20 Ocak 2014 Pazartesi

istanbul...

www.istanbul.com/tr sitesi İstanbul hakkında bir çok yeri ve organizasyonu güncelleyerek yayınlıyor. Ne oluyor, ne bitiyor, nereye aksak diyenler için ideal bir site...

Taylan Köken

19 Ocak 2014 Pazar

çütam...

Çütam, kendini şöyle ifade ediyor. "Merkezimiz Türk Edebiyatı, Türk Dili, lehçeleri ve ağızları, Türk Cumhuriyetleri ve Toplulukları, Türk tarihi, Türk sanatı, halk kültürü alanlarında araştırma ve uygulama çalışmalarını planlamak koordine etmek ve yürütmek üzere kurulmuştur." 
Diğer önemli görevi ise yaptığı çalışmaları internet ortamına aktarmak. Sitede 7062 yazarın, 18171 makalesine ulaşabilirsiniz. Ben bu sitede harika yazılara ve tespitlere ulaştım. Muhakkak sizi de ilgilendiren bir tür vardır. www.turkoloji.cu.edu.tr 

Taylan Köken

18 Ocak 2014 Cumartesi

imparatorun yolculuğu...

LUC JACQUET
İMPARATORUN YOLCULUĞU / BELGESEL / DOĞUŞ / 2006 / 160 sayfa

Türkiye’de 2013 yılı içinde çıkan olaylarla birlikte, bu olaylar olmamış gibi yapan ve muhalifler tarafından “Yandaş Basın” olarak suçlanan kanallar, olayları aktararak basın görevini yerine getireceklerine “Penguen” belgeselleri göstermeyi tercih etmişler ve “Penguen Basını” yaftasını yemişlerdir. Türkiye bu dönemde basın olarak ikiye ayrılmıştır. Yandaş-Muhalif Basın veya Penguen-Gerçek Basın diye…
Penguenler bu dönemde iyice meşhur olmuştur. Bu Penguen belgesellerinden en dikkati çekini İmparator Pengueni denilen türün yılın belli dönemlerinde yapmış olduğu göç, eş seçme törenleri ve üremeleri dikkat çekicidir. Bu yolculuğun filmi dahi çekilmiştir. Antarktika Kıtasında yaşanan bu doğa olayının kitabı ise Luc Jacquet tarafından yazılmış, Jérome Maison tarafından da eşsiz resimlerle desteklenmiştir. Eğer Penguenlerin sıra dışı yolculuklarından sıkılmadıysanız veya o günlerde muhalefet etmekle uğraşıp belgeselleri seyretmediyseniz bu kitap sizin için biçilmiş kaftan. 

Taylan Köken 

17 Ocak 2014 Cuma

doğu avrupa'daki göktürk (runik) işaretli yazıtlar...

