3 Şubat 2013 Pazar

knidoslu aphrodite...


MURAT KATOĞLU
KNİDOSLU APHRODİTE / SÖYLEŞİ / YKY / 2003 / 97 sayfa

Kitabın alt başlığı Ekrem Akurgal ile Türk Düşünce Hayatı Üzerine Konuşma adını taşımaktadır. Öğrencisi Murat Katoğlu hocası Ekrem Akurgal ile Türk düşünce hayatı üzerine dört gün süren bir söyleşi yapar. Ekrem Akurgal söyleşi metne geçince üzerinde düzeltmelerini de yapar. Yazı Felsefe Dergisinde yayınlanacaktır. Ama dergi yayın hayatına son verilince yazı yirmi yıl bir kenarda kalır. Ekrem Akurgal 2002 yılında vefat edince 20 yıldır gizlenmiş olduğu raflardan çıkıp 2003 yılında önümüze kitap olarak gelir.    

Kitaptan almış olduğumuz kısa notlar ise şöyle;

Aslında insanın genel konulara biraz olgun yaşından itibaren başlaması lazım… Genç bir adamın daha hiçbir branşta etkinlik, uzmanlık kazanmadan genel konulara gitmesi tehlikelidir. Birçok genellemeler yapılır, yanlış yollara sapılır. Sf:10
*
“Milli Kültür”le ne dediğimizi hala anlamış değiliz. Milli kültür diyene sorun; söyleyecek cevabı yoktur. Ben bunun tecrübesini çok yaptım, bu kavramla ortaya çıkana sordum; “Nedir milli kültür?” , söyleyecek sözü yoktu; “Fatih”, “Kanuni” dedi… Efendim, bugün bir Avrupalıya sorsanız, Fransa’yı anlatın bana deseniz, adam 14.Louis mi diyecek, Napolyon mu diyecek...? Hayır, bir alim, bir şair ismi verecek, filozof ismi verecek, biz padişah ismi veriyoruz. Sf:13
*
Yunanlılar şarkı fethe gidiyorlar, evvela işçi olarak gidiyorlar, sonra tüccar olarak ve karşılarında Hititleri buluyorlar. Geç Hitit beylikleri temsilcisi o devrin. Bu itibarla, o yolla, onların aracılığıyla aldılar her şeyi. Bir Yunan 8-7.yüzyıl eserini, bir Hitit eseriyle yan yana koyuyorsunuz, -kitaplarımda yaptım bunu- ayırmak, farkını bulmak bazen bir uzman için bile fevkalade güç. O kadar birbirine benzer. Aynen kopya etmiştir. Sf:23
*
Atatürk sentez yapmıştır. Türkiye Şarktan ayrılmıştır. Şarkı hakir gördüğü için değil. Dinden arınmıştır; dini hakir gördüğü için değil. O günkü din işe yaramadığı için. Yoksa Abbasiler devrinde 9.yüzyılda dünyanın çevresini ölçen, kimya ilmini, cebiri tesis eden –sıfırı onlar bulmuş, Hintliler veya onlar- öyle bir medeniyet olursa, Atatürk Şarka da razı. Biz de razıyız… Nitekim, Osmanlıların da 14-15.yüzyıl fütuhatında –Fuad Köprülü çok güzel anlatır- hiçbir zaman din birinci unsur değildir. Bu itibarla Atatürk’ün ve ona bağlı olanların düşünüş biçimi şudur: Din aleyhine değildirler, laiktirler. Çünkü biraz önce siz de söylemiştiniz; Türkiye büyük bir süratle 16.yüzyıldan itibaren aşağı inmiştir. Sf:37
*
Folklorun bizde şu bakımdan bir önemi var. Toprağımızın tapusunu saklamak… Malum ya, bir gün yine çıkarlar karşımıza, “imperium romanum” derler, orası benimdir der İtalya. Atatürk tarih tezini bu iki millet yüzünden; biri “megali idea” yüzünden, öbürü de “mare nostrum” veya “imperium romanum” iddialarıyla gelen faşizm ve diğer cereyanlara karşı çıkarmıştır. Bir bakıma bunun için kurmuştur Tarih Kurumu’nu. “Toprak sizin mi?” Hayır, Hattilerindir, biz de onların varisleriyizdir… sf:48
   
Taylan Köken

2 Şubat 2013 Cumartesi

şeyh bedreddin...


