anlatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anlatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Aralık 2025 Salı

camera lucida...


 ROLAND BARTHES

CAMERA LUCIDA / DENEME / ALTI45 / 1996 / 112 sayfa

 

Altı45’in; kitabın arka kapağına iliştirdiği nota göre; Fotoğraf edebiyatının iki başyapıtından biri sayılıyormuş Camera Lucida[1]. Devam eden iddiaya göre; Barthes’ın en bireysel ve kurgusal yapıtıymış aynı zamanda.

 

Barthes, yaklaşmakta olan ölümünü sezinlemiş olmalı ki fotoğraf ve ölüm üzerinden konuya yaklaşıyor. Yazar kitabı tamamladıktan sonra da kısa süre içinde uzak yol yürüyüşüne başlıyor…

 

İlk baskısı 1992 yılında yapılan kitabın Türkçe çevirisi Reha Akçakaya tarafından kotarılmış. Camera Lucida’nın alt başlığı: Fotoğraf Üzerine Düşünceler

 

Kitaptan kısa birkaç alıntı yapalım:

 

Fotoğraf’ın sınıflandırılamaz bir şey olduğu ileri sürülebilirdi. s.17

*

Fotoğraf’ın sonsuza dek kopyaladığı şey aslında yalnız bir kez olmuştur. Var oluş açısından asla yinelenemeyecek olanı, mekanik olarak yineler Fotoğraf. s.18

*

Fotoğraf, her iki yaprağını da bozmadan birbirinden ayıramayacağınız katmanlı nesneler sınıfına girer: pencere ve görünüm, ya da iyi ve kötü, tutku ve nesnesi… [negatif-pozitif] s.19

*

Fotoğraf’ın üç değişik uygulamanın (ya da üç değişik duygunun, niyetin) nesnesi olduğunu gözlemlemiştim: yapmak, maruz kalmak ve bakmak. s.21

*

Fotoğrafçı, Fotoğraf’ın ölüm haline gelmesini engellemek için elinden geleni yapmalıymış gibidir. s.24

*

Yeni çözümlememin kılavuzu olarak bazı fotoğrafların bende yarattığı çekiciliği esas almaya karar verdim. s.28

*

Fotoğraf her zaman Resim hayaletinden işkence görmüştür, hâlâ da görmektedir… s.36

*

Fotoğraf sanata Resim’le değil, Tiyatro’yla dokunur. s.38

*

…mutlak olarak saf olduğu sürece maske anlamdır… s.41

*

Bence görünüm fotoğrafları (kent ya da kır) gezilebilir değil, yaşanabilir olmalıdır. s.45

*

Freud ise, anne bedeni için “kişinin daha önce bulunduğundan emin olabileceği tek yerdir” diyor. s.45

*

“Görüntü için gerekli koşul, görmedir” demiş Janouch Kafka’ya; Kafka’da gülümseyerek yanıtlamış: “Biz nesneleri aklımızdan çıkarmak için fotoğraflarız. Öykülerim gözlerimi kapamamın bir yoludur...” Fotoğraf sessiz olmalıdır (yaygaracı fotoğraflar vardır, onları sevmem): bu bir ölçülülük sorunu değil, bir müzik sorunudur. s.57

 

Not:

toplum; ile barışık yaşamak

mitlere inanmak demek

 

bir fotoğrafın sunmuş olduğu manzarayı bulup, gezmek/görmek istediğinizde her zaman hayal kırıklığına uğrarsınız. fotoğraflarda çoğu kez hayali bir illüstrasyon sizi içine çeker. bakanın, yerinde bakmaya gidene dek alacağı yol esnasında, hem bellekteki görüntü hem de sanatçının basmış olduğu fotoğraftaki görüntü çoktan değişmiş olacaktır. asla asla umduğunuzu bulamayacağınız için, kendi manzaranızı kendi enfes görselinizi kovalamalısınız…    

 

Taylan Köken – 2025


[1] Diğer başyapıtın hangisi olduğu yazıda belirtilmediği için hiçbir fikrim yok. Ancak içimden bir ses o kitabın: Walter Benjamin’in “Fotoğraf Yazıları” kitabı olabileceğini söylüyor…

28 Ekim 2025 Salı

basit bir es...

 


ENİS BATUR

BASİT BİR ES / ANLATI / KIRMIZIKEDİ / 2015 / 80 sayfa

Bir kış günü, sabah, yabancı bir ülkede trene bindiniz. Gidip bir koltuğa oturdunuz. Karşınızdaki koltuğa gelip başka biri oturdu. Sonra çantasından çıkarıp eski bir kitabınızı açıp okumaya başladı…

Bu sahne başka bir yazar tarafından senin için yazılmıştı. s.7.

 

Kitap ve kısa yolculuk, bu satırlarla başlıyor.

Yazar-Yolcu

Yazar-Okur

Yazar-Yol(culuk)

Yazar-Yazar

Yazar-Zaman

Yazar-Yazmak

Gibi başlıksız bölümlerle kitap kayıp gidiyor, bir de bakıyorsunuz, kısa yolculuk bitmiş ve siz Enis Batur’un bir ara-kitabı’nı daha tamamlamış oluyorsunuz.

Kitabın son sayfasında, kitap başlığının sonuna eklenen “*” işaretinin açıklaması yer alıyor:

Başlık, Schönberg’in, Webern üzerine bir cümlesinden yontulmuştur. s.77.  

Taylan Köken

5 Eylül 2025 Cuma

hotel glasgow...


ŞAVKAR ALTINEL

HOTEL GLASGOW / ANLATI / YKY / 2014 / 105 sayfa

 

Şavkar Altınel, “inanılmaz sıcak bir Paris öğleden sonrasında” Enis Batur’la buluşmuş ve bu kitap projesini kendisiyle paylaşmıştır. Bundan ötürü kitap “Enis için”le başlamaktadır.

