MEHMET HAMEŞ
YAKTIĞIN COĞRAFYA / ŞİİR / CAN /
2001 / 75 sayfa
Hilmi Yavuz’un
editörlüğündeki Can Yayınları şiir dizisinin başka bir yapıtı. Şairin ilk
kitabı. Mehmet
Hameş’in şiiri doğduğu toprağın şiiri. Mücadelenin, doğanın, aykırılıkların
izdüşümü.
İlk kitabın
bir şiirini koyalım buraya:
16.YÜZ:
sevdamın çığlığı
asi, sevgilimin saçları
çocukluğumun ezgisi
ah çığlığı sevdamın
dolamışsın beliklerine çileyi
asi, sen mi çaldın çocukluğumu
sesin şarkıydı başım karlı dağ iken
hangi depremler vurdu
çeneme bu mührü
sularında yunamam asi
öpemem artık mavilerini
bir aşka çattım ki senin mihenginde
tüm dallarım ona ehildi sf:68
Taylan
Köken
30 Eylül 2012 Pazar
29 Eylül 2012 Cumartesi
aherli zamanlar...
ERCAN YILMAZ
AHERLİ ZAMANLAR / ŞİİR / CAN / 2002 / 78 sayfa
Hilmi Yavuz’un editörlüğündeki Can Yayınları şiir dizisinin başka bir yapıtı. Şairin ilk kitabı. Ercan Yılmaz bir edebiyat adamı ve hocası. Şiir yazmaya devam ediyor. Bu ilk kitabında kullandığı dil, anlamı yer yer zorluyor kanısındayım. Bir lisan kaygısındaki olan her şey şair zorlamamalı anlamı. Ne kadar sade olursa, o kadar anlatabilir, o kadar anlaşılır şair. Gerçi şiir illa anlaşılmak için mi yazılır sorusunu duyar gibi oluyorum: Cevabım hoşlandığınız şairleri bir bakın, ya da hoşlandığınız en iyi 10 şiire bir göz atın bakalım, aralarında anlamsız veya anlaşılmayan bir şiir bulacak mısınız?
Şairi selamlıyoruz, şiiri de!
İlk kitabın ilk şiirini koyalım buraya:
âherli zamanlar
Âherlenmiş zamanlardı, en dişi
aynalarda ebrûyken rumuz
varlıkla, yokluk arasına, rüyadan,
asma köprüler kurduğumuz…
Sesinin ahşap sıcaklığındaydım,
yalnızca yedi renkten ibaretti sur
ve bir kulağı aşkla delinmiş
mevsimlerin küpesiydi yağmur.
Islanırdım, kokusu âmâ
her sahifende ve köprü dardı.
maviyle yeşildik, vahdet bulmuştuk;
âh yaşadığımız âherli zamanlardı!… sf:15
Taylan Köken
AHERLİ ZAMANLAR / ŞİİR / CAN / 2002 / 78 sayfa
Hilmi Yavuz’un editörlüğündeki Can Yayınları şiir dizisinin başka bir yapıtı. Şairin ilk kitabı. Ercan Yılmaz bir edebiyat adamı ve hocası. Şiir yazmaya devam ediyor. Bu ilk kitabında kullandığı dil, anlamı yer yer zorluyor kanısındayım. Bir lisan kaygısındaki olan her şey şair zorlamamalı anlamı. Ne kadar sade olursa, o kadar anlatabilir, o kadar anlaşılır şair. Gerçi şiir illa anlaşılmak için mi yazılır sorusunu duyar gibi oluyorum: Cevabım hoşlandığınız şairleri bir bakın, ya da hoşlandığınız en iyi 10 şiire bir göz atın bakalım, aralarında anlamsız veya anlaşılmayan bir şiir bulacak mısınız?
Şairi selamlıyoruz, şiiri de!
İlk kitabın ilk şiirini koyalım buraya:
âherli zamanlar
Âherlenmiş zamanlardı, en dişi
aynalarda ebrûyken rumuz
varlıkla, yokluk arasına, rüyadan,
asma köprüler kurduğumuz…
Sesinin ahşap sıcaklığındaydım,
yalnızca yedi renkten ibaretti sur
ve bir kulağı aşkla delinmiş
mevsimlerin küpesiydi yağmur.