İSMAİL DOĞAN
DOĞU AVRUPA’DAKİ GÖKTÜRK (RUNİK) İŞARETLİ YAZITLAR / ARAŞTIRMA / TÜRK DİL KUR.YAY. / 2002 / 259 sayfa

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu yayınlarından olan eser 2002 yılında basılmış.
1730’lu yıllardan beri Batılı bilginlerce bilinen Göktürk yazısının en önemli ve bilineni olan Moğolistan’ın Orhun vadisinde bulunan runik yazıtlar 1893 yılında Danimarka Kraliyet Akademisi bilim adamları tarafından çözülür. Böylece bu yazıtların Türkçe olduğu ve Türklere ait olduğu kesinlenmiştir. Bu önemli buluş ile birlikte günümüze kadar bizim tanımımızla Göktürk Yazıtları’nı anlama ve anlamlandırma çalışmaları günümüze kadar gelmiştir.
Bu kitap bir projenin ikinci kitabıdır. Proje Göktürk (runik) yazılı belge, yazıt ve anıtların albümünü oluşturma çalışmalarıdır.
Projenin birinci kitabında “Kafkasya’daki Göktürk (Runik) İşaretli Yazıtlar” kitabı yayınlanmıştır. Bu kitabın devamı olarak elimizdeki kitaptır. Proje Moğolistan ve Güney Sibirya bölgesinin taranması ile devam edecektir.
Bu proje bize öncelikle şu gerçeği öğretmiştir. Biz atalarımızın yazıtlarını sadece Orhun-Yenisey Abideleri’ndeki yazıtlar ile sınırlı tutuyorduk veya biliyorduk. Oysa detaylı bir inceleme ve araştırma ile Göktürk yazısının, Transilvanya, Kuzey İtalya, Fransa, Doğu Avrupa ülkeleri, Kırım, Kafkasya, İdil-Ural havzası, Altay-Sayan Dağları, Lena Nehri havzası, Gobi Çölü ve çevresi, Hazar Gölü ve Baykal Gölü arasındaki Orta Asya ve Güney Sibirya bölgelerinde yayıldığını ve kullanıldığını görmüş olduk. Bu atalarımızın hangi topraklarda hüküm sürdüğünün ve nereden gelip gelip, nerelere gittiğinin de kanıtıdır.
Bu kitap eşsiz bir çalışmanın ürünüdür ve konuya ilgi duyanların, serinin diğer kitaplarıyla birlikte kütüphanelerinde yer alması gereken eserlerden biridir…         

Taylan Köken

16 Ocak 2014 Perşembe

hatti ve hitit uygarlıkları...

EKREM AKURGAL
HATTİ VE HİTİT UYGARLIKLARI / ARAŞTIRMA / NET / 1995 / 344 sayfa

Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal hocamızın Anadolu Halkı olan Hatti ve Hitit uygarlıklarını incelediği ve araştırma sonuçlarını analizleriyle birlikte aktardığı çok değerli bir kitabıdır. Hocaların hocası olan Ekrem Akurgal kitabını oluştururken muhakkak çeşitli kazıları ve araştırmaları yapan diğer uzmanlardan, hocalarımızın bilgilerinden ve arşivinden yararlanmıştır. Kitabın ilk bölümü bu konuda yapılan araştırmaları aktarmaktadır. Kitap konuyu bütünleyen, tüm yönleriyle aktaran bir başucu kaynağı niteliğindedir.
Konu başlıklarını kısaca sıralarsak:
Hatti Uygarlığı Dili ve Dini
Hatti-Hitit Beylikler Dönemi
Hitit Uygarlığı
Eski Krallık Dönemi
Büyük Krallık
Hitit Devleti’nin Dünya Tarihindeki Önemi
Hitit Kültürünün Özellikleri
Hititlilerde Din
Hitit Sanatı
Geç Hitit Uygarlığı

Bu konu başlıklarından sonra haritalar ve çizimler bölümü.
Ve son olarak da görsel malzemeler, resimler bölümüdür.

Arkeoloji ve tarih meraklılarına ve Anadolu’muzu tanıma, anlama gayretinde olan tüm ilgili okurlara bu kitabı bir başucu kitabı olarak tavsiye ederim. 

Taylan Köken

15 Ocak 2014 Çarşamba

hatiplik sanatı...