Kitabı okumaya başladıktan sonra Şavkar bey Paris’e gelince kentte bulunan Glasgow Hotel’i keşfeder. Kitabı bir kenara bırakıp böyle bir otel var mı diye internete girdim hemen. Hotel Glasgow, gerçekten vardı ve 3. rue de la Félicité 75017 Paris adresinde üç yıldız ile faaliyet gösteriyordu. Yanlış anlaşılma olmasın, yazara güvenmediğimden değil; Paris’de bu isimde bir otelin olmasını merak ettiğimden gerçekliğini sorguladım…

Kitaptan bazı bölümler:

 

Şavkar “İngiliz” olarak düşündüğü her şeyin milliyetçiliğin kol gezdiği İskoçya’da “İskoç” olarak nitelendirilmesi gerektiğini Glasgow’da yaşamaya başlar başlamaz öğrenmişti. s.13   

 

Şavkar burada ömrü boyunca gerçekten istediği tek şey olan yazarlığa doğru ilk bir iki adımını atıp kendine bir edebi kimlik oluşturmaya başlamış ama mutlu olmamıştı. Doğrusunu söylemek gerekirse zaten hiçbir yerde mutlu olmamış, hayatını hep sınırlı, dar, eksik bulmuştu.

Anglikan cenaze törenlerinde rahibin kullandığı “Hayatın ortasında ölümün içindeyiz” cümlesinden hareket ederek ağzından “Hayatın ortasında Glasgow’dayız”… s.19

Her yolculuk her şeyi ardımızda bıraktığımız yeni bir başlangıçta… s.22

Çokkişilikliliğinin niçin bir hastalık olarak görüldüğünü de hiçbir zaman anlayamamıştı. s.24

Şavkar “yetenek” diye soyut bir gücün varlığına hiçbir zaman inanmamıştı. Sanatın gerçek kaynağı ona duyulan ihtiyaçtan başka bir şey olamazdı. Önemli olan, bir insanın yaşadığı hayat değil, bu hayat gösterdiği tepki[dir]… s.39

Hıristiyanlığın apolitik ve “iç dünyacı” yanı İncil’in önemli bir bölümünün Yunan felsefesinden etkilenen Paulus, kalanının da Paulus’tan etkilenen yazarlar tarafından kaleme alınmış olmasından kaynaklanıyordu. s.53

Şavkar Altınel’in kitabı tamamlama konusunda zorlandığını Yazarın Notu bölümünden öğreniyoruz. Ona destek verenleri son sayfada anıyor. Benim içinse kitap Ya O ya Ben bölümünün başlarındaki bozuk ifadelerden dolayı sonlanmış oluyor.   

 

Taylan Köken

4 Şubat 2024 Pazar

ayna...


          ENİS BATUR

AYNA/DENEME/ADA/1977/64 sayfa.

Enis Batur’un ilk yapıtlarından olan bu çalışma, piyasada bulunmuyordu. 2022 yılının sonuna doğru mezattan satın aldığım kitabı bu yılın başında yeniden okudum. Ayna, Enis Batur’un Başkalaşımlar serisinin ilk kitabıdır. Başkalaşımlar serisinin bütünlenmiş haline yıllar önce okumuştum. Bu yüzden yeniden okumalarda bazı noktalar hatırlanıyor elbette. Nedir, Enis Batur’u okuma serüveninde tekrar okumalar hiç bitmez, bitmemeli. Tekrar tekrar, yeniden okusanız dahi E.B. okumalarında ben bunu okumuştum hissine nadiren kapılır insan ve başka dikkate değer bir başlık keşfedilebilir.…

Ayna, çift metinli devam eden, bir tarafta resim sanatının diğer tarafta ise yine aynı konunun ve ayna kavramının farklı biçimlerde değerlendirildiği bir sarmal metin olarak kurgulanmış. E.B. ilk satırlarında tespitini bizimle paylaşıyor adeta; önsöz gibi…

Bir engel-metin olarak görülebilir <<Ayna>>, Yazı ile Görüntü arasındaki uzlaşmazlığı düşünürsek. Bu metnin bir ‘ayrım’ saptandığı alan bir öteki-alan geçekte.

Ayna kitabı, resim içerisinde kullanılan aynalar üzerine bir çalışma ve aslında çıkış noktası da tam bu konu…  Bu tür Aynalı resimler çizmiş olan Edgar Degas, Diego Velasquez, René Magritte, M.C. Escher, Salvador Dali, Hans Holbein ve Jan Van Eyck gibi ressamların çalışmlarında kullanmış olduğu aynaların hangi anlamda kullan(ıl)dığı ve/veya resimlerde sabitlenen ayna üzerindeki görüntülerin bizi nerelere götürdüğü üzerinedir koskoca metin… 

Taylan Köken

23 Ocak 2024 Salı

sonradan görme isa...

 

FRANCIS PICABIA

SONRADAN GÖRME İSA/ANLATI/SEL/2017/61 sayfa.

Sel Yayınlarının en sevdiğim dizisi olan Geceyarısı Kitapları’ndan bir başka değişik ve güzel kitap. Çevirisini Alper Turan’ın yaptığı kitap, tüm genç kızlara ithaf edilmiş. Sanırım 1920’de son düzenlemesi yapılan bu kısa metinle dönemin Avrupa’sındaki genç kızların temel sorunlarını düşünmüş yazar…

Gabrielle Buffet’in yazdığı önsöz ise şöyle başlıyor:

Edebiyat, biçim ve içerikten çok, beynin, ruhun halleriyle, hatta bazen uzansak erişebileceğimiz yüce duygularla yenilenir.

İnsanlığın Din evresi sona erdi; Sanat evresi de öyle.

Sanat eseri, varoluş nedenini değil, DEĞERİNİ yitirdi.

Ne Savunma var, ne Yargı, ne de Gerekçe…

1879 yılında Paris’de doğan ressam, Kübizm, Dadaizm, Gerçeküstücülük ve Soyut sanat gibi dönemin tüm akımlarında ürünler vermiş bir sanatçıdır. Kitabı yazdığı dönemde Dadaist akımla beraber hareket etti diyebiliriz. Picabia çalışmasında, İsa ve diğer peygamberler üzerinden dini, Dadaist akım üzerinden de sanatın eleştirisini yapmaktadır.

