturduğu anketler ve cevapları yer almaktadır. 

Yazılar bölümündeyse, Resimli Ay, Varlık, Ulus, Tercüme, Yurt ve Dünya, Yenitürk, Fontamara, Tan, Markopaşa, Merhumpaşa, Malumpaşa, Alibaba ve Zincirli Hürriyet dergilerinde yayınlanan yazılarından oluşmaktadır.

Kitabın son bölümündeyse; Kitap Üstüne Yazılan Yazılardan Seçmeler bölümü yer almaktadır. Bu bölümdeki yazarlar, Alpay Kabacalı, Oktay Akbal, Hasan Pulur ve Etem Ütük’ün özellikle Sabahattin Ali’nin Markopaşa yazıları üzerine düşünceleridir.    

Kitapta, Mehmet Behçet Yazar’ın “Sabahattin Ali’nin hayatı ve eserleri” üzerine sormuş olduğu soruyu Ali şöyle cevaplar:

“1907’de doğdum. Garbi Anadoluluyum, nüfus kaydım Ayvalık’tadır. İlk tahsilimi Çanakkale, İstanbul ve Edremit’te, orta tahsilimi Balıkesir ve İstanbul muallim mekteplerinde yaptım. 1927’de Yozgat’ta bir sene muallimlikten sonra, 1928’de Maarif Vekâleti hesabına Almanya’ya gittim. 1930’da döndüm ve evvela Aydın’da, sonra Konya’da ve Ankara’da Almanca muallimliği yaptım. Şimdi Maarif Vekâleti’nde Neşriyat müdürlüğü kalembaşısıyım ve Ankara Tiyatro mektebinde öğretmenim.” s.47. 

Sabahattin Ali’nin bu kitabındaki Markopaşa yazıları, Türkiye'nin yakın tarihine, siyasetine, basın özgürlüğüne ve toplumsal yapısına ilgi duyan herkesin okuması gereken yazılar olarak değerlendiriyorum. 

Kitabı okurken, kültür, yazı ve edebiyat dünyasında mücadele eden bir yazarın mücadelesini göreceksiniz. Ayrıca yazılanların birçoğunun güncelliğini koruduğunu, "değişmeyen" siyaset ve iktidar davranışlarını görmek hem şaşırtıcı hem de hüzün vericidir. Bu ülke, bu toplum,  bunca yıl yaşadıklarından ne öğrendi?.. 

Sabahattin Ali’nin kullandığı o keskin zekâsını, dili ustaca kullanışını, duru Türkçesini ve boyun eğmez duruşunu, onu sadece iyi bir öykücü ve romancı değil, aynı zamanda unutulmaz bir “mücadele insanı” ve “aydın” yaptığını bu kitapla anlayabiliyorsunuz. 

Taylan Köken

14 Ekim 2025 Salı

bu kalem melûn...

 

ENİS BATUR

BU KALEM MELÛN / DENEME / YKY / 1997 / 118 sayfa

 

Enis Batur’un deneme çalışmaları içinde denemeyip de –şimdilik- taslak olarak kalan kitapları hakkındaki notlar, tasarılar, ön-çalışmalar, nadasa bırakılanlar olmak üzere çoğu bekleyen belki de çoğu başkaları tarafından yazılacak olan başlıklar…

 

66 yazılmamış kitap, 66 seçilmiş bir sayı mı, başka bir muamma…

 

Kitaptan devam edelim:

 

Herkesin hayatında köklü bir tutkunun yeri var mıdır bilmiyorum; herkesin yaşamına tutkusu mu yön verir, bunu da – bütün bildiğim, yaklaşık yirmibeş yıldır hayatıma yazma tutkusunun biçim verdiği.

Yazı’nın başı ucu vardır, yoktur.

Ne olursa olsun, nasıl olursa olsun (riverrun!) başı ucu vardır, olur.  Sf.9

 

*

Bir kitap, bazen başka bir kitabın ölüsü üzerine inşa edilir. Sf.19   

*

Sahne, ses ve ışık düzeniyle sınırlı olacaktı burada: Mutlak karanlıkla oynaşmalar.

 

Yıllar önce bu notu almışım(2012);

Kenan’a not:

Tam da bir savaş sahnesi için düşünülebilecek çok az ışık… tıpkı cephede gibi… karanlığın içinde; konuşmalar, -çoğu zaman- sessizlik, belki yanan sigaraların közlerinin ışığı, o da tenhada, siperin iyice içinde -vurulmamak için… [Bu oyunu 1-1,5 ay çalıştık, kabasını çıkardık, sonra bıraktık ve hiç oynayamadık.]

Başka bir not:

İnsan insanı vurmak için, hayvan da kullanıyor. Abd’li asker güvercini zehirli gaz için, yunus balığını torpilleri bulmak için kullanıyor, mesela… hey gidi insanlık… sf.20

*

Sayfa 28 ve 29’daki “City Lights” ve “Kitap Töreni” başlıkları…

*

Mum, yalnızca plastik bir öğe olarak çekici görünmüyordu bana: Simgesel yanı, varoluşun erime sürecini temsil eden duruşuyla da etkileyici bir işaret sayıyordum onu. “Almanak”a Zaman’ı sorgulama eşiğine neden sonra eklenecekti. Sf.30

 

Mum; tersi de aynı…

*

Katlanma ve Açılma: Mendil metaforu

Nasıl: Bir ana soru/n. Sf.39

*

Notalar artık beyninde uğulduyordu ve hiçbir şey duymuyordu: Mutlak sessizlikten başka.

İnsan, en son yapıtın düşünü görmek, öngörmek isteyebiliyor. Sf.43

*

Deneme: Hezarfen olmak

Bir içekapanışın içyüzü

Bekâret ve Mülkiyet üzerine bir deneme

İkinci düş: Göldeki Ada

Mekân sanrısı için Duygu: Çöl sf.54-56

*

Sayfa 58’deki Moskova 1900-1930 Çatı Taslağı komple başka şehirlere de uygulanabilir. Ayvalık belki, ama zengin birey sıkıntısı olmaz da yazar sıkıntısı had safhadadır. Doğru düzgün bir Ayvalık Tarihi yazılamamasının yegâne sebebinin; kentin tüm maddi birikimine rağmen, sanat üzerine, edebiyat üzerine bir yazar/sanatçı çıkmaması, çıkmamayı bırak kentte bulundur(a)maması/barındır(a)maması denilebilir mi?

