10 Ocak 2014 Cuma

reading hapishanesi baladı...

OSCAR WILDE
READING HAPİSHANESİ BALADI / ŞİİR / BORDO-SİYAH / 2004 / 93 sayfa

Oscar Wilde, 1891 yılında Bosie adını verdiği esmer güzeli bir genç ile tanışır. Bu gençle olan ilişkisi yüzünden karısını ve çocuklarını terk eder. Bu gençle toplum içinde dolaşır, seyahatlere çıkar. 1895 yılında genç adamın babası olan Lord Queensberry, Oscar Wilde’i şikâyet eder. Mahkeme onu bu ilişkisinden dolayı iki yıl kürek cezasına çarptırır. Reading Baladı, bu hapishane yaşamından kalma bir üründür. 

Yazar, hapishane günlerinden çok büyük dersler çıkarmıştır. Hapisten çıkar çıkmaz bu uzun şiiri yazar. Baladı hapishanede idam edilen gerçek bir kişilikten esinlenerek yazmıştır. Onun idamı hem hapishanedekileri, hem de yazarı derinden etkilemiştir.

Ben ise kitabı, okunması için sıra bekleyen kitaplarımın arasından Tv’de yayınlanan “Ezel” isimli dizide “Ramiz Dayı” karakteriyle bu şiirin ilk dizelerini okuyan rahmetli Tuncel Kurtiz’in sesinden dinleyerek okumuştum.

Kitabı Türkçemize Tozan Alkan tarafından çevrilmiştir. 

Ramiz Dayı’nın okuduğu bölümü buraya aktarıyorum:

 

Kulak verin sözlerime iyice,

Herkes öldürebilir sevdiğini

Kimi bir bakışıyla yapar bunu,

Kimileri dalkavukça sözlerle,

Korkaklar öpücük ile öldürür,

Yürekliler kılıç darbeleriyle!


Kimi gençken öldürür sevdiğini

Kimileri yaşlı iken öldürür;

Şehvetli ellerle öldürür kimi

Kimi altından ellerle öldürür;

Merhametli kişi bıçak kullanır

Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.

 

Kimi aşk kısadır, kimi uzundur,

Kimi satar kimi de satın alır;

Kimi gözyaşı döker öldürürken,

Kimi kılı kıpırdamadan öldürür;

Herkes öldürebilir sevdiğini

Ama herkes öldürdü diye ölmez. Sf:14-15


Taylan Köken

9 Ocak 2014 Perşembe

kırık taşlar...

HERAKLEITOS
KIRIK TAŞLAR / FELSEFE / BORDO-SİYAH / 2004 / 167 sayfa

Hemşerimizdir, Heraklaitos. İyonyalı’dır. Sözünü esirgemez. Kırık Taşlar, bu korkusuz filozofun günümüze kalabilen az sayıda düşünce kırıntılarıdır. Dünyayı, evreni anlama çalışmalarıdır. Ateşe, suya, güneşe, toprağa bakan ve algılayan incilerdir bu sözler. Sol düşünceyi etkilemiştir. Bilinen ününe rağmen “muammacı”, “karanlık” ve “ağlayan” gibi sıfatlarla anıldı ve gerçek değeri “materyalist” düşünce ile tekrar popülerleşmiştir.

Tüm gerçeklik hiç durmadan akan bir ırmak gibidir. Hiçbir şey bir an bile durmaz. Görünen şeylerin özü sürekli bir değişim içindedir.

Kitap günümüze Erdal Alova tarafından şiirleştirilmiştir.

Kitaptan seçtiklerimize gelelim:
Bu dünya düzeni ki
Rastgele süprüntülerden bir yığın sf:16
*
Dama oynayan
Bir çocuktur zaman

Krallık çocukta! Sf:18
*
Deniz
         En arı
                    En katışık su

Balıklar içebilir
                    İyi onlara

İnsanlar içemez
                    Ölümcül sf:25
*
Savaştır
         Her şeyin babası
                                Kralı

Kimini tanrı kıldı
                    Kimini insan

Kimini köle
                    Kimini özgür sf:32
*
İki kez
         Giremezsin
                    Aynı ırmağa sf:41
*
Çocuk oyunudur insanların görüşleri sf:99
*
Aptallar
         Sağır gibidir
                    Dinlerken

Varlığıyla
         Yokluğu bir
                    Dedikleri sf:105
*
Priene’de yaşadı
                    Teustamas oğlu Bias
O ki
         Herkesten akıllıydı sf:117

(Bias ne demiş: Çoğu insan kötüdür…TK)
*
Tezekten çok
Cesetlere yaraşır
Defedilmek sf:136
*
Karakter
         İnsanın
                    Kaderidir sf:143
*
Öldüklerinde
Ne bekledikleri
Ne düşledikleri
Şeyler bekler insanı sf:145

Taylan Köken

8 Ocak 2014 Çarşamba

ilkyaz devrimi...