MICHEL BALIVET
ŞEYH BEDREDDİN / ARAŞTIRMA / T.V.Y.Y. / 2000 / 155 sayfa

Bu kitap Şeyh Bedreddin üzerine yazılan, en derli toplu eserlerden biridir diyebiliriz. Onun yaşadığı dönemi, öncesi ve sonrasıyla, dinsel, siyasal ve politik gelişimlerle inceleyen bir çalışma.
Rum diyarının insanlarına, yani Anadolu ve Balkanlar’daki Hıristiyanlara uyarlanan bu tasavvuf anlayışı, aile tarafından Mevlevilere, tasavvufi açıdan İbn Arabi’ye bağlanan ve olasılıkla Bektaşilerle kaynaşmış bir hareketin kurucusu olan Şeyh Bedreddin ve müritleri tarafından görkemli bir şekilde temsil edildi. Kitabın arka kapağından yapmış olduğumuz bu alıntı Bedreddiniliğin dayanmış olduğu temelleri yansıtmaktadır.
Kitabın yazarı Michel Balivet, Bedreddin’in torunu olan Hafız Halil tarafından kaleme alınan Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin Menâkıbı’nı dönemin diğer eserleri ile karşılaştırarak bu kitabı meydan getirmiştir.
Şeyh Bedreddin’in yaşamı, kavgası içinde bulunduğu yüzyıl düşünüldüğünde ne kadar ilerici bir hareket ve düşünce biçimidir. Bu yüzden olsa gerek tarihte hor görülmüş ve aşağılanmıştır. Hani denir ya Sezar’ın hakkı Sezar’a… Geçte olsa kemikleri bugün aslında onun her zaman en büyük düşmanı olmuş olan milliyetçi söylemin bahçesinde yatmaktadır. 1961 yılında kemikleri idam edildiği Serez’den Divanyolu’ndaki II. Mahmut Türbesi haziresine getirilir. Mezarın tam karşısında Türk Ocakları Genel Merkezinin olması ne kadar ilginçtir.    
Genelde tarih meraklıları için, özelde ise Şeyh Bedreddin Vakasının detaylarını öğrenmek için önemli bir başucu kitabıdır.

Kitaptan almış olduğumuz kısa notlar ise şöyle;

Rumeli’de ilk Türk kadılarından birisidir Bedreddin. Sf:35
*
Bedreddin’in babası  Selçuklu ve gazidir. Büyükbabası Abdülaziz tanınmış bir kişidir, son Selçuklu sultanı Alaeddin Keykubad’ın yeğeni, aynı zamanda veziridir. Sf:38
*
Muhyiddin İbn Arabi ve Bedreddin dini canlandırdılar. Birinin eseri umman, diğerininki nehirlerdir. Niyazi Mısri 17.yy sf:98
*
Bedreddin Rum ülkesinin Hallac-ı Mansur’udur. Şeyh Hüseyin Ahlati sf:119

Taylan Köken

1 Şubat 2013 Cuma

abidin...


FERİT EDGÜ
ABİDİN / METİNLER / YKY / 2003 / 107 sayfa

Abidin Dino’nun arkadaşı olan Ferit Edgü onun basılan birçok kitabına tanıtım yazıları, önsözler yazmıştır. Bu yazılarını toplamış olduğu bir kitap “Abidin”. Bu kitaptaki yazılarda bir dostluktan öte objektif değerlendirmeler bulunmaktadır. Tanıtım ve resim kitaplarının yazıları haricinde kitabın sonunda ek olarak Cumhuriyet Kitap ekinde yayınlanan Turgay Fişekçi’nin Ferit Edgü ile birlikte yapmış olduğu “Abidin Dino Üzerine Bir Söyleşi”de bulunmaktadır.
Kitaptan almış olduğumuz kısa notlar ise şöyle;