J. BRUN ROS
HATİPLİK SANATI / ARAŞTIRMA / REMZİ / 1964 / 240 sayfa

Türkiye siyasetine baktığımız zaman, liderlerin ne dediğine pek bakılmaz, nasıl dediğine bakılır… Oysa her liderin, hatta her kişiliğin ayrı bir konuşma biçimi, ayrı bir düşünce biçime ve bu biçimle şekillenmiş olan tarzı vardır. Türkiye’de güçlü, lider kişilikler, bağıran çağıran liderler olarak görülmektedir. Kimin sesi daha çok çıkıyorsa, kim “yumruğunu masaya daha sert vuruyorsa” o daha güçlüdür imajı vardır. En azından çoğunluk kitle için bu böyledir. Ne söylediğine, doğru mu söylediğine hiç bakılmaz. Doğru söyleyen, ama pasif söyleyen geri planda kalır ve seçilmez.
İşte çok eski bir basım olmasına rağmen bu kitap Hitabet (Hatiplik) Sanatının, gerçekten bir sanat olduğunu ve günümüzdeki liderleri düşündüğüm zaman ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Kitabın içinde yazılanlar, günümüzde de hemen hemen geçerlidir. Muhakkak gelişen teknolojiler, iletişim imkanları ve dinleyen kişilerin düzeyi açısından 1960’lı yıllara göre bir hayli ilerlemiştir dünya. Ama ben bu kitabı okurken, birçok bakımdan liderlerin bu kitapta yazanlara uymadığını, bu temel esaslar konusunda dahi eksikliklerinin olduğunu anladım. Bir lider muhakkak ne konuştuğundan başka, nasıl konuşulması gerektiği konusunda da eğitim almalıdır. Söyleyeceklerini ve kendisini nasıl ifade etmesi gerektiği konusunda çok büyük eksikleri vardır. Burada bu kitaba göre Türkiye’deki en güçlü hatipleri bile eleştirebileceğim nice örnek verebilirim. Meselemiz eleştirmek değil, saygılı, karşısındakini anlayan, anlamaya çalışan liderler ve yöneticiler yetiştirmektir. Temel bilgisi zayıf ama, bağıra çağıra konuşarak bu ülkeyi yöneten liderlerin bize hiçbir başarı ve ilerleme getirmediğini görmekteyiz. Önemli olan icraat ve nasıl ortaya konulduğudur.
Kitap yalnızca Hatiplik konusunda bilgiler vermez. Tartışmalarda karşı tarafın nasıl ikna edilebileceği konusunda da, yazılı hitaplarda da değerli bilgiler vermektedir.
Son olarak kitabın çevirisi Nazife Müren tarafından yapılmıştır.    

Taylan Köken

14 Ocak 2014 Salı

taaşşuk-u tal'at ve fitnat...

ŞEMSEDDİN SAMİ
TAAŞŞUK-U TAL’AT VE FİTNAT / ROMAN / BORDO-SİYAH / 2004 / 217 sayfa

Şemseddin Sami, Tanzimat Dönemi yazarlarındandır. 1850 doğumludur. Taaşşuk-u Talat ve Fitnat yani Talat ve Fitnat’ın aşkı Batılı anlamda yazılan ilk roman olarak anılmaktadır. Yazar almış olduğu eğitimin etkisiyle bu romanı o anlamda yazabilmiştir. Şemseddin Sami’nin asıl ünlü yapıtı iki cilt halinde yayınlanan Kaamus-u Türki adlı eseridir. Osmanlıcadaki tüm sözcükleri kapsayan bu eser günümüzde dahi kullanılmaktadır.

Yazarın eserlerinin tamamı irdelendiğinde o da Ahmed Mithat Efendi gibi topluma öncülük eden, öğretmenlik yapan bir yazardır.

Yazar, Taaşşuk-u Talat ve Fitnat’ı 22 yaşında yazmış ve yazın yaşamına girmiştir. O dönemin modasına uygun olarak, Coşumcu(Romantik) akımına ait bir ürünüdür. Ayrıca roman içinde halk hikâyelerinden, mesnevilerden de örnekler bulunmaktadır. 

18 yaşında yetim kalan Talat Bey, yine 1 yaşında öksüz kalan ve babasını dahi tanımayan Fitnat’ın ilk görüşteki aşklarıdır. Bu aşk çok değişik oyunlar ve entrikalarla şekillenecektir. Bu konulara girdiğimiz takdirde romanı okumanın bir anlamı kalmayacaktır. Bu yüzden kalan hikâyeyi okuyucuya, merak edenlere bırakmak gerekir.