*

70’lerin başında okumuş, çok şaşırmıştım: Muzaffer Buyrukçu, taşınırken, koskoca bir romanın elyazmalarını yitirmişti. Sonra, kısa bir metnim, Brezilya’da yazdığım bir gezi metni ‘sırra kadem bastı’, 75’de – olabileceğini, olduğunu gördüm. Sf.60

E.B.’u bilmem, Muzaffer Buyrukçu bile isteye kaybetmiş olabilir mi?

*

Ressam ve yazar, söyleşe gelmişlerdir. Degas değil midir, “ama azizim, şiir duygularla değil sözcüklerle yazılır” uyarısını Mallarmé’den işiten? Sf.72

*

Eninde sonunda hepimiz haritada bir noktada yaşamıyor muyuz? Sf.74

*

Tünel’in içinden Bankalar Caddesi’ne açılan geçmeleri bulup aynı anda iki banka birden soyacaklar. Sf.83

*

Türk şiirinde, şiirde.

Bu gölge, onun gövdesi. Sf.86    

*

Takvimler (Ayvalık üzerine) Kitabı sf.106

 

Taylan Köken

11 Eylül 2025 Perşembe

bir imparatorluk çökerken...

 

CAHİT UÇUK

BİR İMPARATORLUK ÇÖKERKEN / ANI / YKY / 1999 / 504 sayfa

 

Cahit Uçuk’un çok satanlar listesine de giren, ailesinin hikâyesini anlattığı bu kitabın, YKY’de ilk baskısı 1995 yılında basılmış, benim elimdeki nüsha ise 1999 yılına ait 7. baskı.

Cahit Uçuk, 1909 Selanik doğumlu olup, babası ve anne tarafından dedeleri paşa rütbelerine sahip ailelerdir. Osmanlı’nın bu son çeyreğindeki sıkıntılı dönem, Cahit Hanımın çocukluğuna denk gelmektedir ve devletimiz sürekli kaybederken, aile de kaybetmiştir.

Kitap aynı zamanda ailenin kişisel muhacerat tarihidir…

Selanik’te de yine o tuhaf rüzgârlar esmekte. Gerek benim, gerekse kardeşlerimin çiftliklerine Bulgar ve Rum çeteciler baskınlar düzenliyor. s.36

Selanik’te baskı artmaya başladığı yıllarda Cihat Hanım henüz dünyada değildir.

İsyan doluydu. O Selanik’te doğmuştu. Oradaki Hıristiyanlara Hıristiyan oldukları için değil onlar serbest yaşayabildikleri için hep imrenirdi. Beyaz Kule’de deniz kıyısındaki kahvelerde, gazinolarda kadınlar erkeklerle oturup yer içerlerdi. Hatta buz gibi soğuk biralarını da karşılıklı erkeklerle tokuşturarak içerlerdi. s.43

Cahit Hanım, annesinin bu serzenişini Selanik’te yaşayan Müslümanlar ile Gayrimüslimleri kıyaslamak aşısından vermektedir. Yazar, yaşamına etki eden kentleri çok iyi analiz edip, dönemin şartlarına da dikkat ederek ekonomik, sosyal ve toplumsal olarak kitap boyunca açık bir dille aktarmaktadır.

Yazar, Hadiye ile Vehbi bölümünde zengin evlerinde evlilik hazırlıklarının nasıl yapıldığını, adetleri tüm ritüelleriyle aktarmaktadır. Bu bölümün ve kitabın ilerleyen birçok bölümünde rastladığımız başka bir özellik ise farklı sınıfsal zümreler hakkında bilgiler de vermesidir…

İttihat ve Terakki Fırkası adı altında yeni bir fırka kurmaktayız. Eski ideal arkadaşlarımızın birçoğu burada. Günler geçtikçe öyle bir parti olacak, öyle bir güçlenecek ki, başımızdaki kimseye dur diyebilecek, onu hizaya getirecek, kuvvetlenecek… s.94   

Evde sadece kadın ve çocuklardan oluşan, korumasız bir aileydiler artık… Müslüman mezarlığının yerle bir olduğunu görmüşlerdi….. Taşları devrilmiş, ortada kalmış bir sürü ecdat mezarı, ilk önce Bulgar sonra Yunan tekmeleri, baltaları ile sökülüp yok olmuştu…. İçinde yaşadığı şehir bilmediği, yadırgadığı, gerçek olduğuna bir türlü inanmadığı başka Selanik’ti sanki. s.173

Aile Selanik’ten İstanbul’a göç eder. Sonrasında: Konakların çoğunun iç hizmetlerini gören aşçılar, yamaklar, uşaklar, ağalar savılmış, cariyeler azad edilmiş ya da çırak çıkarılarak evlendirilmiştir. s.186 

Aile İstanbul’da birkaç ev değiştirdikten sonra, Cahit okul çağına gelmiş ve yabancı bir mürebbiyenin işlettiği özel bir okula başlamış, ancak ülkenin durumu nedeniyle babası maaşını dahi alamaz olmuş, Selanik’ten getirmiş oldukları maddi imkânlar kısa sürede tükenince okuldan ayrılmaya karar verir. Tam da bu zorluklar yüzünden okulun bırakılmasına karar verildiğinde Fransız mürebbiye de ülkesine kaçınca beyi daha fazla devam edememiş okulu kapatmak zorunda kalmıştı. İşte bu dönemde aile dostları Vehbi beyin amcasının oğlu olan Balıkesir Taridat Müdürü Cemil Bey aileyi rahat geçinebilmeleri için Balıkesir’e davet eder. Ailenin artık yeni günleri Balıkesir’dedir. Aile burada çiftlik yaşamına geri döner, eker, biçer, en azından ürettikleriyle karnını doyurabilmektedir artık. İstanbul işgal altındadır, aile babasının topraklarına yakın bir yerde görevlendirilir ve Hekimhan’a yerleşir. Kurtuluş Savaşı’nı burada geçiren aile Cumhuriyet sonrası Antalya’ya geçer ve yazar anılarına bu son durakta nihayete erdirir.