Abidin, hangi temayı “işlerse işlesin”…
Yaşayan insandan yanadır. Açan çiçekten. Resimleriyle bunu belgeliyor. Sf:15
*
Ressam yalnız ressamlar için resim, ozan yalnız ozanlar için mi şiir yazacak? Sf:19
*
“Bana ayrılan zamanı çizmek.” Abidin Dino sf:51
*
Türk Anadolu’nun iki dehası vardı ki Abidin’in onlara tutkusu bambaşkaydı. Bunlardan birincisi Derviş Yunus, ikincisi de Koca Sinan’dı. Yunus Emre için senaryo denemeleri yapmış, Sinan’ın sanatı üzerine bazı yazıları da dönem dönem dergilerde yayımlanmıştı. Sf:69
*
Adına “ömür” dediğimiz o bize “ayrılan zaman”ı çizgileriyle, sözcükleriyle, notalarıyla dolduran, doldurmaya çalışan insanlar vardır. Onların “Zamanım yok” sözü, “Bana ayrılan zaman bana yetmiyor” anlamına gelir. Sf:78
*
Bir şiirinde, “Mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?” diye bir dizesi vardır. O gün bugün, bu soru sökülüp atılması olanaksız bir biçimde bedenime yapışmış gibidir. Tabii, şiirinde bu soruyu sorarken, mutluluğun resmini yapamayacağımı biliyordu Nâzım. Sf:89
*
Abidin’in yurtdışına gitmesi, kendisi için de Türk sanatı için de iyi olmuştur. O, Paris’te de, Türkiye’de yaşar gibi yaşadı. Bağlarını hiç koparmadı. Birçok yazar-çizerin elde etmek için yırtındıkları Fransız pasaportunu, kendisine birçok kez sunulduğunda, nezaketle geri itti. Çektiklerinden dolayı, hiçbir zaman Türkiye’ye küsmedi. Sürgünde de Türkiye’yi, Türkiye’nin sorunlarını yaşadı. Sf:107        

Taylan Köken 

31 Ocak 2013 Perşembe

anadolu'da islâmiyet...


FRANZ BABİNGER –FUAD KÖPRÜLÜ
ANADOLU’DA İSLAMİYET / ARAŞTIRMA / İNSAN / 2003 / 138 sayfa

Franz Babinger’in 1921 yılında açılış dersi olarak verdiği ve daha sonra 1922 yılında dergide yayınlanan makale “Anadolu’da İslamiyet –İslam tedkikatının yeni yolları” adıyla basılmıştır.
Fuad Köprülü bu makaleye istinaden tenkit niteliğinde bir makale hazırlamıştır. “Türk istilasından sonra Anadolu tarih-i dinisinde bir nazar ve bu tarihin menbaları” başlığıyla bu maddeyi yayınlamıştır.
Kitabın tek eksiği basıldığı yıllardan kalma dille yazılmış bir kitap olması. Kitabın arkasına eklenmiş olan sözlük kısmı da makalelerin okunmasını kolaylaştırmıyor. Bu tür kitapları basan yayınevleri kitabı basmak için (özellikle yalnızca belli bir kesimin okuduğu) onca emek harcıyorlar, bunca uğraşa rağmen zaten az okunurluk oranı olan kitap bir de eski dilde olunca okur sayısı, en önemlisi de anlaşılması yeterli olmayacaktır. İnsan anlamak, öğrenmek için okur. Bunu zorlaştırmak bunca emeği boşa atmak değil mi? 
Franz Babinger’in yazısı etkileyici fakat eksik ve yüzeysel varsayımlara dayanmakta. Fuad Köprülü yazısında bu noktayı belirtmektedir. Bu toprakların insanı ve asıl kaynaklara yakınlığı ve birikimleri sayesinde konuya belgelerle ve doğru olarak yaklaşmasını sağlamaktadır. Fuad Köprülü kendi metodolojisini kurmuş olan önemli bir bilim insanıdır. Keşke siyasete atılıp bu muhteşem yeteneğini harcamasaydı… Bu benim görüşüm. Muhakkak onu siyasette de başarılı görenler vardır.      

Kitaptan almış olduğumuz kısa notlar ise şöyle;

Rum Selçukları şii bir mezhebe mensuptular. Yani tek bir kelime ile alevi idiler. F.B. sf:13-14
*
“Bu dergahın velisi şayan-ı dikkat iki taraflı bir zattır. Türklerce Akyazılı Baba Hıristiyanlarca Aya Atanaş’tır. Ve gerek Hıristiyan gerek Müslümanlar tarafından bilhassa çalınmış davarların meydana çıkarılması için kendisinden istimdad olunur.” F.B. sf:28
*
Tarih-i dini tedkikatında harici ünvanlardan ve zahiri şekillerden ziyade asıl o eşkal altındaki hakiki itikadların samimi mahiyetini ve menşe ve kıymetini anlamaya çalışmalıdır. F.K. sf:46  

Taylan Köken

30 Ocak 2013 Çarşamba

kendi kendisinin terzisi bir kambur...

