22 Ağustos 2020 Cumartesi

avluda...


SİNA AKYOL         
AVLUDA / ŞİİR / YKY / 1996 / 76 sayfa

 
            Sina Akyol, 1950 yılında Ankara’da doğdu. Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu'nu bitirdi. Çeşitli reklam şirketlerinde yazarlık yaptı. TRT’de program yapımcısı olarak çalıştı, klasik batı müziği programları hazırladı.
            İlk şiiri 1967 yılında yayınlanan şair, ilk kitabı Su Tadında'yı 1972 yılında yayınladı. Şiirleri Adam Sanat, Dost, Forum, Güney, Meltem, Öküz, Varlık, Yansıma, Yazko Edebiyat gibi dergilerde yayınlandı.
            Birçok şiir ödülü sahibi olan ve bazı şiirleri İngilizce, Fransızca, Yunanca, Bulgarca ve Litvanyacaya çevrilen Sina Akyol, 2017 yılında 22 ncisi düzenlenen İzmir Kitap Fuarının onur konuğu oldu. TÜYAP tarafından “50. Edebiyat Yılında Sina Akyol” armağan kitabı hazırlandı, “50. Edebiyat Yılında Sina Akyol Şiiri” paneli düzenlendi ve “70’lerden Günümüze Sina Akyol Şiiri İçin Dipnotlar” söyleşisi gerçekleştirildi.
            Yukarıda italik olarak verilen bilgiler www.siirparki.com adresinden alınmıştır, teşekkür ederim. Avluda kitabı şairin beşinci şiir kitabıdır. Daha sonra üç baskıyı da yaptığını öğrendim. Yalın şiiri seviyorum. Kitaptan:
 
ESKİDEN TERZİ”
(1)
Zaten,
melekler de eskidendi!
 
-Nerde benim
ejderha başlı
kırlentim, dedim.
 
(2)
Yok, dedim.
 
(3)
Teyelledim
bana aklımı.
Olmazsa sökerim,
dedim.
 
(4)
Çuvaldızım.
Kayıp. 
Ah. Sf.32-33
 
*
Susmak için nereden başlamalı?
İsabetle, Arkadaş’ın anlından!
 
-Rastgele dikilmişti, sol kaşında
otopsi izleri: özensiz teyeller… sf.62
 
*
HÜSEYİN VE DENİZ VE YUSUF
FAZLADAN NELER DEDİLER?
 
Aptal çınarın üryan dalı!
 
Senden niçin kurtulmalı?
 
Çünkü Mayıs göğünde
taze rüzgâr var.
***
Peh! Boğazımda urgan.
Kırıldıkça dönerim.
Döndükçe gövdem
bana asılı. Sf.65
 
*
 
BABAM  İÇİN…
 
Yaz bahçesi! Sefalı vakitler!
Rüzgâr narin! Hayat ince!
 
Zamanın rengi
kıvamına erince,
 
sofraya ardıç
dalı değerdi.
 
Sen, olgun kavun!
Ben, delikanlı peynir!
Hemhal olur söyleşirdik.
Genç babam, gencecik babam. Sf.71
 
*
 
YÜZÜN DİYORDUM
                       -Olcay için-
 
Sevinçler!
Ve sevinçler!
Di yüzün.
 
Kaygısız, küçümen…
 
Ama patlıcan kızartırken anne, n’olur?
 
Baba ölür. Sf.72

Taylan Köken

20 Ağustos 2020 Perşembe

tk1980...


RONİ MORGULİES
TK1980/ŞİİR / YKY / 2006 / 60 sayfa

 
Bir başka Roni Margulies kitabı. Aynı tonda, aynı şekilde devam ediyor şiirine. Okumak düşüyor, geriye…
 
Nereden kalmış aklımda, bilmem,
ama biliyorum, sakalıyla tırnakları
uzarmış ölülerin bir süre.
Ne kadar sürer ama?sf.18
*
TELKİN
Yağmur sandım karanlıkta bahçeden gelen hışırtıları duyunca.
Değilmiş. Baktım, yağmur dinmiş. Yaz yaprakları dökülüyor
rüzgarın salladığı ıslak dallardan. Gözlerim daldı. Dinledim…
Sabaha eminim hiçbir şeyim kalmayacak. İyiyim… İyiyim. Sf.31
*
DİLE KOLAY
Ne kadar çok şey sığarmış gibi geliyor bazan;
dile kolay, yetmiş yıl, seksen hatta, doksan.
İyice az yaşadıklarımız oysa,
çok zaman düşleyip de yaşayamadıklarımızdan. Sf.33

Taylan Köken

19 Ağustos 2020 Çarşamba

bilirim niye yanık öter ney...