 Kitaptan kısa kısa alıntıları aktaralım:

O güne kadar inşa edilmemiş güzellikte bir gemide yolculuk yaptım; işin ilginç yanı, bu transatlantiğin güvertesinde yolcular ve mürettebat at sırtındaydı. s.13

*

Oysa bu ihmal edilmiş dünyada uzmandan bol bir şey yok. Uzmanlar, insanı diğer tüm insanlardan ayırır. s.15

*

Tanınmamış kimse yok ben hariç… s.33

*

İnsanların adaleti suçun kendisinden daha suçlu… s.34

*

Sizi sevemem

Ben kendimden nefret ediyorum s.34

*

Saygın sanatçılar, rahat bırakın bizi, sizler hala Tanrı’ya inanmamızı isteyen bir grup rahipsiniz… s.42

*

Neyse, susuyorum ki beni deli sanmayın, gerçi kişisel delilik oldukça nadir görülen bir şey!.. Düşünürler her şeyi kanıtlamak ister, bense kanıtlanacak hiçbir şey olmadığını söylüyorum… s.48

*

Zehirlenme hâlâ ahlaki bir meseledir… s.48

*

Kim benimleyse karşımdadır… s.50

*

Mutlu musunuz? Yarının olmayacağını hayal edin, hayat bugünden ibaret ve bugün aslında hiç yok… s.51

*  

Engel diye bir şey yoktur, tek engel amaçtır, amaçsız ilerleyin! s.53


Taylan Köken

21 Kasım 2020 Cumartesi

bakırköy: ayamama'dan zuhuratbaba'ya...

            

            SELÇUK EREZ

            BAKIRKÖY / ANI-ANLATI / HEYAMOLA / 2009 / 119 sayfa

Prof. Dr. Selçuk Erez’in Bakırköy hakkındaki ilk kitabı Makriköy’e Dönüş romanı olmuştu. Açıkça –belki çok kişisel kaçmasından olabilir- o romanı Bakırköy hatırına tamamlamıştım. Ayamama’dan Zuhuratbaba’ya Bakırköy kitabı ise nakış gibi işlenmiş, sürükleyici, etkileyici, bilgi vericiydi. Tam kalemim dediğim kitaplardan. Araştırma var, anılar var, bilgiler var, insan var, yaşantı var, deneme tadı var. Daha ne olsun ki...

Sayın Selçuk Erez Bakırköy’ü tanımlarken kerteriz noktaları oluşturmuş. O kerteriz noktalarının önce tarihi geçmişini, sonra varsa eski yaşanmışlıkları –ya kendi ailesinde ya da başkasının notlarından veya kitaplarından- sonra da bugününü bize aktarıyor. Bugününe çok az giriyor genellikle.

Baruthane, Kışlalar, Akıl Hastanesi, İstasyon, Sahil ve Veliefendi, kerteriz noktaları yazarın. Bilmediğim ne çok şey varmış ya da hatırlayamadığım. Kitap çizik ve not içinde açıkçası. Bu yüzden kitaptan herhangi bir alıntı yapmayacak ve komple tavsiye edeceğim.

Taylan Köken

29 Mayıs 2020 Cuma

inziva burçları...

ENİS BATUR         
İNZİVA BURÇLARI / ANLATI / SEL / 2019 / 322 sayfa

Enis Batur’un anlatı tarzındaki bu kitabı daha önce yayınlanmış dört kitaptan oluşuyor. Bütünü oluşturan dört kitaptan daha önce sadece SIR’ı okumamıştım. Ancak daha önce okuduğum üç kitabı tekrar okudum. Sebep; acaba tekrar okumalarda aynı yerlerin altını çizeceğim, yoksa ayrı metinlerde mi duraklayacağım sorusuna cevap aramak oldu. Evet, ayrı yerlerde durakaldım, çok benzer noktaları işaretlemiş oldum. Bir okumanın üzerinden geçtikten sonra demek ki düşünceler, beğeniler değişebiliyor.
Quartet alt başlığıyla çıkan kitapta daha önce yayınlanan birinci kitap; Bir Varmış, Bir Okmuş Sözümona Düzmece Bir Wilhelm Tell Hikayesi, ikinci kitap; Plati Bir Ada Denemesi, üçünçü kitap; Mekik ve dördüncü kitapta; Sır Bir Oynaşı’dır.
Bu dört kitabın da notlarını daha önce paylaşmıştım. Şimdi bu kitap bazındaki okumaların notlarını aktarıyorum:

Bir hikâyeyi biraz okşayın, sizi bir benzeri bulsun. Sf.16
*
Amazonları gören olmamıştır ama,
Soylarını erkekler tüketmiştir.
Sözlükler, Yunanca “göğüssüz”den türeyen sözcüğe artık “ata kadın gibi binmek” karşılığını vermekle yetiniyorlar –“iki bacağı aynı tarafa sarkıtarak”.
Sözlükleri de daha sık erkekler hazırlamıştır. Sf.32
*
Bir insanın ölüsünü hiç kimse bulamazsa, onun ruhu yeryüzünde dolaşmayı sürdürür; ister sular sürüklemiş derinlerde tutmuş olsun gövdeyi, ister derin bir mağaranın eldeğmemiş bir noktasında terkedilmiş olsun. Sf.53
*
Yazarın odası, adası… sf.69
*
Bir adada yaşamayı seçecek, o eşiğe yaklaşacak durumda olsaydım, açık düzenli olanlarından birini yeğlemezdim: Geleni gideni, konuğu meraklısı bol adalar zamanla, yaşama üslupları açısından bir yarımadaya dönüşürler, en azından yumuşak mevsimlerde ‘çekilmiş’ birinin gözünde barınılmaz hale gelir, unu iç adasında tedirgin ederler. Sf.71
*
Yerlisi yabancısıyla epey tarihçisi, tarihseveri olmuş İstanbul adalarının – Prinkipo(Prensler), Demonisi(Cinler), Papadonisia (Papaz ya da Keşiş) Adaları olarak da anılmışlar farklı çağlarda, Ermiş Adaları ya da Kızıl Adalar diye de; önemi yabana atılmayacak, kapsamlı bir kaynakçaya ulaşılabiliyor bütünlük hedef alındığında-
Plati’ninki, yazılı malzeme yanyana getirildiğinde oldukça cılız: Pars Tuğlacı, Semavi Eyice, Schlumberger, Cox, Akylas Millas, Koçu, Rakım Ziyaoğlu, Orhan Erdener üstüste okunduğunda çoğu birbirinin tekrarı sayfalar-
sonrasında gene: Kabus. Sf95
*
Deniz adamlarının yazgısı bu.
Seyir defterleri silinip gitmiş çoğunun. Sf.103
*
Sahte olmayan yazı var mıdır? Sf.191
*
“Tek tahtası eksikti” tanısı getirenin yargısı hatırlatıldığında, son ev sahibi “ya eksikti ya da fazlaydı” diye eklemiş. Eksik ile fazlanın bir alaşımı dünyasının çekirdeğine yerleşmişti sanırım. Sf.235
*
Mekik’in kafanda oluştuğu, kağıda ilk çerçeve taslağını kondurduğun gün yanındaydım; “Sır”ı yazmaya koyulduğunda, sancılar içinde geri çekildiğinde, dönüp kaptırdığında oradaydım; ne biri ne öteki bitmemişken, hep böyle yapmıyor musun, “Kulak” yola çıktığında masanın yakındaydım.