Islanırdım, kokusu âmâ
her sahifende ve köprü dardı.
maviyle yeşildik, vahdet bulmuştuk;
âh yaşadığımız âherli zamanlardı!… sf:15
Taylan Köken
28 Eylül 2012 Cuma
uzak zamana övgü...
BAKİ AYHAN T.
UZAK ZAMANA
ÖVGÜ / ŞİİR / CAN / 2003 / 80 sayfa
Hilmi Yavuz’un
editörlüğündeki Can Yayınları şiir dizisinin güzel, başka bir yapıt. Baki
Ayhan’ın şiir üzerine düşündüğü, ince eleyip sık dokuduğu, uğraştığı
şiirlerinde açıkça görülüyor. Kitabının şiirleri aynı kalıpta dökülmüş, üç ayrı
bölümde toplanmış ve her bölüm 21 şiirden oluşuyor. Her bölümdeki bağ ise ayrı
bir incelemeyi gerektiriyor kanısındayım.
Başlıklar
şöyle:
-küre, sele
kapıldı: derinleşti gece ve uyku
-ömrünü
yanılgılar denizinde tamamladın
-bana
çıkacaksın zamanın çatlağında
Baki Ayhan bu
şiir kitabıyla 2003 yılı Behçet Aysan Şiir Ödülünü kazanmış. Şiirini geçmişe
dayamış ama günümüze en ön sırda göz kırpan bu şair övgüleri hak ediyor.
Kitaptan devam
edelim:
şimdi herkesin sevişmesi ıssız bir ada
-
yokluk incitmezdi kadınları kötü günlerde bile sf:9
*
tutkuya adadığımız bu karmaşık hayat
-
her şey bittiğinde… hiçbir şey bitmemiş olacak sf:14
*
ne zaman bir ırmak kendine aksa sf:15
*
kalırsa bir yanlışlık kalır bu geceden geriye sf:35
*
biriktikçe birikti lekeler: yenilgi ve yanılgılar sf:37
*
bir kadın bir adamı, bir adam geceyi bekler sf:39
*
beni aldanışlar, sizi tedirginlikler ayakta
tutardı sf:58
*
tenin başka tenler sürtündüğü yalnızlık sf:65
*
Sayfa 68’deki Hüzün Bükülüşü şiiri…
*
Sayfa 71’deki Bir Kadını Astım şiiri…
bir kadını astım, sonra oturup altında
ağladım
*
düşenlerin ellerinden tutup aşkı gösterirler
sf:74
*
Sayfa 75’deki Kitap ve Kadın şiiri…
kitapları tersten oku, kadınları doğrudan
*
şairlik: bilgenin yanılma isteği! sf:76
Taylan
Köken
27 Eylül 2012 Perşembe
ıssızlığı ne tanımlar...
C.HÜSEYİN DÜZ
ISSIZLIĞI NE
TANIMLAR / ŞİİR / CAN / 2001 / 70 sayfa
Pınarhisar’lı hemşerimin şiirleri
güzel. Hilmi Yavuz’un editörlüğündeki Can Yayınları şiir dizisinin güzel, başka
bir yapıtı.
Doğaya sırtının dayamış şair.
Sorguluyor yer yer, kendini, yalnızlıklarını, şiiri, şair olmayı ve memleketi.
Kitap üç bölüme ayrılmış.
Başlıklar şöyle:
-
yağmurcun
-
kar yağdı mı içi ısınan orman
-
barutla değil baharla karılmıştır
Kitaptan devam edelim:
bu ülke şimdi
yakılan şairlerin küllerine muhtaç! Sf:12
*
bu şiir
güvercinleri öpmekten
sicilli!
bu şiir
serçe parmağından
tutuşan akşamları
öpmekten
sicilli! Sf:21
*
iletişim: sizlik! Sf:25
*
- sevmeyin
o menekşe şaibeli
asi… sf:26
*
erguvanları korkutuyorlar baltayla,
-bahar gelince
dallarını çiçek bassın diye! Sf:42
*
sen sus ey şair!