        RONİ MARGULİES
        BİLİRİM NİYE YANIK ÖTER NEY / ŞİİR / YKY / 1996 / 47 sayfa

 
        Roni Margulies şiiri hakkındaki düşüncelerimi daha önceki paylaşımlarımda belirtmiştim. Tekrar            etmek istemiyorum. Hem siz de etiketten bularak reytingimi arttırmış olursunuz… J Kitaptan:
 
        Bir gün babam “Sıkıntılıyken içki içme” demişti,
        “keyifsizken daha kötü eder insanı içki”. Haklıyımış. Sf.16
        *
        Ne kaçmak mümkün, ne erişmek;
        Yaptığımız tek şey kaçınılmazı belki biraz ertelemek. Sf.18
        *
        MUHASARA
 
            Gökçeada’nın terk edilmiş bir Rum köyü
            Nüfus kırk sekiz, en genci yetmiş yaşında.
            Oturmuş bir kahvede masalar etrafında,
            Çay içip tavla oynarlar takır takır,
            Herkes buradaymış, her şey aynıymış gibi.
 
            Köşede balkonu çökmüş o büyük ev
            Boş değilmiş, yemek pişiyormuş gibi;
            Oğullar Atina’da, kızlar Almanya’da,
            Avustralya’da değilmiş gibi yeğenler,
            Oyun oynuyormuş gibi çocuklar meydanda.
 
            Bir balkon daha da çökse, biri daha gitse,
            Çay içip tavla oynayacaklar takır takır.
            Direnecekler. Elden başka ne gelir ki.
            Erkekler her an dönebilirmiş gibi tarladan,
            Herkes buradaymış, her şey aynıymış gibi.
 
            Bir garip karanlık var ama gözlerinin ardında,
            Her an düşebilirmiş gibi tüm savundukları,
            Çok uzak değilmiş gibi artık son yenilgi.
            Dört bir yanına ulak yollamışlar da dünyanın.
            Umutsuzca yıllardır haber bekliyorlar sanki. Sf.34
            *
            Sokaklarında vor denilmiyorsa bir kentin,
            İstanbul değildir, kentim değildir benim.
            Beni yaratan bir başka kenttir.
            Onu bilir ben, onu söyler,
            onu özlerim. Sf.36
            *
            TOM’UN KEDİSİ
            
            Tom'un kedisi
            kalp krizi geçirdi
            iki ay kadar önce.

            Daha doğrusu,
            veteriner öyle dedi.
            Ağaçtan düşmüştür bence.

            Sağ ön ayağı felç,
            aklı hep başka yerde gibi.
            Zaten yaşlı bir kediydi.
            kalp krizi geçirdi
            iki ay kadar önce.

            Daha doğrusu,
            veteriner öyle dedi.
            Ağaçtan düşmüştür bence.

            Sağ ön ayağı felç,
            aklı hep başka yerde gibi.
            Zaten yaşlı bir kediydi.
 
            Yürüyebilsin diye,
            o bacağı kesmek gerekti.
            Ağır ağır geziniyor şimdi.

            Yine çok zaman dalgın sanki,
            hareketleri yavaş, kendince,
            bazen de ama belli ki keyifli.

            Dün gördüm bahçede,
            bir kuşa doğru seğirtti,
            yalpaladı biraz, doğruldu.
 
            O bacağın yokluğu
            hiç aklında değildi belli ki.
            Birden aklıma geliverdi:

            Kediler de insanlar gibi
            çabuk alışıyor demek eksikliğe
            eskiden varken artık olmayan şeylere.

            Gençlik. Ölen dost. Eski sevgili.
            Kediler de bizim gibi
            yaşayabiliyor demek eksile eksile. Sf.41-42

            Taylan Köken

14 Ağustos 2020 Cuma

apollo yılları...