Fakat, ancak, ne sebeple Enis Batur farklı kitapları bütünlemiş? Belki başka bir kitabında bu sorumuzun cevabını not düşmüştür bir yere…    
       
Taylan Köken

25 Mayıs 2020 Pazartesi

sır...

ENİS BATUR         
SIR / ANLATI / SEL / 2009 / 99 sayfa

Enis Batur’un anlatı tarzında kotarmış olduğu küçük bir kitap. Anlatıda uluslararası üne sahip bir çalgıcı ile üstün yetenekleri olmasına rağmen ünü yakalayamamış başka bir çalgıcı üzerine kurulmuş bir öykü.
Ortada dönenen en büyük sır ise Viyola dö Gamba adında az bilinen bir çalgı. Kitabın son kahramanı ise tabi ki okur. Kitaba dalınca sırra ortak olacaktır çünkü.
Kitaptan kısa alıntılar:
Aktarılan doğruysa, bir seferinde öğrencisinin eriştiği düzey hakkında ne düşünüldüğü sorulduğunda, Sainte-Colombe, “bazı öğrenciler ustalarını aşabilirler, hiçbir öğrencisi Marin Marais’yi aşamayacaktır” demir. Sf.47
*
Tin, tını, ten –bir üçgenin oluşması, üç çizginin biribirilerini kesmesi, orada bir kapalı alanın, üç açının varolması gerekir. Hiçbir çizginin başı ucu yoktur. Sf.52
*
Akıl, hiçbir sırrın kesin çilingiri olamaz, kalbin işlemiyorsa duvara, duvarlardan birine değilse öbürüne varırsın.
Ona seni kimse ulaştıramaz, bir tek kendi yolun çıkabilirse çıkar oraya, kimse götüremez hiçbirimizi kapısına. Sf.73
*
“Hayatın bizim dilediğimiz devrana ayak uydurmamış olmasının suçunu Allah’a yüklemek, yolların en kısasıdır.”
“İnanmak bende hep bir yetersizlik duygusu yaratacak.”
*
Yazar, okurun alanını ihlâl edebiliyorsa, okur neden yazarın sahasına inmesin. Sf.90

Taylan Köken

23 Mayıs 2020 Cumartesi

mekik...

ENİS BATUR         
MEKİK / ANLATI / NORGUNK / 2009 / 76 sayfa

Enis Batur’un anlatı tarzındaki bu kitabında temel konu bir dokumada olduğu gibi mekiğin bir o yana bu bir bu yana giderek kumaşı oluşturması. Tıpkı bir yazarın farklı metinleri bir kurgu içinde dokuması gibi…
Enis Batur için çok defa yazdım soran, sorgulayan bir yazar diye. Bu kitabında soruları ben çıkarmışım çokça, onları aktaracağım kitaptan. Birkaç Enis Batur metni ise italik yazılmıştır:
Alıp başını gitmek istiyorsun; hiç düşünmeden nereye gidersin?
Hangi pencerenin hangi kenarında oturmak istersin? Niçin?
Geri dönmek için-se gidilecek yer neresi?
Hangi sesten uzak durmak istersiniz?
Sizi ne kışkırtır?
Güveli alan dersem, ne dersiniz bana?
Size, içinizdeki ses kadar yakın, söylediklerine değer verdiğiniz bir başkası var mı?
Beklenmedik bir anda, beklemediğin bir görüntü var mı izleğinde?
Hangi patikada, ne için kaybolmak istersin?
Geçmişinden hangi yolculuğunu tekrarlamak isterdin?
Hiç unutamadığın bir fotoğraf var mı?
Kendi sorduğunuz bir sorunun, cevabını bilmediğiniz oldu mu?
(Ya da) İnsan, kendi sorduğu soruların bile cevabını bulamayan bir yaratık değil midir?
Nerede? Hangi yerde? Kiminle? Kimlerle? Dindirirsin, dinlenirsin?
*
Sen değilsin durup bakan, benim. Durmak nedir bilmedin, çarenin sürekli hareket etmekten geçtiğine bel bağladın, bir noktadan ötekine, bir satırdan dönüp ötekine, handiyse ara vermeden ilerlersen, sonunda, yetkin sarmalını kuracağına inandın, bir inşa aygıtına dönüştün. Sf.11
*
Biz de yazarın namahremini dikizliyor muyuz? Yoksa hepsi yazarın açtığı kadar mı?
Kaç sahici kişi çıktı karşıma?
Kaç kişi yorgun düştü s(b)enden, neden?
Hiç yönünü unuttuğun oldu mu?
*
Gün gelecek kimsesiz kalacaksın. Herkesin senden yorgun düşeceği ânın yaklaştığını görmüyorsun. Sf.14
*
İnsanlar mı yalnızdır, kentler mi?
Bütün yazılar, -insanlar gibi- başlamadan bitiyor mu?
Hangi uçurumda ölmek isterdiniz?
Kendinizi ne zaman, ne kadar kaybettiniz?
Neden gündüzü geceye yeğleriz?
Ne kadar yük kaldırabilirsin?
Neden kendimizi taşırken yoruluruz?
Hangi yola sapmak istemezdiniz?
Merhem olsan, neye çare olmak isterdin?
Karanlığı neyle delersiniz?
Bazı şeylerin ortası yok mu?
Nelerin aklına tam da ölürken dank edeceğini sanıyorsun?
Masa başında karşına kimi almak istersin?
*
Bu hayatın közünde erimeye geldik. Sf.38
*
Yılan tünelden geçiyor. Tünel, uyku. Uyku, ölüm. Sf.40
*
Mekik’in kafanda oluştuğu, kağıda ilk çerçeve taslağını kondurduğun gün yanındaydım; “Sır”ı yazmaya koyulduğunda, sancılar içinde geri çekildiğinde, dönüp kaptırdığında oradaydım; ne biri ne öteki bitmemişken, hep böyle yapmıyor musun, “Kulak” yola çıktığında masanın yakındaydım. Sf.65  
       
Taylan Köken

7 Haziran 2018 Perşembe

bilmeceler...