- hayat her zaman
h a k l ı d ı r . .
. sf:46
*
biliyorum: -şairdi ya da karşılıksız sevdi sf:52
*
-ölsem ölünür
gibi değil sevsen
sevilir… sf:59
*
hem şair de kim oluyor…
gönlünün arafında kalakalmış
umarsızın biri
mısralara yüklüyor
olanca kahrını… sf:67
Taylan
Köken
26 Eylül 2012 Çarşamba
25 Eylül 2012 Salı
24 Eylül 2012 Pazartesi
23 Eylül 2012 Pazar
22 Eylül 2012 Cumartesi
beklenti...
erkeklerden beklediğimiz tek şey;
arayıp sorması...
onu bile beceremiyorsunuz!
günde 50 çok 1 az...
basit; 50 çok 1 az...
taylan köken
21 Eylül 2012 Cuma
bazen...
bazen öylesine bir söz edersiniz.. buruşturup attığınız mendil gibi unutup gidersiniz sonra. ama o mendilin sizden sonra devam eden bir hikayesi olduğu gibi o sözde karşınızdaki kişide bir hikaye başlatır çoğu zaman...
pakize suda
not: tesadüf bu ya harran'ın o meşhur toprak evlerini görmeye gitmiştik. çat kapı pakize hanım girdi içeri... saygı selam verip yanına yaklaşıp, "monologları bir yerlerden mi alıyorsunuz yoksa hepsi sizin üretiminiz mi?" diye sormuştum... "mütevaziliğe gerek yok, hepsi benden" demişti ve sonra da iki kelime etmeden yerinde duramayan yaramaz bir çocuk gibi kaçıp gitmişti... o gün pakize hanım içimde biraz eksilmişti...
taylan köken
20 Eylül 2012 Perşembe
görebilmek...
bir durumu daha iyi görebilmek için, belirli bir sürenin geçmesi, o durumla aramızda çözümleme ve anlamayı mümkün kılacak bir mesafenin girmesi gerekir... mesafe olmaksızın, bir durumun tam içindeyken, o durumun deneyimini yaşamanız bile imkansızdır... yakın olmak, meseleleri zorlaştırır; sizi körleştirir, en azından dilinize ket vurur... ernst bloch
taylan köken
19 Eylül 2012 Çarşamba
18 Eylül 2012 Salı
17 Eylül 2012 Pazartesi
16 Eylül 2012 Pazar
aşk üzerine...
beni, annem kadar sevecek
ve babam kadar merak edecek
hiç kimse yoksa eğer;
kimse bana aşktan bahsetmesin...
aziz nesin
taylan köken
15 Eylül 2012 Cumartesi
diriden kork...
küçükken anneme mezarlıktan
korkuyorum dediğimde
"ölüden değil, diriden kork" demişti.
anladım ki;
annem yine haklıydı...
cemal süreya
taylan köken
14 Eylül 2012 Cuma
hüzünlü an...
hayatın en hüzünlü anı,
deli gibi sevdiğin insanın
buna değmediğini gördüğün andır
ve en büyük kaybın
ona harcadığın zamandır...
p.auster
taylan köken
13 Eylül 2012 Perşembe
seni üzerler...
ne yaparsa yapsınlar
yine de çok sevdiğin o insanlar var ya,
onların seni en çok üzenler olması,
ne garip...
ilhan berk
taylan köken
12 Eylül 2012 Çarşamba
bahar geçti...
bahar geldi diye önüne gelene aşık olma.
güneş altında içi boş cd bile patlar sonunda...
taylan köken
11 Eylül 2012 Salı
aradığın şey...
hiç aradığın şeyi bulduğunda,
bulduğun şeyin aradığın şey olup olmadığına
dönüp baktın mı?
kaybedenler kulübü filmi
taylan köken
9 Eylül 2012 Pazar
hurrem sultan...
ORHAN ASENA
HURREM SULTAN / OYUN / MEB / 1960 / 110 sayfa
HURREM SULTAN / OYUN / MEB / 1960 / 110 sayfa
Dram tarzında
yazılmış olan oyun 3 Perde 5 Tablo’dan oluşmakta. Genel olarak Şehzade
Mustafa’nın öldürülmesi üzerine bir oyun. Ana karakter Hurrem Sultan pek değil.