Cahit Uçuk’un anlamlı anılarının çok naif ve akıcı bir dille kaleme alındığını, dönemin ağır koşullarını başarılı bir şekilde yansıttığını ve çok rahat okunduğunu dikkatinize sunmak isterim.

Ps: Aile Selanik ve elbet Balıkesir’de de Ayvalık zeytinyağı tüketmektedir… Kitapta, Ayvalık’ın adı zeytinyağıyla iki kez yer almaktadır.

Taylan Köken

10 Şubat 2024 Cumartesi

kumrunun saklısından...

 

ESME ARAS

KUMRUNUN SAKLISINDAN/ÖYKÜ/MEDAKİTAP/2017/88 sayfa. 

Tespit: Ayvalık doğumlu yazarlar, kentlerini en iyi tasvir eden yazarlardır... Geçici/misafir ikameti olan yazarların yazıları ise nispeten cılız kalıyor; bence... Tat olarak eksik, duygu olarak arızalı, kurgu olarak -genellikle- tamam olamamış bir edebiyatı görüyoruz… Ben kim/mi oluyorum da böyle kanıya varıyorum: Uzun süredir Ayvalık ile ilgili her şeyi biriktiren, okuyan, tartışan, sonuçta bu kente ciddi mesai harcayan biri olarak bu yorumu yapıyorum…

Tahmin: Esme Aras da son dönemde okuduğum/yoğunlaştığım Ayvalık doğumlu yazarlar arasında kentin tasvirini yapan en iyi yazanlardan biri olduğunu bu eseriyle birlikte kulağıma fısıldayıverdi… Yanlış bilmiyorsam Ankara’da yaşayan Ayvalıklı yazarımız, kente geldikçe, sokaklarına dalıp yaşama karışınca; doğduğu topraklara daha farklı baktığını hissediyoruz yazdıklarından… Ayvalık gibi bir kente özlem duyulur, hasret-i bitmez, birçok kıyı kasabası gibi… Sanırım denizi olmayan -evet bir yerleşim için büyük eksik- bir İç Anadolu -kocaman- köyünde elbette Ege kıyılarına, Akdeniz’e özlem duyar insan ve bu özlemini de nispeten yakın konumdaki Karadeniz kıyılarında dindirmeye çalışır… Beklentilerini karşılayıp karşılamadıklarını sormak lazım bu özlemi duyanlara… Mesela Yahya Kemal Beyatlı için denizin mavisi Marmara mavisidir ve Ankara’nın en güzel yönünün İstanbul’a dönüşü olduğunu söylemiştir; dişlerinin arasından sinirle fısıldayarak… Esme Aras ise tüm özlemini adeta boca etmiş öykülerine, öykü kahramanlarına…

Terakki: Denemenin birinde okumuştum: Bir yapıtı okurken -sayfa sayısı ne olursa olsun- içinde size soru sorduran bir cümle, bir öneri, bir keşif, küçük bir heyecan yoksa o çalışamaya harcadığınız zamana üzülebilirsiniz… Bu yüzden olsa gerek, bir çalışma bana yeni sorular sordurmuyor, başka şeyler düşündürmüyorsa şakşakı hakketmiyordur… Esme Aras’ın öykü kitabı, küçük bir derleme olmasına rağmen sürüsüne bereket yeni soruyu not almamı sağladı, çok şükür… Tespit’te belirtmiştim tüm alakam Ayvalık üzerine olunca, merakım da sorularım da bu kent üzerine oluveriyor…

Esinti öyküsünde: Sülükçü, elindeki şıngır şıngır şişelerle tam zamanında girer sahneye. s.22. Şimdi göremiyoruz artık ancak, alternatif tıp deyince akla ilk gelen şey hacamattır sonra aynı -pis- kanı sülükle-re emdirerek sağaltımdır… Ayvalık’ta sülük ararsam bugün bulabilir miyim? Başka bir soru: Eskiden pazarda sülük satılır mıydı? Sülüklü Çeşme’de sülük var mı hala?..

Aynı öyküde: Narin duruşum, karaya vuruşum aldatmasın. Girit leblebisidir ruhum. Dikkat etmezsen dişini kırar adamın… s.23. Girit leblebisinin sertliği üzerine Prof. Dr. Elif Yılmaz’ın, Demirden Leblebi: Girit – Ayvalık’a Yerleşen Girit Mübadilleri makalesi konusuna en iyi göndermeyi yapan başlık olarak benim gönlümde ilk sırayı alıyor… Esme Aras’ın tanımı da hayli ilginç -hayli güzel tasniflemesine giriyor sanırım… Acaba Turgut da bir şiirinde Girit leblebisinin sertliğini dişlemiş midir? Muhakkak dokunmuştur bu konuya; sormak lazım…

Üzüm Salkımı öyküsü, Mehmetler’e ithaflı: Önce masaya vuruyorsun rakı kadehini, sonra birazını toprağa döküyor, ilk yudumu öyle alıyorsun. Anılarında, karanfilli damat çöreği sıcaklığınca gülümsüyorum sana. s.25 Ayvalık’ta rakı çoğunlukla deniz kenarında içiliyor ama hiç denize ilk yudumunu gönderen birini görmedim. Bu ritüel eskiden mi uygulanıyordu Ayvalık’ta? Karanfilli çörek tarifi var internet uzayında ama damat çöreği tanımı yok… Ayvalık enteresan ev uygulamalarıyla koca bir derya; eskiden damat-lar-a hazırlanıyor muydu bu çörekten acaba?

Küçük Orospu’da: Neymiş, kadını dövmezsen, saçının köküne şeytan yuva yapar-mış! s.40. Hiç duymadığım bu belirlemenin muhakkak ilkel proto-düşünce’si olmalı… Esme Hanımın meydana getirdiği bir tümceyse eğer, onun yazarlığı önünde saygıyla eğilmekten başka ne yapabiliriz gerçekten…

Çamdeli öyküsünde Ayvalık’taki çocukluğuna yolculuğa çıkan Esme Hanım araştırılması gereken Ayvalıkça’ya yeni sorular ekliyor: Babaannem her sabah “Poyraz bugün kalacak” diyor. [….] Meğer havanın kalması, rüzgârın azalması demekmiş. s.57 Ayvalık Görsel Arşivi’nde bu tür tabirler ara sıra karşımıza pattadanak çıkıverir; şaşayazardık… Beni bu konuya da dosya açtıran tabir Cihat Teker’den gelmişti: Deniz bugün tahta gibi… Şaşkınlığımı anlamış ve çarşaf/tahta arasında kalmış deniz -yüzeyi- hareketini izah etmişti, çarçabuk… Ayvalık’ta mesela usta kapı yapmaz; kapıcık yapar… Yazar, Kurbağaları Ürkütmek öyküsünde de tahta kapıları kapatmıyor; filliyor s.82Bu tabir de Anadolu’da rastladığımız bir tabir ama bir muhacir ve mübadil kenti olan Ayvalık’ta da kullanılmış mıydı?