Kitabı günümüz Türkçesine Kemal Bek uyarlamıştır.      

Taylan Köken 

13 Ocak 2014 Pazartesi

acaib-i alem...

AHMED MİTHAT EFENDİ
ACÂİB-İ ÂLEM / ROMAN / BORDO-SİYAH / 2004 / 485 sayfa

Ahmed Mithat Efendi Türk yazınının öncülerindendir. 1844 yılında İstanbul Tophane’de doğup 1913 yılında vefat eden Ahmed Mithat edebiyatın her türünde yapıtlar vermiştir.
Acaib-i Alem yani Dünyanın Olağanüstülükleri Ahmed Mithat Efendi’nin Jules Verne’den etkilenerek yazmış olduğu bir romandır. İstanbullu iki kafadar arkadaşın Rusya’ya doğru yapmış oldukları seyahattin hikayesidir. Romanda gezilen yerlerle ilgili ayrıntılı bilgiler verilmektedir. Bu bilgiler eşliğinde Doğu-Batı karşılaştırması ve bunların Osmanlı’daki izleri irdelenmektedir. Araya bir de başka bir bayan seyyah ilave edilerek kahramanlarımızdan birisiyle oluşan aşk araya sıkıştırılmıştır. Yani Ahmed Mithat Efendi’nin romanında her şey vardır; Aşk vardır, yabancı ülkeler vardır, siyaset vardır, gizler vardır… Yazar etkin kalemi ile ( o dönemin şartlarında) Hayali bir seyahati eğlendirici ve bilgilendirici hale getirecektir…
Bölüm I: Tabiat aşığı Suphi Bey ve Hicabi Bey seyahat ve anlamı üzerine uzun uzu sohbet ederler.
Bölüm II: Yakın dost olan ikili, birlikte geziye çıkmaya karar verirler. Süresi ve nereye gidileceği belli olmayan yolculukta son durak olarak ilk anda Petersburg’u seçerler.
Bölüm III: İstanbul’dan Odesa’ya geçen Suphi ve Hicabi Beyler burada dul bir Rus Prensesi ile dost olurlar. Seyahatlerinin bir bölümünü prensesin katılması ile üç kişi yaparlar.
Bölüm IV: Tren yolu bitince konakladıkları yerde prenses kahramanlarımızla çok yakınlaşır. Sonra onları başka bir seyyah olan Miss Haft ile tanıştırır. Prenses Moskova’ya geçerken kahramanlarımız ve Miss Haft beraber yolculuk etmeye başlar. Üçlünün yolculuğunda Avrupa, Osmanlı ve Rusya’nın kıyaslanmaları yapılır. Böylece yazarın Doğu-Batı sentezlerini öğrenmiş oluruz. Suphi Bey ve Miss Haft birbirine yakınlaşır.
Bölüm V: Üçlü Moskova’ya gelir ve prenses ile tekrar buluşur. Bu buluşmada, biraz da kıskançlıktan dolayı kahramanlarımızın arası prenses ile bozuşur.
Bölüm VI: Üçlü Moskova’dan Petersburg’a geçer. Bu yeni kentin Ruslar tarafından niçin kurulduğu üzerine yarıntılı bilgilere ulaşırız. Yine Batı düşüncesini temsil eden Miss Haft’ın Petersburg ve Rusya’ya bakışını bölümde öğreniriz.
Bölüm VII: Üçlü Petersburg’dan Kuzey Kutbuna geçecektir. Laponya denilen bölgeye geçerler. Bu bölümde sandal ile gemi ile yolculuklar, göller, denizler ve doğal yaşam ayrıntılı aktarılır. Yolculukları İstanbul’dan başlamış Kuzey Buz Denizi’ne kadar sürmüştü.
Bölüm VIII: Uranüs Gemisine binerler. Burada başka ülkelerden gelen bilim adamları ve seyyahlarla karşılaşırlar. Gezi notlarını paylaşırlar. Bu gemi yolculuğun da Suphi Bey ile Miss Haft evlenmeye karar verir. Londra’ya giderler Miss Haft’ın ailesiyle tanışırlar. İstanbul’a gelip evlenirler.