Oyunda karakterler eşit olarak rol alıyor.
Şehzade
Mustafa gelecek vaadeden Osmanlı’yı Kanuni’den sonra eğitimi, duruşu ve
öngörüsü ile daha ileri götüreceğine inandığı bir evlattır. Bilinen Hurrem
Sultan, kızı Mihrimah Hatun, damadı Rüstem Paşa ile Kanuni’yi dört bir yandan
sararlar ve başından beridir kendileri için bir tehlike olarak gördükleri
Şehzade Mustafa’yı babasına düşman ederler ve onun eliyle katlederler. Sonra
Hurrem’in büyük oğlu Beyazıt değil de daha içine kapalı sessiz Sarı Selim
tarafından ülke yönetilir. Daha doğrusu onun sadrazamı Sokollu Mehmet Paşa
tarafından yönetilir. Evet bilinen tarih böyle, bilinmeyen arada ne
konuşulmuştur acabanın tarihi ise Orhan Asena’nın oyununda.
Devlet
Tiyatroları repertuarında oynanan bu oyunda dönemin önemli oyuncuları oynamış.
Kitaptan birkaç
kısa notla devam edelim:
Rüstem: Selim mi dediniz? O Osmanlı tahtında
pek iyreti kalır. Selim’e güven olmaz sultanım, o hiçbir fikri sonuna kadar
takibedemez. Kavlinde karar yoktur onun, ta çocukluğundan bilirim. Sf:13
*
Hurrem: bir gece Hünkar namazdan sonra
mendilini omuzlarım üzerine bıraktıkta parlak bir yol açmıştı; parlak ama
tehlikeli. Sf:15
*
Beyazıt: İyi ama valide, hak ta sıra da onun
değil mi? Yaşça da, başça da bizden ileri olan o. Hem Osmanlı tahtına hangimiz
onun kadar yaraşırız? Onun kadar şeref veririz? Sf:17
*
Kanuni: Sulhu idare etmek, harbi idare
etmekten çok güçtür. Bunu unutma. Bu hep hep böyle olagelmiştir. Hep böyle
olagelecektir. Sf:21
*
Kanuni: Gün gelecek, karındaşların
karşısında sana düşman göreceksin. Dinimizde düşmanın katli vaciptir, ama
bunlar senin karındaşların, alicenap olman gerek, fakat aciz değil. Rahim olman
gerek, fakat zayıf değil. Temkinli, uyanık, hassas olman gerek, fakat evhamlı
değil. Sf:22
*
Mustafa: Herkes ne kadar insansa, o kadar saygı
görür. Sf:55
*
Hurrem: Anlayacaksın ki:
Biz analar, kendi hayatımızı yaşamayız. Bizim hayatımız ilk doğum sancısıyla
sona ermiştir. Her yeni doğumla bir kere daha ölür, bir kere daha doğarız. Sf:83
Taylan Köken
8 Eylül 2012 Cumartesi
al işte istanbul...
ÇETİN ALTAN –
ARA GÜLER
AL İŞTE İSTANBUL / KARMA / YKY /
1998 / 174 sayfa
Yıllar
1970’lere gelmektedir. O zamanın popüler gazetelerinden olan Akşam Gazetesi
dönemin usta kalemi ile usta deklanşörünü bir dizide buluşturmuştur. Bu dizinin
fotolarını Ara Güler, yazılarını da Çetin Altan yazar. Fakat o dönemin teknik
olanaksızlıklarında dolayı özellikle Ara Güler’in enfes fotoğrafları “tavanı akmış oda badanasına döndüğünden” dolayı
bu değerli çalışmanın günümüz teknolojisi ve özeni buluşması gerçekten değerli
bir çalışmayı ortaya çıkarmıştır.