RONİ MARGULİES           
APOLLO YILLARI / ŞİİR / YKY / 2010 / 80 sayfa
 
Roni Margulies’in şiir serüvenini zevkle izliyorum. O kendi çevresine oluşturmuş ve gün geçtikçe, yetkinleştikçe, ustalaştıkça yani çapını büyüttükçe çevresini de çerçevesini de büyütüyor. Şiirlerini okuyunca hatta tekrar tekrar okuyunca ve daha da bakınca onun şiirinin hep aynı tonda ancak biraz daha saflaşarak gittiğini görebiliyor.
 
R.M. şiiri size daima bir şey anlatır, elbet çalışılmış ve araştırılmış konusu olduğundan. Şiirin öyküleri birbirini izlerken, kafa yorulduğunu görürsünüz. Poetika diyorlar ya şairin bu bakışı, üslubu olmuş ve kitap kitap günümüze gelmiş.
 
Şair Apollo Yıllarında belli bir dönemi mercek altına almış. Yer yer zamansal sapmalar olsa dahi yine de birçok şiirinde o günlerin önemli olaylarını analiz etmiş.  
   
Kitaptan birkaç parça aktaracağım ve sonda sürpriz bir şiir paylaşacağım:
 
Hem zaten özlem, sen de bilirsin,
bitmek bilmez bir bitkinliktir bazen,
ısırınca aldığı renktir bir elmanın,
gücenmiş sanki, sararır. Sf.9
*
 
Öfke ve sabır
 
Sol tarafı boylu boyunca çatlaktı.
Aynada kısaca kendine baktı.
Su çarptı yüzüne. Ayılamadı.
Biri girdi arkasından tuvalete.
 
Kravatına uzandı eli. Çözemedi.
Nefret, mide bulantısı ve öfke
felç ediyordu parmaklarını sanki.
Süzülüp geçti arkasından öteki.
Toparlanabilse, masaya dönecekti.
“Ben”, dedi, “bu ilkesiz heriflerin
yaşadığı yerde yaşayamam ki…”
Kızardığını sezdi gözlerinin.
 
Ağlamadı. Zor bela tuttu kendini.
Dayadı ağzını yarısı paslı musluğa,
uzun uzun içti. Kendine geldi.
Hiç sallanmadan gitti yerine oturdu.
 
“Bakın”, dedi, “baştan anlatayım.
Size hiç Ermeni dölü diyen oldu mu?...” sf.63
*
Kendisi bir Musevi olmasına rağmen, İsrail’e ve siyonizme karşı durmuş bir şairdir. Zeytin Ağacı şiirini bu fikirle okumalıyız.
 
Zeytin Ağacı
                                       Zeytin ağacının ömrü normal koşullarda 1000 yılı aşar.
                                               Duvar’ın inşası için İsrail devletinin şu ana kadar
                                               8000 zeytin ağacını köklerinden söktüğü tahmin ediliyor.
 
Her geçtiğimde yanından bir zeytin ağacının
sormak gelir içimden: Anlatsana ihtiyar,
küçükken daha sen nasıldı bu topraklar,
kimler geçer yanından, kimler giderdi?
küçükken daha sen nasıldı bu topraklar,
kimler geçer yanından, kimler giderdi?
 
Fenikeliler getirmiş diyorlar buralara seni.
Tuzlu muydu Akdeniz'in suları o zaman da?
Yakıcı mıydı böyle yine öğle güneşi?
Neye benzer, neler düşünürdü Fenikeliler?
 
Uzun yaşamak kolay. Ya hatırlamak her şeyi?
Sallayıp gövdeni zeytin toplayan insanların
değiştiğini görmek yaklaşık otuz yılda bir,
babadan oğula, izledikçe nesiller birbirini?
 
Her geçtiğimde yanından bir zeytin ağacının,
düşünmeden edemem: yaslanıp yaşlı gövdesine
kimler dinlenmiş, kimler uyuklamıştır acaba
ılık bir yel eserken yapraklarının altında?
kimler dinlenmiş, kimler uyuklamıştır acaba
ılık bir yel eserken yapraklarının altında?
 