‘EMİNE’ SEVGİ ÖZDAMAR
KENDİ KENDİSİNİN TERZİSİ BİR KAMBUR / ANLATI / YKY / 2007 / 106 sayfa


Sevgi Özdamar için Ece Ayhan’ın öğrencisi, arkadaşı, dostu, yoldaşı ve zor gün kurtarıcısı dememiz yanlış olmaz. Çok yönlü (az?) marjinal bir insan olan Sevgi Özdamar tiyatroculuk, ressamlık, sahne tasarımcılığı, oyun yazarlığı ve yazarlık gibi bir çok karpuzu koltuğunun altına sıkıştırmış bir sanatçıdır. Onu bu kitapla tanıdım ve öncelikle Hayat Bir Kervansaray isimli kitabı dahil diğer kitaplarını da ivedilikle temin edip okuyacağım.
Sevgi adının önüne Emine adını koyan Ece Ayhan’dır. Kitabın alt başlığı da kitabın içeriğini açıklar niteliktedir: Ece Ayhan’lı anılar, 1974 Zürih günlüğü, Ece Ayhan’ın mektupları
Gültekin Emre’ye Ece Ayhan’ın ölümü ile birlikte Sevgi Özdamar kitabı oluşturan dokümanları verir. Bu kitap oluşturulması için Gültekin Emre ve Sevgi Özdamar birlikte çalışır. 

Kitaptan almış olduğumuz kısa notlar ise şöyle;

“Bu fakir çocukları,” derdi, “orta ikiye kadar okurlar, orta ikiyi okumayıp okuldan kaçarlar. Orta iki bu çocukların çoğunun intihar yılıdır.”
“Her şeyi kurcala.”
“Evlilik sıhhate mugayirdir.”
“Bir kadınla bir erkek karşılaşırlar, önce aslanlar gibi sevişirler, sonra evlenirler. Kadın kadınlık maskesini takar yüzüne, adam da erkeklik maskesi. Sonra da birbirlerini yerler.” Sf:17
*
Ben yanlış tarafında yürürsem, “Bu kulağım sağır, canım, öbür tarafıma geç,” derdi. Bir gözü kör bir arkadaşı varmış. Durmadan yer değiştirirlermiş.  Arkadaşının kör gözüyle Ece’nin sağır kulağı yolda yürüdüklerinde yan yana düşermiş. O nedenle Ece ve arkadaşı birbirlerini görmek ve duymak için durmadan yer değiştirirlermiş. Sf:22
*
“Galatasaray’da duvardaki yazılara bak” derdi. “Buraya lütfen işemeyeniz.” Duvar yazısı çok kibar. Kasımpaşa’ya indikçe dil değişiyor: “Buraya işeyenin anasını avradını yedi sülalesini ecdadını si…?”
Ece’nin anlattıklarını hep kitaplarında bulurdum sonraları. Konuşuyor sanırdım, meğerse yazarmış. Yazmayacağı şeyi konuşmazdı. Sanki ağzından çıkan kelime nehirleri sonra kitaplarında denize dökülürdü. Sf:27-28
*
“Haklılığın inadı vardır. Sen yoluna kimseye sormadan devam et. Taşlayacaklar seni. Olsun. Aldırma. Dosdoğru git. Elmalı ağacı taşlarlar.” Sf:30
*
Kontrolleri yapılıyor. Hastanedeki bir asistan doktor Ece’ye “Kitabınızı okuyorum, 38. sayfadayım,” dedi. Ece de, ertesi gün ameliyat olacak, güldü, “Şiirin sayfası mı olur?” dedi. Sf:33
*
Ece’nin bir ara İlhan Berk’le arası bozuk. İlhan genç bir şairle haber göndermiş. “İlhan Bey dedi ki, Ece her şeyi iki kez tekrar etmesin. Gerek yok. Her kes anlar.” Ece’nin cevabı: “Bundan sonra üç kez tekrar edeceğim. O zaman İlhan’da anlayacak!” sf:38
*
“Ve belki de, Osmanlı İmparatorluğu, Bizans’ta bir sülale değişikliğidir temelde”… sf:100
*
“Dindarlar Atatürk’e belki de bir Luther olduğu için kızıyorlar. (Yani Selanik’li Luther!)” sf:101
*
“Esas duruş, mülkün temelidir” sf:103
        
Taylan Köken 

29 Ocak 2013 Salı

ne hoş zamanlardı...