Ne çok cevaplanması gereken soru var… Biliyorum; çünkü hep öyle oluyor; bu yeni sorulara cevap ararken muhakkak onlarcası daha ardıma düşecek, uykularımı huzursuz edecek…

 Bu kadar mı? Değil elbet; kitaptan bazı bölümler de bana kalsın… Başka yazarlardan yapılan alıntılar, yazarın kendi eksenini terk ederek; terki göze alarak oluşturduğu harika tespit cümleler de mevcut çalışmada… Merak kitap aldırır; merak iyidir bu anlamda…       

Tekâmül: Esme Aras -bence- bu kitabıyla rütbesini; yazar’lıktan yazariçe’liğe yükseltmiş… 

Tin: Ayvalık’ta bizim balkonumuza da konan kumrularımız var; güvercinlere tercih ettiğimiz… Sık sık değişseler de ne bizdeki isimleri ne de bir dişi ve bir erkekten fazlası olmuyor bizim balkonda… Patates-Soğan adındaki kumrularımız her yıl çiftleşiyor, çoğalıyor, sonra mevsimi geliyor ve bir bakıyoruz ki sadece bir çift kalmış yine bizim balkona konan… Farklı huyları olmasa, onları hep Patates ve Soğan diye bileceğiz. Bizim balkonun kumruları tıpkı hayatın ta kendisi; doğadaki sürekli devamlılığın ve rutin bir tekrarın ruhu adeta…      

Taylan Köken-2024


9 Ocak 2021 Cumartesi

ayvalık...

 

SERAP TAŞDEMİR

AYVALIK / ARAŞTIRMA / A-KİTAP / 2020 / 215 sayfa

Prof. Dr. Serap Taşdemir hocamızı Ayvalık’a yapmış olduğu bir ziyarette tanımıştım. Rahmetli Cihat Teker ile daha önce tanışıklığı olması sebebiyle bir araya geldik ve her bir araya geldiğimizde de ortak konumuz her zaman Ayvalık olmuştur. Serap Hocamız gerçek bir Ayvalık sevdalısıdır. Yazlarında, çok kısa zamanlarda veya seminerlerde ziyaret ettiği Ayvalık’ı araştırmaktan, yazmaktan ve tanıtmaktan vazgeçmedi.

Bu yüzden Serap Hocamızın yeni kitabı yine Ayvalık üzerine oldu. Bugüne kadar değişik dergilerde yayınlamış olduğu değerli makalelerle, Ayvalık'ın 1923-1950 yılları arasında tek parti dönemini, resmi kurumlar, dernekler, uygulamalar ve önemli olayları bizlere aktarmıştı. Bu çalışmalara internet ortamında PDF dosyası olarak rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Bu araştırmaların toplamının yer aldığı bir kitabı hocamızdan beklerken o bize bir sürpriz yapıp Osmanlı Dönemi Ayvalık'ı hakkında güzel bir çalışma çıkarmış oldu. Temmuz Ayının sonunda piyasa sürülen kitabını dört ana başlıkta toplamıştır:

1.Mora İsyanına Kadar Ayvalık

2.Mora İsyanı Sonrası Ayvalık

3.Rum Hayalleri İçin Sonun Başlangıcı veya Türklerin Milli Uyanışı

4.Milli Mücadele veya Türk Süngüsünün İmzaladığı Barışa Doğru.

Kitabı edinir edinmez okudum. Benim gibi tarih ve Ayvalık meraklıları için gayet akıcı bir dille yazılmış kitap. Akademik olarak da Ayvalık Tarihi hakkında şimdiye kadar yazılan diğer kitaplardan farklı bir yöntem izlenilmiş ve neredeyse tüm konular detaylı kaynakçalar üzerinden aktarılmış. Bu bakımdan kitabın kurgusunu ve özellikle siyasi ve iktisadi analizlerini çok başarılı bulduğumu belirtmeliyim.

Prof. Dr. Serap Taşdemir'in Kutsal Ağacın Bekçilerinden AYVALIK kitabının Ayvalık’a hayırlı olması dileğiyle...

Taylan Köken

9 Kasım 2020 Pazartesi

milli mücadele yıllarında balıkesir cepheleri...

ZEKERİYA ÖZDEMİR     

MİLLİ MÜCADELE YILLARINDA BALIKESİR CEPHELERİ / ARAŞTIRMA / BALIKESİR BEL. YAY  / 2001 / 384 sayfa

Zekeriye Özdemir hocamız belediyelerle işbirliği yaparak, Balıkesir ve ilçeleri üzerine tarihi belgelerin ve bilgilerin toparlandığı çok güzel çalışmalar ortaya koymaktadır. Anlamlı çalışmalarına bir örnek de Kurtuluş Savaşı esnasında Balıkesir’de kurulan cepheleri araştırdığı bu kitaptır. Elimizdeki kitabın haricinde aynı döneme ilişkin başka kitaplar da yayınlamıştır. Özellikle Balıkesir’in Milli Mücadele kahramanları üzerine yayını da en az bu yapıt kadar değerli bulmaktayım.

Dönemin şartlarında işgalin en baskın olduğu dönemde binbir zorlukla basılan Karesi, Ses ve İzmir’e Doğru gazeteleri ve Balıkesir’de İzmir işgalinin ardından kurulan kongrelerde alınan kararların işlendiği Heyet-i Merkeziye Karar Defteri en önemli kaynakçalardır. Müellifin yararlandığı birçok savaş anısı, sözlü ve yazılı belgeler ve Harp Tarihi Vesikaları Dergisinin sayıları diğer kaynaklardır.