LEONARDO DA VINCI
BİLMECELER / ANLATI / SEL / 2001 / 51 sayfa.

Sel Yayınlarının Geceyarısı Kitapları dizisinden çıkan ilginç bir kitap daha. Türkçe çevirisi Samih Rifat tarafından yapılmış. Bilmeceler kitabının alt başlığı Kehanetler. Aslında kitaba isim için bu çok daha doğru bir tercih olurdu.

Rönesans saraylarına yalnız ressam olarak hizmet vermiyormuş Da Vinci. Aynı zamanda sarayda yapılan sanat gösterilerini hazırlayan, kompozisyonlar çizen, günümüzün deyimiyle kreatörlük yaparak da geçinen bir sanatçıdır o. O dönemin moda uygulamalarından biri de eğlence aralarına sıkıştırılan muammalar / bilmeceler’dir… Bu kısa aktarımı Samih Rifat’ın ön yazısından aktarıyorum.

Bu kitap günümüzde yüzlerce müzeye dağılmış olan Da Vinci’nin defterlerinden ve başka kaynaklarda ona atfedilerek yazılan kitaplardan derlenerek oluşturulmuştur. Sanatçının hayal dünyasını bize aksetmesi açısından ilginç örnekler vermektedir bu kitap ve o gözle incelenmelidir.
  
Kitaptan birkaç örnek aktarayım:

Güneş yuvarlağının yürek vuruşları.
Bir şey çıkacak ortaya, onu örtmek isteyecek kişiyi örtecek. Sf:13
*
Öğüt üstüne.
En gerekli olanı kimse bilmeyecek; bilinse bile yanlış bilinecek. Sf:14
*
Denizin büyük bölümü göğe kaçacak ve uzun süre geri dönmeyecek:
yani bulutlar. Sf:49
  
Taylan Köken

2 Nisan 2015 Perşembe

osmanlı'nın son kilidi...

KARMA
OSMANLI’NIN SON KİLİDİ / ANLATI / ÇAMLICA / 2010 / 232 sayfa

Genel Yayın Yönetmeni olan Ömer Faruk Yılmaz tarafından bir ön yazıyla başlayan kitap, Çanakkale Savaşları hakkında derlenmiş olan ilginç konuların işlendiği makalelerle devam ediyor. Açıkçası Ömer Faruk Yılmaz’ın yazısını okuyunca, kitabı hemen bir kenara atmak geldi.  Çünkü, tarihe hamaset duygularıyla bakan, Allah’ı Kitabı veya biz şöyle Milletiz, böyle Aslanız, şöyle Kaplanız diyen ve bu uğurda karşı tarafın fikirlerini dahi değiştiren anlayışı kabul edemem. Türk Milletinin tarihini okurken ben de övünürüm, göğsüm kabarır ama övünmek yerine bire beş bin katmanın da anlamı yok… Kitabın aynı yayınevinden ikincisi de çıkmıştır.
Sonra, Soner Demirsoy’un Çanakkale Denizaltı Savaşları yazısını okudum ve ardından diğer değerli yazılar, makaleler geldi. Dolayısıyla fikrim de değişti. “İyi ki kitabı bırakmamışım” dedim. S. Demirsoy’un yazısı çok ilginç bir konuya değiniyor. O zaman yeni yeni gelişen denizaltı teknolojisi Çanakkale Savaşlarında da kullanılır. 

Kitabın diğer yazıları da şöyledir:

Harun Tuncer’den Avrupalının Gözüyle Çanakkale yazısında İngilizlerin, Fransızların savaşa giriş kısmı ve sonra kaybettikçe takındıkları tavır anlatılacaktır.

Hamit Pehlivanlı’nın Müttefiklerin İnsanlık ve Hukuk Dışı Davranışları konusu da Çanakkale Savaşı’nda karşı kuvvetlerin yapmış olduğu savaş suçlarını irdeleyen ilginç bir konu. Savaş Suçlarını ortaya atan ülkeler, bunu bir bildiri haline getirip altına imzasını koyan ülkelerin savaşı kazanmak adına yapmadığı düzenbazlık kalmamaktadır. Hastanelerin bombalanması, İbadethane ve diğer mukaddes yerlerin bombalanması, Zehirli gaz kullanılması, Dom dom kurşunu kullanılması, Yolcu ve Türk gemilerinin bombalanması, Esirlere hukuk dışı muamele yapılması, Sivil yerleşim yerlerinin bombalanması gibi alt başlıklarla konu çok detaylı bir şekilde verilecektir. Bence bu makale kitabın en etkileyici yazısıdır. Tam da bu konu üzerine buraya bir parantez açalım: Çarpışmalarda elde ettiği başarılarla Anafartalar Grup Komutanı olan Gazi Mustafa Kemal çarpışmalar durmaya başlayınca, savaşın sonunun geldiğini anlar ve düşmanın çekileceğini hisseder. General Liman von Sanders’a durumu aktarır ve düşmanın elini kolunu sallayarak buradan ayrılmasını müsaade etmemesini, ani hücumlarla düşmanı burada yok etmeyi önerir. Fakat önerisi kabul edilmez. Bu durum üzerine Gazi istifa eder. İstifası kabul olunmaz onun yerine Gazi’ye dinlenme izni verilir. Bu arada düşman parça parça Gelibolu’dan gemilerle ayrılmaktadır. Düşman giderken hiçbir zayiat vermeden buradan ayrılır.

Osman Doğan’dan Çanakkale’nin Kilitleri yazısında boğazı kontrol eden kalelerden kısaca bahsedilir.

Adem Fidan’dan Müttefik Kuvvetlerin Gelibolu Yarımadasını Tahliye Etmeleri yazısında bu kararın öncesi ve sonrasını detaylı şekilde aktarmaktadır. Düşman kaçarken ne yapmıştır? Bu kararın siyasi yönü nasıldır? gibi soruların cevaplarını bu yazıda kısaca bulacaksanız.

Abdullah Satun ve Selman Soydemir’den Bir Mehmetçik’in Gözünden Düşmanın Çanakkale’den Kaçışı makalesinde İbrahim Arıkan adındaki Gazimizin anılarından düşmanın nasıl kaçtığını öğreneceğiz.