Sorasım gelir her defasında: Anlatsana ihtiyar,
neler gördün, neler kaldı yüzyıllardan aklında?
Nasıl insanlardı Haçlılar? Eski Yunanlılar?
Korkunç muydu Aksak Timur denildiği kadar?
neler gördün, neler kaldı yüzyıllardan aklında?
Nasıl insanlardı Haçlılar? Eski Yunanlılar?
Korkunç muydu Aksak Timur denildiği kadar?
 
Evet, diye fısıldar yemyeşil yapraklar adeta:
"Koca koca ordularıyla geçtiler önümden hepsi,
gümüş kakmalı kılıçları, ipek takımlı atlarıyla.
Geçtiler... ve gittiler ama işte, yoklar artık hiçbiri.
Buradayım ben hâlâ." Sf.64-65
*
Ve son şiirde hem Ayvalık geçiyor ham de bir zamanlar yolu Ayvalık’tan geçen Fikret Mualla’ya gönderme yapılıyor, adı anılmadan. Buyurun.
 
Ars longa, vita brevis
                                   (Sanat uzun, hayat kısa. T.K.)
 
Genç bir adam uğrardı bizim oraya,
otuzlu yıllardı sanırım, saç baş dağınık,
gün ortasında içmiş, yarı sarhoş,
kolunun altında koca bir dosya.
 
Masa masa gezer, en son bana gelirdi.
Döker dosyanın içindekileri önüme,
“Bir resim alsana arkadaş”, derdi,
“bir bardak şarap fiyatına?”
 
Soluk renkli, kötü suluboyalar.
Acıdım, iki tane aldım bir defasında:
Bir Ayvalık manzarası, bir balerin.
Duvardakiler işte, şu gördüklerin.
 
Geliverdi yine hemen ertesi gün.
“Gel”, dedi, “portreni yapayım senin.
Yağlıboya. Bir şişe rakı fiyatına”.
Gerek yoktu gerçi; kıramadım ama.
 
Kendi resmimi yaptırmadım elbet,
eve çağırdım, babaannemi çizdi.
Bir şeye benzemeyen, yemyeşil,
berbat bir resim çıktı ortaya.
 
Zor yatıştırmıştım rahmetliyi,
 “Çirkin miyim ben böyle!” diye
atmıştı tabloyu şu dolabın üstüne.
Yıllar sonra baktık, kaybolmuş.
 
Adam gitti meşhur oldu Paris’te. 
Hastaymış ama, mutsuzmuş.
Girip çıkarmış tımarhanelere.
Çok oluyor zaten oralarda öleli.
 
Kim bilir ne oldu o tabloya? 
Ne kimin resmi olduğu,
ne kimin yaptığı belli,
asılı duruyordur belki de bir duvarda. Sf.32-33
 
Taylan Köken

9 Ağustos 2020 Pazar

doğal, tarihi ve kültürel değerlerin korunması...


RAŞİT RACİ BADEMLİ
DOĞAL, TARİHİ VE KÜTÜREL DEĞERLERİN KORUNMASI / ARAŞTIRMA / ODTÜ MİMARLIK FAK. / 2006 / 89 sayfa
 
Prof. Dr. Raci Bademli’nin 1995 yılında DPT eşgüdümünde başlatılan Ulusal Çevre Eylem Planı için geliştirmiş olduğu çalışmanın kitabıdır. Ulusal Çevre Eylem Planı çerçevesinde 19 çalışma grubu oluşturulmuş ve bunlar arasında Doğal, Tarihi ve Kültürel Değerlerin Korunması Çalışma Grubu çalışmalarına değişik zamanlarda 28 kuruluştan 55 uzman katılmıştır.
Kitap, bu çalışmalar ışığında derlenen bilgi ve verilerin bir araya gelmesi, danışman olarak süreci yöneten Raci hocanın kendi özgün düşünceleriyle kaleme alınmıştır. Bu kitap toplamda 500 adet basılmıştır. Bir zamanlar DPT sitesinde pdf dosyası yayınlanan kitaba bugün maalesef ulaşmak imkânsız. Bilgi çağında ilerlemek böyle olsa gerek.
Raci Bademli yıllarca birçok koruma kurulu üyelikleri, imar müdürlüklerinde elde etmiş olduğu tecrübeleri bu kitapta değerlendirmiş diyebiliriz.  
Kitapta Ayvalık’ta bulunmakta ve birkaç yerde göndermeler yapılmaktadır.