Zekeriye Özdemir hocamız aslında bu çalışmasını Yüksek Lisans Tezi olarak hazırlamıştır. Kitabın önsözünde bu tez için iki yıl yoğun emekle uğraştıktan sonra sağlığının dahi bozulduğunu belirtmektedir.

Bu kitap, Türk Ulusunun yazmış olduğu bir destanı dile getirmesi, hiçbir şeyin asla kolayca elde edilmediğini göstermesi açısından çok önemlidir. Cephede canıyla, kanıyla mücadele edenler, cephe gerisinde mücadeleye destek verenler kuşkusuz hepsi vatanımıza hizmet etmişlerdir. Bu vatan varlığını onlara borçludur. Ancak dedeleri bu mücadelenin içinde olanlar, bugün ahfadıyla gurur duyanlar asla unutmalılar ki; asıl kahramanlar bu mücadele esnasında şehit düşünler yani bedeli canıyla ödeyenlerdir… Gerçek kahramanlar onlardır…  

Taylan Köken

4 Ekim 2020 Pazar

midilli'nin işgal günlüğü - 1912

İDRİS BOSTAN      

MİDİLLİ’NİN İŞGAL GÜNLÜĞÜ -1912- /ARAŞTIRMA/KÜRE/2010/126 sayfa

 Prof. Dr. İdris Bostan hocanın, yazmış olduğu kitaplar neredeyse alanının tek tarih ve araştırma kitaplarıdır. Osmanlı Denizciliği, deniz savaşları ve adalar tarihleri üzerine çok değerli çalışmalar kaleme almıştır.

Midilli Adası 1462 yılında İstanbul’un fethinden sonra çok kısa bir çarpışmayla ele geçirilmiş ve uzun yıllar Osmanlı hâkimiyetinde kalmış, adeta Çanakkale girişinden önce Ege Denizini kollayan bir liman/kale görevini görmüştür.

1912 yılına gelindiğinde ise sürekli toprak kaybeden ve etrafındaki tüm ülkelerle uzun yıllardır savaş halinde olan, yetmezmiş gibi Batı’nın diğer büyükbaşlarıyla çarpışan bir ülke konumundadır. Osmanlı dünyanın en önemli kilit noktalarından biri olan, Anadolu’nun üzerinde oturmuş, etrafında bulunan her toprak parçasına kendi emniyeti için bir önem ve anlam yükleyerek, dönemin en büyük güç sisteminin gerektirdiği şekilde yaklaşmıştır. Ancak zaman için çıkarların niteliği değiştiğinde, güç odakları ve kontroller başkalarının eline geçtiğinde, dünyanın en büyük emperyali dahi olsanız işler sizin için hızla değişmeye başlar. İşte Midilli’nin elimizden çıkışı kısaca böyle özetlenebilir.

Midilli Adası elimizden çıkarken, toplumun en çok zarar kısmı reaya olacaktır. Devletin çoğu zaman büyük çıkarlarından haberi dahi olmayan, günlük yaşam telaşı içinde çoğu kez karın tokluğuna çalışan bu kesimin evleri yakılıp yıkılacak, diğer bir vatandaş gurubumuz olan Gayrimüslim Rum tebaa tarafından kıyıma uğrayacaktır. Kitapta işgalin uluslararası antlaşmalara ve verilen sözlere rağmen nasıl gerçekleştiği okunabilir.

Midilli Adasının Anadolu’daki kolu bacağı olan Ayvalık ile olan bağlantısı ve işgal için yapmış oldukları işbirliği ayrıca farklı okumaları gerekten tarafıdır.        

Taylan Köken

2 Ekim 2020 Cuma

demirci akıncıları...

İBRAHİM ETHEM AKINCI

DEMİRCİ AKINCILARI / ANILAR / T.T.K./ 1978 / 470 sayfa

Kurtuluş Savaşı mücadelesinde yapmış olduklarıyla kahramanlaşan birçok önemli şahsiyet vardır. Bu kahramanlar aynı zamanda yeni kurulan bir ülkenin kurucu kadrolarında da yer almışlardır. İbrahim Ethem Bey bu kişilerin başında gelmektedir. Eski valilerimizden olan İbrahim Ethem Akıncı Kurtuluş Savaşı’nda yaşadıklarını düzenli olarak not etmiş, yapmış olduğu resmi yazışmaları bir kenarda toplamış ve bunları sonradan oğluna teslim etmiş. İbrahim Beyin oğlu avukat Burhan Cahit Akıncı’da bu belgeleri Türk Tarih Kurumu’na emanet etmiştir.

Anadolu işgali başladığında Manisa’nın Demirci ilçesi kaymakamı olan İbrahim Ethem Bey bölgeden toplamış olduğu bir akıncı müfrezesiyle Yunan işgalcileriyle gerilla savaşı yapmıştır. Kitap bu çarpışmaları günü gününe aktarırken, verilen mücadelenin önemini göstermesi açısından eşsiz bir arşiv niteliğindedir.

Anıları gören Mareşal Fevzi Çakmak bu anıların düzenli bir özetinin çıkarılmasını ve yayınlanmasını rica etmiştir. Anıların ilk sürümü, Genelkurmay Başkanlığı Yayınları tarafından 208 sayfa olarak 1936 yılında basılır. Bu ilk sürümden yararlanarak daha da kısaltılan anılar 1970 yılında 128 sayfa olarak Yeni İstanbul Yayınları tarafından tekrar basılmıştır.

Bu tür günü gününe yazılan anı çok az olduğu için Türk Tarih Kurumu anıların tümünü basmaya karar verir. 1978 yılında yayınlanan kitabın içindeki birçok dizgi hatası kitabın sonuna ilave edilen doğru-yanlış cetveliyle düzeltilmeye çalışılmıştır.

İşgal sonrası Ayvalık’a giren ilk birliklerden birinin başında olan İbrahim Ethem Bey işgalin sona ermesiyle birlikte çok kısa bir dönem Ayvalık’a kaymakam olarak görevlendirilmiştir. Bu bakımdan kitap ayrıca dikkatimizi çekmiş ve İbrahim Ethem Beyin anılarında yer alan bölgemizle ilgili konuları “İbrahim Ethem ve Ayvalık” isimli çalışmamızdan takip edebilirsiniz.      