Salih Zoroğlu’dan Çanakkale Savaşlarından Hatıralar yazısı gelecek. Bu yazıda savaşa katılan üç değişik rütbedeki askerin anılarından özel bölümler yazıya aktarılacaktır.

Eyüp Özütemiz, Cepheden Cepheye Koşan Bir Gazinin Harp Hatıraları yazısında Denizli, Tavas İlçesi, Kozlar Köyünden Ali oğlu Ahmet’in hatıralarını aktaracaktır.

Mustafa Bıyıklı ve Hatice Işıldak Kara, Çanakkale Savaşları’na Fiilen Katılan Türk Generaller ve Savaştaki Faaliyetleri yazısında savaşa katılan Generallerimizi hem genel olarak, hem de tek tek tanıtan bir yazı kaleme almışlardır.

Süleyman Dikici Çanakkale İşgal Kuvvetleri Komutanı Ian Hamilton’un Rüyası yazısını kaleme almıştır. Bu kısa yazıda General savaşa niçin girdiklerini ve rüyasını anlatırken, kitabın bütünü ise Türklerin bu rüyayı nasıl kabusa çevirdiğini maddeler halinde anlatmaktadır…

Hamit Pehlivanlı, Çanakkale’de Kahramanlık Destanları yazısında savaşta çarpışan küçük rütbeli askerlerin kahramanlıklarını ve başlarına gelen ilginç olayları aktaracaktır.

Ömer Akdağ, Balkanlarda Hezimet Çanakkale’de Zafer Nasıl Oldu? Yazısında, Balkan Savaşında kaybeden orduların, Çanakkale Savaşında nasıl toparlanıp zafere ulaştığını anlatmaktadır.

Ahmet Temiz, Lozan Anlaşması’nda Çanakkale yazısında Çanakkale Savaşı’nda vefat eden düşman askerlerinin burada bulunan mezarlarıyla ilgili konulan maddeleri aktarmaktadır.

Adem Fidan, Adım Adım Çanakkale yazısında önemli bulduğu yerleri ve anıtları anacaktır.       

Taylan Köken

22 Nisan 2014 Salı

ayvalık'tan cunda'dan...

AHMET YORULMAZ
AYVALIK’TAN CUNDA’DAN / ANI-ANLATI / REMZİ / 2012 / 120 sayfa

Ahmet Yorulmaz’ın okumuş olduğum dördünce kitabıdır. Ben tür olarak böyle parça parça, biraz oradan biraz buradan deneme tadında yazılanlara bayılıyorum. Çünkü yazar kendini belli bir kalıba sokmadan yazıyor. Eskilerden, anılardan, izleklerde kalmış yaşamlardan damlalar ilgi çekici oluyor.
Ahmet Yorulmaz 9. sayfada Hıfzı Topuz’un bir kitabındaki girişinden aktarmış olduğu söz dikkat çekicidir: “Afrika’da bir ihtiyarın ölümünün bir kütüphanenin yok olmasıdır.” Ahmet Yorulmaz Ayvalık için bir çınardır. Onun belgelerinden, arşivinden ve belleğinden süzülen anılar ve bu anılar ışığında yapmış olduğu analizler çok değerlidir.
Bu kitapta o kadar çok yerin altını çizdim ki… Hepsi başka yazıların, başka araştırmaların başlangıcı olacak nitelikte. Fakat yazar iznim olmadan bu kitabın hiçbir bölümü çoğaltılmasın dediğinden buraya bir şey aktarmayacağım. Ayvalık için önemlidir bu kitap. Alınıp okunmalıdır.
Son söz olarak, yazarın aktardığı Sedat Aybar’ın tümcesini buraya aktaralım: 
Türk Rönesanss’ının merkezi Ayvalık’tır. Ayvalık biterse Türk Devrimi de biter. Türkiye’de her şey bitse, Ayvalık Türkiye’yi yeniden kurar. İlk kurşunu gene atar. Sf:79
    
Taylan Köken

11 Ocak 2014 Cumartesi

karabibik...

NÂBİZÂDE NÂZIM
KARABİBİK / ANLATI / BORDO-SİYAH / 2004 / 64 sayfa

Nabizade Nazım, ilk yazarlarımızdan olup, Tanzimat Dönemi ikinci kuşak olarak tanımlanan nesildendir. Bu neslin en önemli özellikleri, yapıtlarını (şiir veya düzyazı) siyasetten uzaklaştırmış ve konularını yaşamla ilişkilendirmiş olmalarıdır. 

Karabibik ise uzun öykü-anlatı türünde Köy Yaşamına ait ilk yazılan yapıt olma özelliğini taşımaktadır. Yazar, bu konuda başka yapıt üretmemiştir. N. Nazım, bu hayatı aktarırken köyde yaşayıp yaşamadığı bilinmiyor. Bu Gerçekçi-Doğalcı yapıt için de konuların çok ayrıntılarına girmeden, ana noktalarına değinilerek yazıldığı belirtilmektedir. Eserde, kahramanımız herhangi bir ahlaksal tavır sergilemez. Yazar yapıtı üçüncü şahsın ağzından objektif şekilde aktarmaktadır. Bu aktarımda kendi düşüncelerine yer vermez. Yapıtta yan kişiler çok azdır. Olaylar, Karabibik çevresinde dönmektedir. Yazar Karabibik’in psikolojisine de dokunmaktadır. Yazarın dili sadedir.   

Kitap Kemal Bek tarafından günümüz Türkçesine uyarlanmıştır.


Taylan Köken 

30 Ocak 2013 Çarşamba

kendi kendisinin terzisi bir kambur...