Taylan Köken

7 Ağustos 2020 Cuma

soldan dördüncü aralık...


NURİ DEMİRCİ     
SOLDAN DÖRDÜNCÜ ARALIK/ŞİİR/YKY/2003/78 sayfa
 
Kars doğumlu şair eğitim hayatını İstanbul’da tamamlar. Aslen diş hekimi olan Nuri Demirci Bursa’da hem yazın hayatını hem de geçimlik mesleğini(!) icra etmeye devam ediyor. Bursa da uzun yıllar sürmüş dergicilik geçmişi de var. Soldan Dördüncü Aralık kitabı şairin dördüncü şiir kitabıdır. Şair 2002 yılında Ahmet Hamdi Tanpınar Şiir Ödülünü kazanmıştır.
Kitapta şair doğayı, şehirleri ve nihayetinde insanı çok iyi izlemiş ve aktarmış şiirine. Anlamı arayan şair bu kitapta bulmuş olmalı. Kendince bulamadıysa eğer aramaya devam etsin, arayış da güzel…
 
gece
 
karşımdaki koltuğa
bıçağın ucunda uzattığım elma
geri dönüyor bana
sırtındaki bıçakla sf.46
*
yolcu
 
aynalı dolabı aç
yüzlerden yüz seç yüzüme
 
tuttum yenilgilerin ağır nöbetini
daha ne
 
yönüm ol
düş önüme
avluda hazır atım
sır atım
 
kapadık bir kapıyı usulca
gidiyor muyuz
döndük mü yoksa sf.57
*
dip ses II
 
…yavruağızı olacak kadifeler
köşeye üç ayaklı bir sehpa, porselen kuşkonmaz
bir de boy aynası girişe, evet, bir de boy aynası
grek sütunlar iki yanında, üstünde dor kapısı
ege’ye karşı oynayan bir amerikan filminde
bir evin, okyanusa açılacak verandası sf.65

Taylan Köken

5 Ağustos 2020 Çarşamba

101 bir dize...


GÜVEN TURAN   
101 BİR DİZE / ŞİİR / YKY / 1996 / 105 sayfa
 
Güven Turan şiiri sade, adeta imbikten süzülmüş gibi. 101 bir dize, üç kere distile edilmiş mübarek. Baş ucuna koymak gerek bu kitabı, bir amentü gibi…
 
Kitaptan:
Bir nisan bulutunu öpüyorum; yüzün değiyor. Sf.9
*
Çabuk büyür ilkyaz… Dün doğmuştu, bugün anaç. Sf.31
*
Sen aşksın, bilirsin, yalnızlığın gözleri ne renk. Sf.46
*
Herşeyin bir sessizliği vardır; aşkınki gümbür gümbür. Sf.53
*
Sen gelsen de, sussa şu kalem. Sf.73
*
Rüzgârın söylediğiyle yetin, söz dilsiz. Sf.94  

Taylan Köken

2 Ağustos 2020 Pazar

zeytin kitabı...