Taylan Köken

25 Eylül 2020 Cuma

sorulmadan...


FEYZA HEPÇİLİNGİRLER

SORULMADAN / DENEME  / REMZİ / 2000 / 333 sayfa

Feyza Hepçilingirler hocam ile tanışmanın ona yakından tanımanın mutluluğunu 2019 yılında elde ettim. Ayvalık İlçe Halk Kütüphanesi öncülüğünde oluşturulan bir komite ile öncelikle Ayvalık’ın değerli insanı rahmetli Ahmet Yorulmaz’ın 5. ölüm yıldönümü sebebiyle üç günlük paneller, sergiler ve evi ile dükkanına asılan plaketler ve diğer etkinliklerle anılmış oldu. Yapılan çalışma amatörce bir çaba olarak başlayıp, neredeyse eksiksiz profesyonele yakın bir işe dönüşmüştü. İşin sonunda elde edilen tatmini düşündüğümüz taktirde son dakikada yetişen, aksaklıklara sebep olan  küçük eksikler, bir şekilde tamamlandı ve her şey yoluna koyuldu.

Bu işin kotarılmasıyla birlikte daha önce konuştuğumuz gibi değerli hocamız Feyza Hepçilingiler’e sıra gelmişti. Bu kez daha erken hareket ederek, çok önceden çalışmalar başladı. En azından sergi, kitapçık, plaket gibi önemli konular önceden hazırlık yapılarak toparlandı. Maddi konulardaki aksaklıklar ise sponsorların yardımlarıyla çözümlendi ve hocamıza yakışır biçimde, kah gülerek çoğu kez duygu dolu anlarla hüzünlenerek, güzel bir anma gerçekleştirdik. Hocamızın enerjisine, samimiyetine, hoşgörüsüne ve desteğine bir kez daha hayran olduk…

Bu çalışmalarda bence en zor görev bana verilmişti... Ayvalık bibliyografyasını hazırlayan sevgili Hayri Kaan Köksal’ın ham çalışması temel alındı ve bu çatının üzerine kitapçığın ilerlediğini belirtmeliyim. Bu anma kitapçığı geliştirilecek, basıma hazır hale getirilecek ve hem program hem kronoloji hem de bibliyografya beraber olacaktı. Feyza hocamız elinde bulunan derlenmiş dosyaları bana verdi. Onları tarattım, tarih sırasına göre yerleştirdim. Sonra gazetelerde, dergilerde olan yazılarına ulaşmaya çalıştım. Hakkında yazılanları, gazete röportajlarını, kendisinin verdiği diğer demeçleri toplayarak, ayıklayarak bir dizin oluşturduk. O kitapçığı hazırlarken en büyük sıkıntı Türkçe dil kurallarına çok önem veren ve bu konuda ülkemizde anılan en önemli hocalardan, yazarlardan biri olan Feyza Hepçilingirler’in kitapçığını yazmak bana kısmet olmuştu… Kitapçığı kaç kez okuduğumu, ne kadar çok düzeltme yaptığımı hatırlamıyorum… İncelemesi için Feyza hocama da gönderdiğim çalışmayı beğenmiş, bu kadar detaylı bir çalışma beklemediğini belirtmişti. Sanırım yapmış olduğumuz, bizim göremediğimiz yanlışlarımızı, değerli hoşgörüsüyle görmemeyi tercih etmişti…

Sorulmadan kitabına gelirsek: Bu kitabın yazıları dergilerde çıkan, çoğu kısa denemeler tadında ve dönemin siyasi coğrafyasının eleştirisini yapan yazılardır. Bu yazıların çoğu hazırlamış olduğum kitapçıkta yer almıyor elbet. Bu yazılar da o kitapçığa ilave edilecek elbet. Kişiler üzerinden giden eleştiriler. Çoğu unutulmuş olaylar, kavgalar ve sorunlar üzerine yapılan değerlendirmeler. Sorulmadan kitabında, Feyza Hanım yazılarını 12 başlık altında toplayıp, kitap sonuna bir dizin ilave etmiş.

Kitabın beni ilgilendiren diğer önemli tarafıysa, Feyza Hocanın Ayvalık’ın adını andığı birkaç yazısı. Hocamız Ayvalık’ı çok seviyor, yarı Ayvalıklı yarı İzmirli olduğunu belirtip bu iki önemli kenti yazmadığı kitabı yok adeta… Ayvalık’ı hem seviyor hem de eleştiriyor. Ancak eleştirisini bile Ayvalık’ı kırmadan, yıpratmadan yapıyor olması, onun engin hoşgörüsünden kaynaklanıyor.  

Feyza Hepçilingirler Hocam yazmaya üretmeye devam ediyor. Kitap evleri onun yapıtlarını yayınlıyor. Edebiyat günleri düzenleyen kentler, seminerler yapan okullar onu panelist olarak çağırıyor, ülkemizde dağıtılan edebiyat ödülleri için jürilerde yer alıyor… Bir yılını dolu dolu yaşamaya ve üretmeye, çalışmaya devam ediyor Feyza Hocamız. Onu nice sağlıklı ve mutlu seneler diliyorum.

Taylan Köken

3 Eylül 2020 Perşembe

son duraktan bir önce...

CEVAT ÇAPAN      

SON DURAKTAN BİR ÖNCE / ŞİİR / YKY / 2017 / 62 sayfa

1933 doğumlu üstadın bu kitabına 2019 yılında Ayvalık’ta düzenlenen şiir günleri kapsamında ulaşabildim. Sevgili Turgut Baygın’ın organizasyonunda yapılan şiir günleri uzun soluklu bir proje olmasına rağmen sık sık kesildi, eksik yapıldı, devam edemedi. Şimdi belediyenin ekonomik sıkıntıları üzerine bir de virüslü günler başlayınca bu sene de yapılacağı kesin değil…

Son toplantıya katılan değerli katılımcı ve şairlerin yanı sıra baş konuklardan biri de Cevat Çapan’dır. Şiirler okundu, sohbet yapıldı ve sonra şairler kitaplarını (muhtemelen belediye desteğiyle katılımcılara, izleyicilere hediye edildi) imzaladı. Cevat Hocaya yanaşıp, Ahmet Yorulmaz günlerinde kulaklarını çınlattığımızı söyledim: Ahmet Yorulmaz ve Cevat Çapan çağrılı oldukları bir Girit etkinliğinde bir araya gelmiştir. Değerli büyüğüm Ersin Taş ev eşi Servet Taş ile birlikte Girit’e beraber giderler. Orada edebiyatçı kimliğiyle yer alan rahmetli Ahmet Yorulmaz yapmış olduğu konuşmalarda isteğe göre Yunanca ve Giritçe’ye geçmesi salonda yoğun olarak alkışlanmasına sebep olur. Bu toplantılardan sonra veya Girit’i dolaşırken bol miktarda fotoğraf çekilecek, Cevat hoca birçoğunda yer alacaktır. Bu fotoğrafların hepsinde, yüzlerinde görülen ifadenin hep mutluluk olduğu kesindir.