1970’li
yılların İstanbul’u ve o İstanbul’un insanlarını anlatıyor bu albüm. İçinizden
hep “Ah be canım İstanbul” ne hale geldin diyerek iç geçireceksiniz. Anıları
sonradan yazmaktansa, günü böyle yakalamak daha evliya bence…
Bana yıllar
önce bir yaş günümde hediye olarak gelmişti bu kitap. Başköşemde durdu, duruyor
bu kitap; özel bir günün hediyesi olduğu için değil, özel bir kitap olduğu
için…
Taylan
Köken
Etiketler:
anlatı,
ara güler,
çetin altan,
fotoğraf,
kitap
7 Eylül 2012 Cuma
türkiye'nin ağaçları ve çalıları...
NECATİ GÜVENÇ MAMIKOĞLU
TÜRKİYE’NİN AĞAÇLARI VE ÇALILARI / ARAŞTIRMA / NTV / 2012 / 727 sayfa
Çok değerli olduğuna inandığım ve alanındaki büyük bir boşluğu dolduracağına inandığım bir kitap. Kitapta toplam 352 ağaç ve çalı türüne yer veriliyor. Bilgiler 2000 fotoğrafla da desteklenmekte. Fotoğraflarda, her ağacın gövdesi, yaprağı,çiçeği ve meyvesi ayrıntılı olarak gösteriliyor. Yalnız resimlere bakarak bile bir ağacı tanımanıza imkan sağlanmış.
Yazar Kırşehir doğumlu bir elektrik mühendisi. Çalışma hayatında memeleketin değişik bölgelerinde çalışmalar yaparken bu işe sevdalanıyor. Emekli olduktan sonra da kendini tamamen bu işe veriyor. Emeklerinin neticesini de bu değerli çalışma ile almış görünüyor.
Doğaya ilgili, yeşile meraklı tüm arkadaşlarımın, kardeşlerimin bu kitap kitaplığında bulunmalı diye düşünüyorum.
Taylan Köken
TÜRKİYE’NİN AĞAÇLARI VE ÇALILARI / ARAŞTIRMA / NTV / 2012 / 727 sayfa
Çok değerli olduğuna inandığım ve alanındaki büyük bir boşluğu dolduracağına inandığım bir kitap. Kitapta toplam 352 ağaç ve çalı türüne yer veriliyor. Bilgiler 2000 fotoğrafla da desteklenmekte. Fotoğraflarda, her ağacın gövdesi, yaprağı,çiçeği ve meyvesi ayrıntılı olarak gösteriliyor. Yalnız resimlere bakarak bile bir ağacı tanımanıza imkan sağlanmış.
Yazar Kırşehir doğumlu bir elektrik mühendisi. Çalışma hayatında memeleketin değişik bölgelerinde çalışmalar yaparken bu işe sevdalanıyor. Emekli olduktan sonra da kendini tamamen bu işe veriyor. Emeklerinin neticesini de bu değerli çalışma ile almış görünüyor.
Doğaya ilgili, yeşile meraklı tüm arkadaşlarımın, kardeşlerimin bu kitap kitaplığında bulunmalı diye düşünüyorum.
Taylan Köken
6 Eylül 2012 Perşembe
su yandı...
RIDVAN MEMİ
SU YANDI / ŞİİR
/ CAN / 2000 / 71 sayfa
Su Yandı
kitabı şairin dergilerde yayınlanmış olanların haricindeki diğer şiirlerinden
oluşmuş bir ilk kitap. Hilmi Yavuz, Can Yayınlarının şiir dizisinin editörü.
Hilmi Yavuz benim “Serşair”imdir. Tabi onun seçkileri de o derece önemlidir.
Rıdvan
Memi’nin şiirine baktığım zaman ne kadar haklı olduğumu görüyorum.
Şair,
gitmeler-kalmalar, mahrem tarihe yazılmış derkenarlar, yaralı çocuklar ile
belli naif ve tek düze olmayan bir dili yakalamayı becermiş. Darısı diğer
kitaplarına.