AYDIN BOYSAN
NE HOŞ ZAMANLARDI /ANLATI / İŞ BANKASI Y. / 2007 / 262 sayfa

Aydın Boysan benim için her yönüyle müthiş bir “insan”dır. Bu yaşamasını bilen insanın, bu müthiş adı gibi aydın insanın, uzun yaşamında gördükleriyle, hissettikleriyle her zamanın öncü insanı olmuş usta kalemin yazdıkları gerçekten harika. Aydın Boysan okumaya devam…
Kitabın önsözü şöyle:
Bu kitabımla, çok sayıda konuyu olabildiği kadar kısaltarak, sunmak istedim.
Egoistçe davrandığımı itiraf ederek diyeceğim ki, yaşadığım, gördüğüm ve düşündüğüm sahneleri anlatırken, durmadan konu değiştirdim. Mekanlar İstanbul’dan Uzay’a ve Evren’e, zamanlar ise çok önce’den, uzak geleceğe kadar çeşitlendi.
Sanattan politikaya, şehirlerimizden insanlarımıza uzanan konu paleti içinde şiirlerim de yerini aldı.

Kitaptan almış olduğumuz kısa notlar ise şöyle;

Sarhoşluk kusur yaratmaz, var olan kusurları meydana çıkarır. Seneca
Şarap zaten, edepsiz olanı edepsiz eder. Mevlana sf:22
*
Ölçüsüz içmek marifet noksanından doğar. Bektaşi sf:33
*
Zehiri miktar doğurur. Paracelcus sf:34
*
Demokrasi devletin çöküş biçimidir. Nietzsche sf:78
*
Politikacı gelecek seçimleri düşünür, devlet adamı ise, gelecek kuşakları. Gladston
Bir leoparın gücü, başka bir leopardan duyduğu korkudan kaynaklanır. Nijerya Atasözü sf:79
*
Einstein ile Charlie Chaplin buluşması sahnesinden, bir geçiş: Ünlü bilgin sanatçıyı pek beğendiğini, şöyle anlatıyor: “Sanatınızın evrensel oluşu dışında en hayran olduğun yanı, bütün dünya insanlarının sizi anlayışı ve size hayran oluşu…” Şarlo itiraz etmiyor olaya başka bir yandan bakıyor: “Doğru söylüyorsunuz ama, sizin ününüzü nasıl kazandığınız daha şaşırtıcı… Sizi anlayan yok kimse yok, ama herkes size hayran.” Sf:83
*
Bir erkek tecrübe geçirdikçe akıllanır, bir kadın ise yaşlanır. Montherland
Genç olabilmek için, çok uzun zamana gereksinme vardır. Picasso sf:88
*
Kıyametten sonra bile bir mekâna sahip olma imgesinden vazgeçen insan, yok gibi! Sf:98

Taylan Köken

28 Ocak 2013 Pazartesi

ipteki kareler...


İBRAHİM BAŞTUĞ
İPTEKİ KARELER / ŞİİR / CAN / 2004 / 63 sayfa

İpteki Kareler, İbrahim Baştuğ’un Can Yayınlarından çıkan dördüncü kitabı. Yayınevi, Baştuğ’un yayınlanan üç kitabının ardından daha önce Öteki Yayınevi tarafından 1995 tarihinde yayınlanan çalışmayı tekrar basmıştır.

İbrahim Baştuğ bu kitabında, Kül ve Köz’ün ipuçlarını vermektedir. Dilin sadeleşmesini bu kitaptaki şiirlerde görmekteyiz.


Kitaptan bir şiir aktaralım:

XXII

Bu fırtına. Kafesi göğsümün. İstekli dalgalarına. Gergin.
Dişlerim kenetli dişlerine. Parmaklarım tutkulu tayfaları
denizlerinin. Kulaklarımda yine o ıslık. Bu uçurum. Düş-
tüğümüz. Şu sis. Dinginliğin mi? Deniz diplerin mi? İn-
si. Kirlenen mavin. Önce açılan. Hızla açılan. Sonra. Tit-
reyen. Büzülen. Solan. Alnıma alnıma savrulan çiçeğin.
Sonra da soluğun. Soluğundan havalanan fırtınakuşu.
Sonra yine soluğun. Soluğunla yarışan. Soluğunla yarış-
maktan yorgun. Yelkenlerim. Direklerim sf:42

Taylan Köken

27 Ocak 2013 Pazar

kavis...