Bu anıları kısaca konuştuktan sonra iki ödül alan son kitabını imzaladı. Uzun yıllar önce yapmış olduğu bir çeviri kitabını da Tüyap Kitap Fuarında imzalamıştı yine…

Cevat Çapan’ın gayet hafif(!) ve sade şiirleri zevkle okunuyor. Bunu sık söylerim; böyle yazmak için çok uzun yılların geçmesi gerekiyor. Artık ömrünün son dönemine geldiğini düşünen Cevat hoca kitabının adını Son duraktan Bir Önce olarak koymuş. Oysa bunu düşündüren hiçbir emare olmadığı gibi kendisini gayet dinç ve sağlıklı gördüm… Başımızdan eksik olmasın… Şiirleri de bu başlığa uygun olarak anıları sorgulayan, çoğu zaman kendi nostaljisini yaratan bir tatta devam ediyor… Uzaktan Yakına, Kıyılarda Mevsimler ve Ezberimde Rüzgârlar simli üç bölümden oluşan kitaplardaki şiirlerdi, özlem var, nostalji var, deniz var, eski gayrimüslim komşular var, bazı ufak tefek adetler var, Cevat hocanın çocukluğu, gençliği var…

Kitap 2017 yılında yayınlanmış, 2017 Erdal Öz Edebiyat ve 2017 Sedat Simavi Edebiyat ödüllerini kazanmış…

Taylan Köken 

2 Ağustos 2020 Pazar

zeytin kitabı...


MAHMUT ve ZERRİN İREN BOYNUDELİK   
ZEYTİN KİTABI/ARAŞTIRMA/OĞLAK/2008/176 sayfa
 
Zerrin İren Boynudelik, felsefe, arkeoloji ve sanat tarihi bölümlerinde okudu. Yayıncılık yaptı, kütüphanede çalıştı, YTÜ Sanat ve Tasarım Fakültesinde öğretim üyesi oldu. Adatepe Zeytin Müzesi’nin kurucusu oldu, Adatepe’de Taşmektep Seminerleri verdi.
Mahmut Boynudelik, siyasal bilgiler uluslararası ilişkilerden mezun oldu. Öğrenciyken başladığı turist rehberliğini devam ettirmekte, bir merakla başladığı zeytin ve zeytinyağı üreticiliğine devam ediyor. Adatepe Zeytin Müzesine zenginleştirme çabaları devam ediyor.
1982 yılından beri beraber yaşayan bu çift yılın belli dönemini Adatepe’de geçirirlerken, “Sanat Tarihinde Zeytin İmgesi” üzerine kitap çalışmalarına devam ediyorlar.
Tüm bu kısımları kitabın başından aktarıyorum sizlere. Çünkü kitap hakkında söyleyebileceğim tek bir şey var. Muhteşem bir kitap. Vermiş olduğu bilgilerle, görsel malzemedeki uyum ve kullanım şekliyle harika bir çalışma. Kitap sanki cep kitabı gibi bakıyor size ama içi gerçekten sizi tatmin edecek bilgilerle dolu. Gerçekten tebrik ederim. Kitabın alt başlığı “Zeytinden Zeytinyağına”, tasarımcı, Sahir Erdinç’i de başarılı çalışması için tebrik etmeliyiz.   
İlk sayfalarında belirttikleri gibi belki zeytin üzerine toplamaya devam ediyorlardır. Belki bu sefer daha kapsamlı, daha zenginleştirilmiş ve baskı kalitesi bir tık arttırılarak, kuşe ve şömezli iri kıyım bir çalışmayla karşımızda olurlar. Diye yazmışım ve 2011 yılında yayınladıkları, Zeytinin Renkleri kitabını gördüm.
Mahmut Boynudelik’in Adatepe Öyküleri ve Ekolojik Anayasa isimli iki kitabı daha bulunmakta. Zerrin İren Boynudelik hocamızın da sanat tarihi üzerine seri kitapları mevcut.
 
Taylan Köken

12 Temmuz 2020 Pazar

merhaba umuda selam...


ÇİĞDEM ÇİMEN    
MERHABA UMUDA SELAM / DENEME / GMK / 2020 / 64 sayfa
 
Kazdağı Çiğdemi mahlası. Evet, mahlası adından. Çiğdem Balıkesirli. Akçay tarafında yazlıkları var. Ve o çat orada çat burada derken en sonunda işini de bıraktı. Balıkesir24 isimli bir internet gazetesinde yazıları çıkıyor. İşte o yazılarıyla beraber, başka yerlerde çıkan yazılarını da toplayıp, sonunda biraz da kendi gayretiyle bir kitap bastırdı. Yayınevi tarafından biraz özensiz basıldı bu kitap. Ancak GMK yayıncılık basılan kitabın üçte birini sorgusuz sualsiz kütüphanelere dağıtıyor. Bu da özensiz dahi olsa yapılan işi önemli bir çalışma haline getiriyor. Yazıların çoğu gezi yazıları ve özellikle bölgemizin değerlerini aktarıyor. Ayvalık da elbet sevgili Çiğdem'in değerlerinden. Zaten Çiğdem’i Şeytan’ın Kahvesinde yapılan, Sabahattin Ali belgeseli gösteriminde tanımıştım. Sonra sosyal medya aracılığıyla takip ettik birbirimizi.