Taylan Köken

12 Ocak 2014 Pazar

zehra...

NÂBİZÂDE NÂZIM
ZEHRA / ROMAN / BORDO-SİYAH / 2004 / 198 sayfa

Nabizade Nazım ilk yazarlarımızdan biridir. Tanzimat Dönemi yazarlarından ikinci kuşak olarak tanımlanan nesildendir. Bu nesilin en önemli özelliği yapıtlarını (şiir veya düzyazı) siyasetten uzaklaştırmış ve konularını yaşamla ilişkilendirmişlerdir.
Zehra yazarın tek romanıdır. Bu yapıtta Gerçekçi-Psikolojik yapıtlarındandır. Romanda olaylar gündelik yaşamın içine serpiştirilerek verilmektedir. Gündelik olayların akışında kişilerin psikolojik analizleri dikkat çekicidir. Dikkat çekici bir ayrıntı da romanın adının Zehra olmasına rağmen, romanın asıl kahramanının Suphi Bey olmasıdır.
Kitap Kemal Bek tarafından günümüz Türkçesine uyarlanmıştır.

Kitaptan birkaç notu buraya aktaralım:
Boğaziçi bir “doğal ve gönül çekici güzel bir kadın” kadar sevimlidir. Sf:22
*
Düşünmek, sevginin öncüsüdür. Sf:30
*
Nikahım helal, canım azat. Sf:80
*
Aceleye de gerek yok “Kurbağa vararak vararak demiş…sabırlan koruk helva olur… dut yaprağı atlas…” sf:103
*
Öç almanın zevki, aşk zevkinin tadını unutturuyordu. Sf:153
*
Pazarbaşı’nda havailer havalanmakta, çanak mehtapları yakılmakta, arayıcı fişekleri patlamaktaydı. Sandaldakilerin kimi içiyor, kimi hallenerek bağırıyor, öteden “Oooof of!”lar, beriden “Keman ya seydi!”ler, şuradan “Nur ol!”lar, öte yandan naralar… sf:159  

Taylan Köken

11 Ocak 2014 Cumartesi

karabibik...

NÂBİZÂDE NÂZIM
KARABİBİK / ANLATI / BORDO-SİYAH / 2004 / 64 sayfa

Nabizade Nazım, ilk yazarlarımızdan olup, Tanzimat Dönemi ikinci kuşak olarak tanımlanan nesildendir. Bu neslin en önemli özellikleri, yapıtlarını (şiir veya düzyazı) siyasetten uzaklaştırmış ve konularını yaşamla ilişkilendirmiş olmalarıdır. 

Karabibik ise uzun öykü-anlatı türünde Köy Yaşamına ait ilk yazılan yapıt olma özelliğini taşımaktadır. Yazar, bu konuda başka yapıt üretmemiştir. N. Nazım, bu hayatı aktarırken köyde yaşayıp yaşamadığı bilinmiyor. Bu Gerçekçi-Doğalcı yapıt için de konuların çok ayrıntılarına girmeden, ana noktalarına değinilerek yazıldığı belirtilmektedir. Eserde, kahramanımız herhangi bir ahlaksal tavır sergilemez. Yazar yapıtı üçüncü şahsın ağzından objektif şekilde aktarmaktadır. Bu aktarımda kendi düşüncelerine yer vermez. Yapıtta yan kişiler çok azdır. Olaylar, Karabibik çevresinde dönmektedir. Yazar Karabibik’in psikolojisine de dokunmaktadır. Yazarın dili sadedir.   

Kitap Kemal Bek tarafından günümüz Türkçesine uyarlanmıştır.


Taylan Köken