MAHMUT ve ZERRİN İREN BOYNUDELİK   
ZEYTİN KİTABI/ARAŞTIRMA/OĞLAK/2008/176 sayfa
 
Zerrin İren Boynudelik, felsefe, arkeoloji ve sanat tarihi bölümlerinde okudu. Yayıncılık yaptı, kütüphanede çalıştı, YTÜ Sanat ve Tasarım Fakültesinde öğretim üyesi oldu. Adatepe Zeytin Müzesi’nin kurucusu oldu, Adatepe’de Taşmektep Seminerleri verdi.
Mahmut Boynudelik, siyasal bilgiler uluslararası ilişkilerden mezun oldu. Öğrenciyken başladığı turist rehberliğini devam ettirmekte, bir merakla başladığı zeytin ve zeytinyağı üreticiliğine devam ediyor. Adatepe Zeytin Müzesine zenginleştirme çabaları devam ediyor.
1982 yılından beri beraber yaşayan bu çift yılın belli dönemini Adatepe’de geçirirlerken, “Sanat Tarihinde Zeytin İmgesi” üzerine kitap çalışmalarına devam ediyorlar.
Tüm bu kısımları kitabın başından aktarıyorum sizlere. Çünkü kitap hakkında söyleyebileceğim tek bir şey var. Muhteşem bir kitap. Vermiş olduğu bilgilerle, görsel malzemedeki uyum ve kullanım şekliyle harika bir çalışma. Kitap sanki cep kitabı gibi bakıyor size ama içi gerçekten sizi tatmin edecek bilgilerle dolu. Gerçekten tebrik ederim. Kitabın alt başlığı “Zeytinden Zeytinyağına”, tasarımcı, Sahir Erdinç’i de başarılı çalışması için tebrik etmeliyiz.   
İlk sayfalarında belirttikleri gibi belki zeytin üzerine toplamaya devam ediyorlardır. Belki bu sefer daha kapsamlı, daha zenginleştirilmiş ve baskı kalitesi bir tık arttırılarak, kuşe ve şömezli iri kıyım bir çalışmayla karşımızda olurlar. Diye yazmışım ve 2011 yılında yayınladıkları, Zeytinin Renkleri kitabını gördüm.
Mahmut Boynudelik’in Adatepe Öyküleri ve Ekolojik Anayasa isimli iki kitabı daha bulunmakta. Zerrin İren Boynudelik hocamızın da sanat tarihi üzerine seri kitapları mevcut.
 
Taylan Köken

1 Ağustos 2020 Cumartesi

çok param olursa...



Bende de bu hastalık var!.. Doktor çocukluğuna inmemiz lazım,dedi. İndi! Her şey Teksas-Tommiks ile başlamış! Sonra Kemalettin Tuğcu, sonra Jules Verne'nin Denizler Altında Yirmibin Fersah... İlk ciddi kitabım Aycan enişte tarafından doğduğum gün hediye edilmişti. Hala durur ve ilk okuduğum ciddi kitaptı. Bertrand Russell'in "Terbiyeye Dair"... Sonrası çorap söküğü gibi...

taylan köken

28 Temmuz 2020 Salı

celaliler isyanı...


GÜLTEN AKIN      
CELALİLER İSYANI/ŞİİR/YKY/2007/46 sayfa
 
1933 Yozgat doğumlu şair 1950’li yıllardan itibaren şiir üretmeye başlamıştır. İkinci Yeni etkisinde olan şiirleri 1970’li yıllardan sonra Toplumsal bakış açısına evrilecektir. Sessiz sedasız birçok ödül kazanan şair, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın 2008 yılındaki vefatından sonra okur tarafından “Yaşayan en büyük Türk şairi” unvanını da okurlarından alacaktır. Sanırım bu onun en büyük ödülüdür.
2015 yılında aramızdan ayrılan Gülten Akın’ın bestelenmiş 50’ye yakın şiiri, 10 tane edebiyat ödülü ve onlarca kitabı bize emanet edilmiştir.
Celâliler İsyanı kitabı YKY’da 2007 yılında yayınlandıktan hemen sonra ikinci baskısını yapmıştır. Şair kitabın sunu bölümünde destanı 1980’lerde yazdığını belirtiyor. Ve kitabını şöyle tanıtıyor: “Celâliler Destanı ise koca Osmanlı Mülkü’nün ayakta olduğu bir dönemde, zulmün ve buna karşı kalkışmanın, büyük ve uzun isyanın destanı olsun diye yazıldı.” Kitaptan anlayacağınız üzere, Osmanlı’da gerçekleşmeyen, Cumhuriyetle denenen ancak onda da gerçekleş(e)meyen, İmtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kitle oluşturma çabası, ancak gerçek bir demokrasinin koşulları sağlanmasıyla gerçekleşebilirdi: Olmadı. Bu destan yine yeniden isyan eden Celâlileri yazmıştır. Kitaptan:
 
leventler sekbanlar suhte kovaladı
devriye bölükler…
sonra asi oldu kendiler
celâli yanına yerleştiler
ehl-i örf hepsine kıydı sefer sefer
yani öldürenler ve ölenler
kendi kanlarını döktüler
beylerle ümera bir onun arkasında
bir ötekinin
açıktan celâli, açıktan asi
et kokunca tuz gerek
ama tuz da koktu… sf.20

Taylan Köken