Kitaptan
birkaç alıntı ile devam edelim:
Ben
konuşmasını bilmem Lili /Sezai Karakoç sf:9
*
ihanetmiş gözlerinin rengi
ihanetmiş gözlerinin rengi bilmiyordum
öğrendim, bedeli sırtımdaki hançerlerin oldu
yitik bir söylence midir pervane ve mum
içimdeki şehirlere giremiyorum, kapılarda
sorular
ve mataramda su yerine bozgun var
ihanetmiş gözlerinin rengi bilmiyordum
yaralandı varlığım… çok kan kaybediyorum sf:13
*
aşk her zamankinden daha da çok uçurum sf:31
*
su yandı
yanlış zamandı sf:41
*
biz şarkın yaralı çocukları
esmer ve aşık
dünya ile kavgalı sf:48
*
‘şems’i gölgeler aldı sf:69
Taylan
Köken
5 Eylül 2012 Çarşamba
4 Eylül 2012 Salı
kompleksler ve insanlar...
HALİS ÖZGÜ
KOMPLEKSLER VE İNSANLAR /
ARAŞTIRMA / ÖZGÜ / 1969 / 132 sayfa
1969 yılından
kalma harika bir kitap. Sahaflarda aramanızı tavsiye ederim. İnsanın çocukluk
çağlarında ilk kişiliği otururken yaşamış olduğu olaylar sebebiyle meydana
gelen kompleksleri inceleyen, bunları örnekleri ile kalıcı ve bilgilendirici
yapan bir eser. Doktorasını Pedagoji üzerine yapan Halis Özgü Bey okumuş olduğu
yabancı yayınlardan çıkarmış olmalı bu kompleks çeşitlerini. Fakat bizim
toplumumuza da uygun ve rastlanan kişilik bozuklukları olduğu da bir gerçek.
Sonuçta hepimiz insanız…
Komplekslerin
ana başlıkları şöyle:
1-) Ödip
Kompleksi
2-) İğdiş
Kompleksi
3-) Diyan
Kompleksi
4-) Kain
Kompleksi
5-) Aşağılık
Kompleksi
6-)
Kabahatlılık Duygusu
Kitaptan
notlar aktarmayacağım. Altını çizdiğim, önemle değerlendirdiğim çok yer var. Bu
kitabı araştırıp bulabilirseniz çok iyi bir iş yapmış olursunuz.
Taylan
Köken
3 Eylül 2012 Pazartesi
karıncayı tanırsınız...
CEVDET KUDRET
KARINCAYI
TANIRSINIZ / ROMAN / İNKILAP VE AKA / 1976 / 295 sayfa
Süleyman’ın
Dünyası’nın üçüncü kitabı Karıncayı Tanırsınız kitabıdır. Yazar kitabı Şubat
1949- Şubat 1958 tarihleri aralığında dokuz yıllık bir süreçte yazmış. Yedi
Meşalecilerin önde gelenlerindendir. Üçlü seri halinde yazmış olduğu ve
yaşamından da kesitler veren Süleyman’ın Dünyası serisinde 1914 ile 1944
yılları arasındaki 30 yıllık bir dönemin kesitini bize sunuyor.
Bu kitapta
Süleyman Kayseri’de öğretmenlik günlerinden Bakanlık kararı ile açığa alınarak
tekrar annesinin yanına İstanbul’a döner ve tek kelime ile hayatta kalma
mücadelesi verir. Dar çerçevede kendi özel yaşamı, geniş çerçevede ise büyük
şehir yaşamı ve onu getirmiş olduğu tüm zorluklar. Tekrar görevine dönme çalışmaları
verilirken, karın tokluğuna razı iş arama çalışmaları ve tüm bu sıkıntılar
içinde asil(?) bir soydan gelen ressam Leyla ile yaşanan “Zengin Kız, Fakir
Oğlan” aşkı… Bu aşk sanki sonradan kitaba yerleştirilmiş ve romanı gereksiz
yere uzatan, aslında belki de yazarın sadece imgeleminde oluşturduğu veya
platonik bir aşk… Bu aşkta da sınıf çatışmasını görüyoruz. Belki sırf bu yüzden
romana ilave edilmiş olabilir… Karıncayı tanırsınız! O durmadan, bıkmadan
mücadele eder, hem yaşamla, hem insanlarla…
Kitaptan
notlar ile devam edelim:
Yüzünün ortasında ağzı bir yırtık gibi
duruyordu. . Sf:7
*
İnsanlar vicdanları gibi vücutlarını da
örtülü görmeğe alışmışlar. Sf:8
*
Süleyman, sandığın üstüne ayağını koyunca,
arkadaşları adamı dürtüp uyandırdılar:
-Tarık Efendi! Tarık Efendi!