OKTAY AKBAL
İLKYAZ DEVRİMİ / ÖYKÜ / CAN / 1999 / 111 sayfa

Oktay Akbal Türkçemizin temel yazarlarından biridir. Sade, duru diliyle sıkmayan tarzıyla harika bir yazardır Oktay Akbal. Benim tarafımdan sevilmesindeki sır onun kısa, net cümlelerle anlatmasıdır. Sanırım bir de kendi yaşamından, izlenimlerinden aktardığı için etkilidir yazıları.
Oktay Akbal öykülerinde hayal gücüne bol bol başvurur. Hayalleri yönlendirir düşüncelerini, yaptıklarını. O her öyküsünde hayal gücünden gerçeğe bir geçiş yaptırır… “Gidiyoruz Hep Birlikte” öyküsü çok güzel…
Kitaptan kısa notlara gelirsek:
Kıyamet ne zaman kopar? Nedir kıyamet dediğimiz? Düşsel bir şey bu. Kişinin hayal gücünü aşan. Oysa nice kıyametler her an kopmakta. İçte dışta. Çoğunu anlamayız bile. Sf:15
*
Kimse mutlu anlarını anlatmıyordu. Yaşamış, tatmış olsa bile mutluluğu. Sevinçlerini kimse, başkasına vermiyordu. Yalnız üzüntüler: Bırakılmışlıklar, kötülükler, yenilgiler, yenen tokatlar. Herkes böyleydi demek. Sf:17
*
Ben mi yazdım, bir başkası mı? O içimdeki sayısız kişilerden biri yazıyor. Yazar olanı. Sf:18
*
“Ben, bir başkasıdır.” André Gide sf:34
*
Yer değiştirmekle, bir anlığına başka birinin katına çıkmakla, kendi gibi olanlara tepeden bakmakla mutlu olan nice nice insan vardı yeryüzünde, özellikle az gelişmiş toplumlarda… En acımasızlar, en hainler, tehlikeliler bunlardan çıkıyordu. Ezenler, kıyanlar, vuranlar, öldürenler hep ‘kraldan çok kralcı’ olanlardı. Sf:51
*
Aşk ile ölüm niye iç içedir? Sf:52
*
“Doğan gün yalnız senin değildir, yalnız benim de değil” Sofokles sf:53
*
Yaşam türlü acılar duyurur bize. Kişilerin, zamanın elinde paramparça olmalarını, yozlaşmalarını görmek en başındadır bu acıların. Ne bıçak yarasına, ne kurşun izine benzer. Tanımı yoktur, olsa olsa yitik dost acısı denir bunun adını. Sf:70
(Gençlik biter, masumiyet biter… TK)
*
“Yaşamı anlamak için yaş kırka gelmeli, derlerdi, işte geldim geçtim, yine yaşamı anlayamadım.” Eric Satie sf:85
*
Herkes çağının insanıdır. Sf:89

Taylan Köken 

7 Ocak 2014 Salı

bizans definesi...

OKTAY AKBAL
BİZANS DEFİNESİ / ÖYKÜ / CAN / 1990 / 96 sayfa

Oktay Akbal’ın ilk kitaplarından biridir. İlk basımı Yeditepe Yayınlarında 1953 yılında yayınlanmıştır. Öyküler ilk gençlik yıllarından süzülen anılardır, yaşanmışlıklardır.
Öyküler için aldığımız notlar şöyledir:
Bizans Definesi: Çocukluğumuzun gizli kalmış hayalleri, güçlü duyguları, hırsları anlatan bir öykü.
Kızkıran Haydar: İlk gençlik dönemlerinin zamparası. Hayaller içinde yaşayan, elde edemediği kızların hayalleriyle yaşayan bir zampara.
Ester ile Roza: Yeni kurulacak İsrail için hayalleri olan iki İstanbullu Musevi’nin hangi gözle görüldüğüne ilişkin çarpıcı bir hikaye.
Cambazlar: Yine gençlik tutkularının sarıldığı hayaller, yalanlar, yanlış anlamalar.
Gar: Çoğu seyahat için değil, zorunluluktan göç edenler ve fakirliğin gözleri.
İlk Gençlik Sevdaları: Kanın deli aktığı dönemde ilk arzular ve dünyaya farklı bir bakış.
Parktaki Kanepe: Yine hayaller üzerine bir hikaye. Öykü kahramanının hayalleri parktaki kanepe üzerinde, yazarın hayalleriyle çakışır.
Havuzlu Ev: Yaşamımızla, mahallemizde izlediğimiz ilgi duyduğumuz yaşamlar ve beklemediğimiz sürprizler.
Sonra Tren Kalktı: Tren istasyonundaki trençkotlu gizemli adamın düşündükleri.
Keçi: Çocukluk çağından çıkarken eve gelen bir keçinin yazar üzerinde yaratmış olduğu iz düşümler. Keçi bir yan nesne, önemli olan onun yaratmış olduğu olaylar. Daha ortaokula giden ağabeyin evden kaçarak iç güveyi olarak sevgilisinin evine sığınması. İlk sevdalar ve hayatın gerçekleri üzerine başa gelenler.