Kitabı basılır basılmaz Suat Kaçak ağabeyime bir tane hediye getirdi. İki hafta sonra, aynı mekânda imza günü ve kitap satışı düzenledi. Sonra Ayev’e gittik ve olabilecek yol haritası konusunda uzun bir sohbet ettik. Çiğdem kolay diyalog kuran bir arkadaşımız. Mekanlardan ziyade insanları anlattığı bölümleri daha etkili kotardığına inanıyorum. Bu yüzden sağ veya yaşayan kişilere yönelmesini tavsiye ettim, kendimce. Tabi son karar merci o olacaktır. Farklı tarzları denemesi, yazarlığında yeni ufuklar açacaktır. Bence başarılı olacaktır. İstiyor çünkü…
 
Taylan Köken

14 Mayıs 2020 Perşembe

tımarhane adası...

MEHMET CORAL  
TIMARHANE ADASI / ROMAN / DOĞAN / 2006 / 115 sayfa

Ayvalık’ta başlayan, Efes’de sonlanan bir hikaye. Hikaye, yani aşk hikayesi Ayvalık’ta başlıyor. Kurtuluş Savaşı öncesi birbirine aşık olan Rum Kızı ile Türk gencinin hikayesi. Eskiden akademi olan Ayvalık Gymnasium’unda okusun diye, Küçükköy’de yaşayan Ali Efendinin oğlunu okula alırlar. Babasının okumamış olması oğlu Ahmet’in üzerine yük olur. Bu yükü kaldırması için Peder Fokas ona çok yardımcı olacaktır.

Sanki bu kitapta olmayacak ne varsa bir araya gelmiş: Ayvalık’ın Osmanlı dönemindeki önemli şahsiyeti olan Oikonomos’nun torunu Manikis’nin güzeller güzeli kızı Eleni gönlünü çalışkan Ahmet’a kaptırır. İşgal öncesi bir gece beraber olurlar ve bu ilişkiden bir çocuk doğar. Sonradan arkeolog olacak olan bu çocuk hikayenin ikinci kısmının ana karakterdir. Daha yazarsam kitabı okumanıza sebep kalmayacak.

Ayvalık’taki Rum Ortodoks inancından, Anadolu'nun inanç sitemine geçişler yapan ve toplumun milliyetlere ayrıldığı dönemlerde birbirine nasıl baktığını, hangi gözle gördüklerine göndermeler yapan, açık fikirli bir yazarın hoş bir kitabı. Ayvalık ve tarihine meraklı olanlar için, o döneme göndermeler yapan bu kitabı tavsiye ederim.

Taylan Köken

8 Şubat 2017 Çarşamba

ayvalık karayolları lojmanı 1955...

1955 Karayolları Lojmanı...
Ayvalık Karayolları Lojmanı. Fotoğrafta ayakta duran bey Amerikalıların İzmir bölgesinde görevlendirdiği Mr. Mcintosh'dur. Yanında oturan bayan Suna Sarıhan'dır, yukarıda oturan bayan ise Mrs. Mcintosh'tur... Mcintosh'ların büyük bir Amerikan arabaları vardır. Ona binip sık sık Akçay'a pikniğe giderlermiş. Bu fotoğrafı paylaşan Sarıhan ailesinin küçüklerine kavanozlarla fıstık ezmesi getirirlermiş. Suna Sarıhan yıllarca bu kavanozlarda reçeller ve turşular yapmıştır... 


Kantarcılara ait olan Sefa Mahallesindeki bu evin üst katı Karayolları Şubesi alt katı ise lojman olarak kullanılıyordu... Üst katın kirası 80 TL, alt kat kirasıysa 20 TL idi... Demokrat Parti iktidardaydı ve demiryolları yerine karayollarının inşaatına önem veriliyordu. Amerikalılar karayollarının tamamlanması için yol makineleri hibe ediyorlardı... 

taylan köken

6 Şubat 2017 Pazartesi

29 ekim 1959 cumhuriyet balosu...

Ayvalık Cumhuriyet Balosu
Ayvalık Şehir Kulübünde Cumhuriyet Balosu düzenlenmiş. 
Akgül (Sarıhan) Kamalıoğlu “Green Fields” şarkısını seslendiriyor. 
Orkestra İzmir’den gelmiş…

taylan köken

28 Ocak 2017 Cumartesi

turgay şeren ayvalıkgücü açılışında 1973...

Ayvalık 1973 Turgay Şeren Ayvalıkgücü Açılışında…
AÇIKLAMA: Sol üst: 1-) Ahmet GÖKAŞAN (Vefat etmiştir) 2-) Kurt Mustafa 3-) Arif TÜFEKÇİ 4-) Selahattin İşkol 5-) Turgay ŞEREN 6-) Celal ŞEREN (Turgay Şeren'in oğlu) 7-) (Zoraki) İbrahim BÜLBÜL 8-) Halil SÖZER 9-) Maviş 10-) Gongo Ali (Vefat etmiştir) 11-) Ali SAKIZOĞLU 12-) Kadri KARAYILDIZ 13-) Mehmet CAVLI 14-) Affan BIÇAKÇIOĞLU 15-) Marangoz Vedat 
Sol alt: 1-) Dobiç İbo 2-) Taner YÜCE 3-) Rafet 4-) Doğan ERHANOĞLU 5-) Mustafa YILMAZ 6-)Yanık Ünsal 7-) Kral İsmet 8-) (Arap) Hasan BİRLİT 9-) Armağan (Vefat etmiştir) 10-) (Arap) Raci UŞARGİL 11-) Jilet Serdar 12-) (Papiro) İbrahim AKYIL

taylan köken

25 Ocak 2017 Çarşamba

şükrüye özsu ve sınıfı 1950...

Ayvalık 1950 Öğretmen Şükrüye Özsu ve Sınıfı

Sakarya Okulu öğretmenlerinden Şükrüye ÖZSU Hanım ve öğrencileri. 
Arkada okul müdürü Fahri Bey var.

taylan köken

17 Ocak 2017 Salı

şükrüye özsu ve iki öğrenci 1950...

Ayvalık 1950 Öğretmen Şükrüye Özsu…

Sakarya Okulu öğretmenlerinden Şükrüye ÖZSU Hanım iki öğrencisiyle beraber. 
Soldaki öğrenci Metin GORAL, sağdaki öğrenci Cafer ÖZGÜ...

taylan köken