Adam birden topalandı.
-Haniya? Nerde?
Sonra sandığın üstündeki ayağa baktı,
ferahladı:
-Ben de “hafiye” dediniz sandımdı. Yok be!
Namuslu ayak bu. Çoktandır böylesini görmedimdi, İstanbul pabucu değil bu.
(Başını kaldırıp sordu) Beyim, nerden teşrif?
-Kayseri’den.
-Belli, belli. Baştan aşağı namus. Sf:13
*
Benim bildiğime göre, söz ve yazı,
düşünceleri açıklamak için kullanılır, gizlemek için değil. Sf:42
*
Gözleri açık olduğu halde insanın kendi
kendisini görememesi, sadece içini görebilmesi korkunç bir şey. Sf: 137
*
Huy işte!... Kapanmışım kendi içime… Hep
ben, hep ben… Ben hiç kimseyi düşünmeyeyim, herkes beni düşünsün istiyorum. Sf:170
*
Aşkmış! Başka canlılarda var mı aşk? Bitkilerde,
hayvanlarda?... Yok!... Yalnız konuşanlarda, insanlarda var. Sözcük işte,
sözcük… Belki de bir hastalık. İnsanlara özgü. Sf:209
*
Kimse kimsenin içine bakmıyor.
Meziyetlerimiz, yeteneklerimiz… Görünmüyor bunlar. Herkesin gözü dışımızda.
Kimin nesi olduğumuzda, bir de paramızda. Üst tarafı boş. Boş üst tarafı!... Sf:221
*
İnsanın kendini yenmesi, düşmanını
yenmesinden daha zor. Sf:227
*
-Beni çok çekingen, kuşkulu, güvensiz mi
buluyorsunuz? Ben böyle doğmadım. Ama zamanla bu hale getirdiler. Bilseniz,
bütün iyi niyetlerimi nasıl kötüye yordular; masum sözlerimden şüpheli anlamlar
çıkardılar; açık hareketlerimi kapalı gördüler; insanlara acıdığım için
kızdılar; onları sevdiğime şaştılar; güvenimi kırmak için ellerinden geleni
yaptılar. Sf:249
Taylan
Köken
2 Eylül 2012 Pazar
havada bulut yok...
CEVDET KUDRET
HAVADA BULUT
YOK / ROMAN / İNKILAP VE AKA / 1976 / 343 sayfa
Süleyman’ın
Dünyası’nın ikinci kitabı Havada Bulut Yok kitabıdır. Yazar kitabı Aralık 1946-
Mayıs 1948 tarihleri aralığında yazmış. Yedi Meşalecilerin önde
gelenlerindendir. Üçlü seri halinde yazmış olduğu ve yaşamından da kesitler
veren Süleyman’ın Dünyası serisinin ilk kitabı olan Sınıf Arkadaşları kitabına
ulaşamadım. Yazar bu seride 1914 ile 1944 yılları arasındaki 30 yıllık bir
dönemin kesitini bize sunuyor.
Bu kitapta
Süleyman Kayseri’de öğretmenlik günlerine başlar. Dar çerçevede kendi özel
yaşamı, geniş çerçevede ise taşradaki yaşam ve onu getirmiş olduğu tüm
zorluklar. Bir de İkinci Dünya Savaşının vermiş olduğu eziyet… Süleyman çaba
gösterir. Tüm zorluklara, tüm geri kalmışlıklara isyan eder. İsyanını ise
bağırarak çağırarak değil de somut mücadele ile çalışarak; hem kendinde hem de
çevresinde toplumsal bilincin uyanması için uğraşmıştır. Mükafatı ise her
zamanki gibi olmuş; Bakanlık tarafından açığa alınmıştır. Süleyman üçüncü
kitapta İstanbul’a döner ve namuslu bir çizgide yaşam savaşı vermeye burada
başlar…
Kitaptan
notlar ile devam edelim:
Ankara ile Kayseri arasında tren saatlerce
gidiyor da, insan bir tek ağaca rastlamıyor. Sf:8
*
Hepimiz birbirimize sıkı sıkıya bağlıyız.