Kitaptan kısa notlara gelirsek:
Ama yol boyunca o iki genç kızın şu koskoca dünya içindeki didinmelerini, çırpınmalarını, insanlara, onların kötülüğüne karşı, gece gündüz çarpışarak, arzuladıkları bir mutluluğun ardı sıra koşuşmalarını düşünüyordum. Bir daha ne Roza’yı ne Ester’i görebilirdim. Sf:33
*
Hayallerimle gerçek hep böyle uygun sürüp gidecek sandım. Oysaki hep aldandığımı unutmamalıydım. Böyle kolay, yalın görünüşlere kendimi kaptırmamalıydım. Ama olan oldu. Hayallere gerçekten ötede bir anlam ve değer vermek alışkanlığım beni öteden beri tatsız kırgınlıklara, acı bezginliklere sürüklemişti. Bu defa da böyle olacağını nasıl bilemedim! Belki de bilmek, anlamak istemedim. Sf:68

Taylan Köken 

6 Ocak 2014 Pazartesi

shakespeare bunu asla yapamazdı...

CHARLES BUKOWSKİ
SHAKESPEARE BUNU ASLA YAPMAZDI / GEZİ / PARANTEZ / 1999 / 155 sayfa

Yabancı yazarlar arasında Charles Bukowski “en yaramaz”, “en haylaz”, “en uslanmaz” ve “en kopuk” olanıdır benim gözümde. 1920 yılında doğup, 1994 yılında 74 yaşında vefat eden Bukowski bunca hoyrat yaşamına rağmen çok uzun yıllar yaşamıştır. Alkoliktir, sigara içer ve hatta sık sık uyuşturucu da kullanmaktadır. Kitaplarında böyle bir yaşamı seçtiğini kendisi aktarmaktadır. Gerçi birçok kişiye göre böyle bir yaşamı olmadığı, bu yaşamın bir kurgu olduğunu savunmaktadır. Ama bu kitapta yazılanlar gerçek ise gerçek budur. Kitabı Türkçeye çeviren her zaman olduğu gibi Avi Pardo’dur.
Yazar sevgilisi Linda ile birlikte Amerika-Paris-Almanya üçgeninde yapmış olduğu gezi ve şiir dinletisi etkinliklerini anlatmaktadır. Kitabın son kısmında ise bu yolculukta yazmış olduğu şiirler bulunmaktadır. Gezi boyunca çekilen resimlerde kitaba görsel boyutlar kazandırmaktadır.
Kitaptan seçtiğimiz kısa alıntıları aktaralım:
“Bak” dedim Linda’ya, “otel odamıza dönelim, günlerce, gecelerce içelim, paramız bitene dek, sonra da atılana kadar kalalım odada. Usandım” sf:37
*
Sırada Hamburg’da vereceğimiz şiir dinletisi vardı. Hala nefret ediyordum şiir dinletilerinden. Ben okumak için yazmıyordum şiiri, kirayı ödüyordu ama. Tanıdığım bütün şairler ve çok şair tanıyorum, bayılırlardı şiirlerini okumaya. Sf:38
*
Neyse, insanı etkiliyordu ve çok içmiştim. Ama budur ayyaşın sorunu: heyecanlanırsa çok içer, sıkılırsa çok içer, şansı yaver giderse çok içer, şansı yaver gitmezse çok içer, falan filan. Sf:40
*
İnsanların çoğunu ilgilendiren şeyler beni hiç ilgilendirmiyordu. Küçük bir liste yapabilirim sizin için: topluca dans etmek, şeytan arabaları, hayvanat bahçesi ziyaretleri, piknikler, yıldız rasathaneleri, televizyon, cenazeler, düğünler, partiler, basketbol maçları, otomobil yarışları, şiir dinletileri, müzeler, ralliler, protesto gösterileri, çocuk oyunları, büyük oyunları… plajlar, yüzmek, kaymak, Noel, Temmuzun dördü, rock, dünya tarihi, uzay araştırmaları, ev köpekleri, katedraller ve Büyük Sanat Eserleri beni ilgilendirmiyor. Sf:41
*
Bir yazarı yazar yapan şeyle bir fahişeyi fahişe yapan şey nedir ve ikisini nasıl ayırt edersin? Sf:65
*
Geceden çok fazla bir şey hatırlamıyorum, içtik ve yedik ve içtik ve içtik. Herkes iyi yaşıyormuş gibi bir duygu uyanıyordu insanda, hayat bir şakadan ibaretmiş gibi… sf:111
*
hiç olmazsa Amerika’da
makul ve yeraltında
tuttular beni:
dönüp saklanabilirim. Sf:123

Taylan Köken 

2 Ocak 2014 Perşembe

1 Ocak 2014 Çarşamba