İBRAHİM BAŞTUĞ
KAVİS / ŞİİR / CAN / 2003 / 83 sayfa

Kavis, İbrahim Baştuğ’un Can Yayınlarında yayınlanan üçüncü kitabı. İlk iki kitabındaki dörtlüklerden farklı tarzda yazmış olduğu bir çalışma. Şair, kitabı için önsözde şöyle diyor: “Yayımlanmış sırasıyla öne düşmüş öteki dört kitabımın öncelidir Kavis; ancak şiir serüvenim açısından başlangıçta da, gelinen son nokta da söz hakkına sahiptir.”

Dörtlüklerle farklı bir biçem olmasına ve öncül bir kitap olarak nitelendirilmesine rağmen şairin şiir bilirliğini, şairin söylemini yansıtan başka bir güzel kitap olarak değerlendirilmelidir Kavis.

Kitaptan bir şiir aktaralım:


Serenat

Ucu gümüş işlemeli bir hançer veriyorum
sana farkında mısın? Ellerimi
Sapı kehribar yangını
Terk edilmiş sokaklarında kentin
Duvarlar karalı. Gözlerimi veriyorum
Dışında paslı kapıların, pencerelerin
Bir yangının içinde. Yasadışılığını
kentin sokaklarına fısıldadığımız öykülerin
Santiagolu bir gitar duruyor aramızda
bileklerinden vurulmuş
Bir türkü bırakıyorum ellerine
tarihi kanatarak akan. Kızılkuğu
bir şiire geçti adım
başlığı “Venseremos” olan
Issız zifiri gecelerde ısınan
patlaması yakın bir kurşun bırakıyorum
ellerine farkında mısın? Bir hücum kıtası
bırakıyorum. Yüreğime bırakıyorum ellerine sf:54-55

Taylan Köken

26 Ocak 2013 Cumartesi

kül...


İBRAHİM BAŞTUĞ
KÜL / ŞİİR / CAN / 2001 / 71 sayfa

Kül İbrahim Baştuğ’un Can Yayınlarında yayınlanan ikinci kitabı. İlk kitabındaki söylem, biçim bu kitabında da devam ediyor adeta. Yine sade konunun özüne inen, az söz ile çok şey anlatan dörtlükler…
Kitap İnce, Yüzün, Daha dün ve Söz oku başlıkları altında toplanan 52 dörtlükten oluşuyor. Şair sanki bu dörtlüklerinde anlam arayışını daha derinlerde yapmaktadır. Şair aramaya, kurcalamaya devam ediyor. Sayfa 43’te Baudelaire’den alıntı yapmış: “Ben nerede değilsem orada iyi olacakmışım gibi gelir.”

Kitaptan bir dörtlüğü aktaralım:

Doktor!

Doktor! Hangi şehri boşaltacağını sanıyorsun elindeki neşterle
Hangi panzehiri dolduracaksın hoyratça çıkarıp attığın zehirden
boşalan yere? Neye yarar zehri alınmış Şahmaran? Itırsız bir bahçe,
dikeni teni tehdit etmeyen bir gül? Anısında köz olmayan kül. Sf:42

Taylan Köken 

25 Ocak 2013 Cuma

köz...


İBRAHİM BAŞTUĞ
KÖZ / ŞİİR / CAN / 2000 / 63 sayfa

Köz İbrahim Baştuğ’un ilk kitabı değil. Daha önce yayınlanmış iki kitabı bulunuyor. Ama Can yayınlarında Hilmi Yavuz editörlüğünde yayınlanan ilk kitabı. Köz ile İbrahim Baştuğ 2001 yılı Cemal Süreya Şiir Ödülü’nü kazanmıştır.
Kitap Bir suretin, Testi ve Söz uçar başlıkları altında toplanan 48 dörtlükten oluşuyor. Şairin minimalist bir anlayışla yazmış olduğu dörtlükler sade ve etkileyici. Hilmi Yavuz’un deyimiyle Köz, K/öz olmalıydı belki de…

Kitaptan ilk dörtlüğü aktaralım:

Sen

Sen ve ben. İki eş im. Yan yana iki boşluk. İki beden
Sen bir ben dokuyorsun benliğinde geceler günler boyu
Ben bir sana tutunuyorum bende benden umudum kesilince
Bana değiyor içimdeki sen sevgilim. Bir hafiflik. Değme sf:11

Taylan Köken