Hepsi on beş yirmi aydınız, öbür dairelerden de beş on okumuş adam gelir, bunun
dışında görüşülecek başka kimse bulamazsınız. Akşam olup da dersler bitti
miydi, doğruca kahveye gideriz. Tavla bilir misiniz? Sf:14
*
Burada yeniden hayat yaşanmaz, işte böyle
masa başında oturup geçmişteki hayat anlatılır, geçmiş zaman tekrar tekrar
yaşanır, ömür aynı noktaya sürtüle sürtüle yıpratılır; biraz oyun, biraz içki,
biraz hikaye, zaman zorla doldurulur. Sf:22
*
Daha bilmiyordu ki, taşranın her yerinde
memur hayatı bu idi. Sf:47
*
Her zaman aynı adamın düşünceleri üzerine
düşünmek, düşünmek değil, geviş getirmektir. Sf:49
*
İnsan kafası ne tuhaf şey. En münasebetsiz
bir zamanda en münasebetsiz şeyleri düşünür. Sf:73
*
Göz göze geldiler. Süleyman ancak bir an bakabildi,
“kadınların gözünün içine bakmak hiç de kolay değil” diye düşündü… Sf:113
*
Dedikodu ilk meyvesini vermek üzere. Siz ise
hala dedikodu ağacının kökünü sulamaya çalışıyorsunuz. Sf:117
*
İnsan kimi zaman kendi kendisini de görmek
istemez. Başkasını görmemek kolaydır, yüzüne bakmazsınız, ya da arkanızı
dönersiniz. Ama kendi kendinizi görmemezlik edemezsiniz, ondan bir türlü
ayrılamazsınız. Sf:118
*
Oysa bir veznedar öyle midir? Eline bir kasa
dolusu para teslim edilmiştir. Bu para kendisinin değildir, değildir ama, biraz
ihtiyacı oldu mu ikide bir onu dürtmeğe başlar. Zavallı adam elini uzatmamak
için kendi kendisiyle ne savaşlar yapar. Namuslu olmak çok zor şey. Sf:1167
*
-Allah senden razı olsun, oğul. Allah önce
zengine, sonra yoksula versin.
-Dur hele! Neden önce zengine de, sonra
yoksula versinmiş?
-Ona vermeye alışmış, bey. Bize verdiği
görülmüş şey değil. Hele ona versin ki, o da bize versin.
-Doğru söylüyor, dedi. Allah bunlara ne diye
versin? Yemesini bilmezler ki. Alışmışlar bir kere. Sf:182-183
*
Halkevi, İkinci Dünya Savaşı’na kadar,
böyle, içinde fikirler, projeler, nutuklar, raporlar, üyeler, iş bölümleri
bulunan, ama iş bulunmayan boş bir kalıp halinde sürüp gitti. Sf:205
*
-Niçin herkesi hırsız sanıyorsunuz?
-Siz daha küçüksünüz, aklınız ermez. Mademki
hepsinin iki eli var, güvenilmez. El bu! Tuttuğunu götürür. Sf:222
*
-Kazanç gökten inmez, bir başkasının
kaybından kazanılır. Sf:271
*
Yoksulluk nasıl kalkarmış? İşsizliği
kaldırdığın zaman yoksulluk da kendiliğinden kalkar. Bunlara, özgür insan
oldukları konusunda bayramdan bayrama nutuklar söylüyoruz; evet, yoksulluğun
tutsağı özgür insanlar… Sf:312-313
*
-Birader, sen de ne diye başından büyük
işlere girişirsin?
-Ne yapmışım?
-Bir yazı mı yazmışsın, ne etmişsin? İşte
onun içinmiş.
-Kötü bir şey değildi. Güvenebilirsin.
-Bakanlık beğenmiyor ya, sen ona bak. Sf:320
Taylan
Köken
1 Eylül 2012 Cumartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)