‘EMİNE’ SEVGİ ÖZDAMAR
KENDİ KENDİSİNİN TERZİSİ BİR KAMBUR / ANLATI / YKY / 2007 / 106 sayfa


Sevgi Özdamar için Ece Ayhan’ın öğrencisi, arkadaşı, dostu, yoldaşı ve zor gün kurtarıcısı dememiz yanlış olmaz. Çok yönlü (az?) marjinal bir insan olan Sevgi Özdamar tiyatroculuk, ressamlık, sahne tasarımcılığı, oyun yazarlığı ve yazarlık gibi bir çok karpuzu koltuğunun altına sıkıştırmış bir sanatçıdır. Onu bu kitapla tanıdım ve öncelikle Hayat Bir Kervansaray isimli kitabı dahil diğer kitaplarını da ivedilikle temin edip okuyacağım.
Sevgi adının önüne Emine adını koyan Ece Ayhan’dır. Kitabın alt başlığı da kitabın içeriğini açıklar niteliktedir: Ece Ayhan’lı anılar, 1974 Zürih günlüğü, Ece Ayhan’ın mektupları
Gültekin Emre’ye Ece Ayhan’ın ölümü ile birlikte Sevgi Özdamar kitabı oluşturan dokümanları verir. Bu kitap oluşturulması için Gültekin Emre ve Sevgi Özdamar birlikte çalışır. 

Kitaptan almış olduğumuz kısa notlar ise şöyle;

“Bu fakir çocukları,” derdi, “orta ikiye kadar okurlar, orta ikiyi okumayıp okuldan kaçarlar. Orta iki bu çocukların çoğunun intihar yılıdır.”
“Her şeyi kurcala.”
“Evlilik sıhhate mugayirdir.”
“Bir kadınla bir erkek karşılaşırlar, önce aslanlar gibi sevişirler, sonra evlenirler. Kadın kadınlık maskesini takar yüzüne, adam da erkeklik maskesi. Sonra da birbirlerini yerler.” Sf:17
*
Ben yanlış tarafında yürürsem, “Bu kulağım sağır, canım, öbür tarafıma geç,” derdi. Bir gözü kör bir arkadaşı varmış. Durmadan yer değiştirirlermiş.  Arkadaşının kör gözüyle Ece’nin sağır kulağı yolda yürüdüklerinde yan yana düşermiş. O nedenle Ece ve arkadaşı birbirlerini görmek ve duymak için durmadan yer değiştirirlermiş. Sf:22
*
“Galatasaray’da duvardaki yazılara bak” derdi. “Buraya lütfen işemeyeniz.” Duvar yazısı çok kibar. Kasımpaşa’ya indikçe dil değişiyor: “Buraya işeyenin anasını avradını yedi sülalesini ecdadını si…?”
Ece’nin anlattıklarını hep kitaplarında bulurdum sonraları. Konuşuyor sanırdım, meğerse yazarmış. Yazmayacağı şeyi konuşmazdı. Sanki ağzından çıkan kelime nehirleri sonra kitaplarında denize dökülürdü. Sf:27-28
*
“Haklılığın inadı vardır. Sen yoluna kimseye sormadan devam et. Taşlayacaklar seni. Olsun. Aldırma. Dosdoğru git. Elmalı ağacı taşlarlar.” Sf:30
*
Kontrolleri yapılıyor. Hastanedeki bir asistan doktor Ece’ye “Kitabınızı okuyorum, 38. sayfadayım,” dedi. Ece de, ertesi gün ameliyat olacak, güldü, “Şiirin sayfası mı olur?” dedi. Sf:33
*
Ece’nin bir ara İlhan Berk’le arası bozuk. İlhan genç bir şairle haber göndermiş. “İlhan Bey dedi ki, Ece her şeyi iki kez tekrar etmesin. Gerek yok. Her kes anlar.” Ece’nin cevabı: “Bundan sonra üç kez tekrar edeceğim. O zaman İlhan’da anlayacak!” sf:38
*
“Ve belki de, Osmanlı İmparatorluğu, Bizans’ta bir sülale değişikliğidir temelde”… sf:100
*
“Dindarlar Atatürk’e belki de bir Luther olduğu için kızıyorlar. (Yani Selanik’li Luther!)” sf:101
*
“Esas duruş, mülkün temelidir” sf:103
        
Taylan Köken 

8 Eylül 2012 Cumartesi

al işte istanbul...

ÇETİN ALTAN – ARA GÜLER
AL İŞTE İSTANBUL / KARMA / YKY / 1998 / 174 sayfa

Yıllar 1970’lere gelmektedir. O zamanın popüler gazetelerinden olan Akşam Gazetesi dönemin usta kalemi ile usta deklanşörünü bir dizide buluşturmuştur. Bu dizinin fotolarını Ara Güler, yazılarını da Çetin Altan yazar. Fakat o dönemin teknik olanaksızlıklarında dolayı özellikle Ara Güler’in enfes fotoğrafları “tavanı akmış oda badanasına döndüğünden” dolayı bu değerli çalışmanın günümüz teknolojisi ve özeni buluşması gerçekten değerli bir çalışmayı ortaya çıkarmıştır.
1970’li yılların İstanbul’u ve o İstanbul’un insanlarını anlatıyor bu albüm. İçinizden hep “Ah be canım İstanbul” ne hale geldin diyerek iç geçireceksiniz. Anıları sonradan yazmaktansa, günü böyle yakalamak daha evliya bence…
Bana yıllar önce bir yaş günümde hediye olarak gelmişti bu kitap. Başköşemde durdu, duruyor bu kitap; özel bir günün hediyesi olduğu için değil, özel bir kitap olduğu için…

Taylan Köken 

23 Temmuz 2012 Pazartesi

benim lokantalarım...

ARTUN ÜNSAL
BENİM LOKANTALARIM / ANLATI / YKY / 2009 / 543 sayfa

Artun Ünsal yemek kültürü üzerine çıkarmış olduğu kitaplarla ünlü bir yazarımızdır. Benim Lokantalarım İstanbul’dan Anadolu’ya Göz ve Damak Anıları 248 Adres alt başlığı ile yayınlanmıştır. Peynir, Zeytin, Ekmek üzerine yazmış olduğu kitaplarda vardır. Bu kitaplar Yapı Kredi Yayınları tarafından hem büyük boy, hem de ekonomik boyda kitaplar olarak yayınlanmıştır.

Kitaptaki lokantalar hem fiyat olarak, hem yapmış olduğu yemeklerle, hem vermiş olduğu hizmet olarak incelenmiş ve yazılar bir anı tadında yayınlanmıştır. Kitapta belki birçoğumuzun gidemeyeceği lüks lokantaların yanında, esnaf lokantası diyebileceğimiz yöre mutfağının izlerini taşıyan lokantalar da kitaba girmiştir. Ayrıca aralara sıkıştırılmış olarak pastırmacıdan turşucuya, muhallebiciden kaymakçıya bir çok lezzet durağı da kitabı şenlendirmektedir.

Bu kitap tabii ki gelişmeye müsait bir kitap. Yazar dolaştıkça, okundukça yeni yeni lezzet duraklarını kitabına katacaktır. Ne diyelim afiyet olsun…   

Taylan Köken 

19 Temmuz 2012 Perşembe

yanıtsız mektuplar da hicran...

ATİLLA BİRKİYE
YANITSIZ MEKTUPLAR DA HİCRAN / ŞİİR / İŞ / 2003 / 88 sayfa

Aşkın yazarıdır, Atilla Birkiye. Hatta onun için yapılan en büyük eleştiri “başka bir şey yaz(a)maz”dır. Oysa Birkiye yazılacak en güzel şeyi, en evrensel konuyu yakalamış ve sıkmadan başka başka koridorlar açarak yoluna devam ediyor. 


Hiç görmediğim genç bir kadına –ya da aşka- yazılmıştır… diyerek kitabını bilinmeyen bir kadına ithaf etmiştir.

 

Şiir –düzyazı türünü kullandığı kitabında sade anlatımı beni etkilemiştir. Bir günce aslında ve günce olarak belli bir iç-dönemin izdüşümü yazdıkları. Yağmurda, gece gece, sabahın ilk ışıklarında ama hep tek başına, hep hüzünle kol kola ve en çok da beklenmedik anlarda yazmış yazacağını…

 

“Rüzgârlı adada, İmroz’da seni bekliyorum” bölümü dikkat çekici…


Kitaptan çok kısa birkaç not:


Aşk, bir kadına yazılan şiir olmalı. 
Sf:10

*

Aşk’ı hep dolunaya dokunmak diye tanımladım. Sf:22

*

Şimdi, buradayım, rüzgârlı adadayım, iki uygarlığın

ortasında, Ege’nin mavi sularındayım, sana hem çok

uzağım, hem çok yakın…

Yağmur gibi, rüzgar gibi, eylül gibi, bir “son mektup”

gibi…

Aşk gibi… sf:28


Taylan Köken

7 Temmuz 2012 Cumartesi

yeni duyarlılık...

ANAIS NIN
YENİ DUYARLILIK / ANLATI / AFA / 1991 / 151 sayfa

Afa Yayınlarının Kadın dizisinden çıkan kitabın tam adı Yeni Duyarlılık Kadın ve Erkeğe Dair’dir. Alt başlığı ise “ve Denemeler Konuşmalar Makaleler”dir.

 

1903 Paris doğumlu Anais Nin, 1940 yılına kadar Avrupa’nın değişik ülkelerinde gezdikten sonra Amerika’ya gider ve oraya yerleşir. 1931’den beri arkadaşı olduğu Henry Miller üzerinde büyük etkisi vardır. Esas ünü ise 15.000 sayfayı geçkin günlüklerinden gelmektedir. Kadın üzerine yazmış olduğu yazılar ve feminist söylemine getirdikleri dünyaca bilinmektedir. 1977 yılında vefat etmiştir.

 

Kitap değişik dönemlerde kaleme aldığı yazılardan, bizzat yazar tarafından derlenmiş bir seçkidir. Bir kadının kendini bulma yolunda, çözmeye çalıştığı soru(n)ları, okuru da işin içine katarak çözmeye çalışmasıdır. Kitapta sorulan sorular ve cevapların yalınlığı ise bunların hepsinin yazar tarafından yaşanmış olmasından kaynaklanıyor.   

 

Kitabı Sıdıka G. Orhon Türkçeye çevirmiş. Kitabın son anısı ise “Benim Türk Büyükannem” adını taşıyor…


Taylan Köken

6 Temmuz 2012 Cuma

venüs üçgeni...

ANAIS NIN
VENÜS ÜÇGENİ / ANLATI / YGY / 1998 / 125 sayfa

Kitap, Yumuşak G Yayınları tarafından Mustafa Küpüşoğlu’nun çevirisi ile yayınlandı.

1903 Paris doğumlu Anais Nin, 1940 yılına kadar Avrupa’nın değişik ülkelerinde gezdikten sonra Amerika’ya gider ve yerleşir. 1931’den beri arkadaşı olduğu Henry Miller üzerinde büyük etkisi vardır. Esas ünü ise 15.000 sayfayı geçkin günlüklerinden gelmektedir. Kadın üzerine yazmış olduğu yazılar ve feminist söylemine getirdikleri dünyaca bilinmektedir. 1977 yılında vefat etmiştir.

 

Anais Nin’in erotik metaforu ile tanımladığı cinsel organı “Venüs üçgeni”dir. Kitap erotizmin kadın için şair-yazarlar-sanatçılar için neyi ifade ettiğini, neyi ifade etmediğini ve “bunlar benim fahişelik dünyasındaki maceralarım” diye tanımladığı anlatılarıdır…

Anais Nin’in keskin söylemi olmasa, Batı kadını hala nerede olurdu?   

Taylan Köken

22 Haziran 2012 Cuma

aşk yolunda istanbul'da neler olmuş...

REŞAD EKREM KOÇU
AŞK YOLUNDA İSTANBUL’DA NELER OLMUŞ / TARİH / DOĞAN / 2003 / 151 sayfa


REK tarihi yazmaktan ziyade nasıl anlatılması gerektiği konusunda yetkin bir kişidir. Meddah tarzıyla yazmış olduğu kitaplar tarihi seveni de sevmeyeni de hemen sarıyor. Onun dili gerçekten güzel. Ezbere dayalı tarihi anlatımı reddeden yazar, kitapları ile makaleleri ile yazın dünyamızın nadide şahsiyetlerinden birisidir. En büyük yapıtım dediği İstanbul Ansiklopedisini ise tamamlayamamış olması ne kadar üzüntü vericidir. 

 

Kitap dört meddahın dört hikâyesinin REK tarafından düzenlenerek anlatılmasıdır. Kitabın adını ise Ahmed Midhat Efendi’nin “İstanbul’da Neler Olmuş” kitabından esinlenerek almış ve önsözde tarih AME’nin yazdığı gibi yazılmaz benim yazdığı gibi yazılır demektedir.

 

Kitaptan herhangi bir bölüm aktarmayacağım. Çünkü bu kitap okurların kütüphanesinde olması gereken bir kitap. Diğer REK kitapları gibi…  


Taylan Köken